GÜVEN ARTIYOR MU, AZALIYOR MU? ANLAYANA AŞKOLSUN !

Şikago Üniversitesi’nin yaptığı bir ankete göre Amerikan vatandaşları arasında “çoğu insana güvenilebilir” diyenlerin oranı, son kırk yıl içinde %44’den, %32’ye gerilemiş; büyük bir güven erozyonundan bahsediyoruz. Amerika Birleşik Devletleri gibi hür teşebbüsün insiyatifleri ile büyüme dinamosunu çalıştıran bir ülkede güvenin olmaması, ekonomik aktörlerin karar verme reflekslerini yavaşlatma, hatta durdurma riskini taşıyor. JPMorgan Chase yatırım bankasının Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Jamie Dimon güveni, “Amerika’nın gizli sosu” olarak tanımlıyor, ve daha da ileri giderek şişenin boşaldığını iddia ediyor. Dimon’un sözlerine ragmen, S&P500 endeksi tarihi zirvesinde, “güven”in olmadığı bir ülkede ekonomik aktörler nasıl olup da, sermaye piyasalarına güvenebiliyorlar ? Gerçi bahsettiğimiz ülkenin başkanı, göreve gelir gelmez, “alternatif doğrular” diye bir kavramı kamuoyunun diline pelesenk edebildi.

Otuz OECD ülkesine yönelik bir araştırma yapan Luigi Guiso, Paola Sapienza ve Luigi Zingales, güvenin ekonomik büyüme ve refaha pozitif etki yaptığını analitik verilerle kanıtlamışlar*. Ne acı ki, güvenin az olduğu ya da olmadığı Meksika ve Türkiye’nin otuz ülke arasında en fakir kalanlar olduğunu örneklemişler. Çalışmanın daha da ilginç bir sonucu ise aralarında güven olmayan, hatta husumet olan ülkelerin (örneğin İngiltere ve Fransa) karşılıklı ticaret ve yatırım yapmak konusunda da geri kaldıklarının kanıtlanması.

Ülkeler bazındaki bu durum, şirketlere duyulan güven bazında ise farklı sonuçlar veriyor. Dimon’un dile getirdiğinin tersine, belki sermaye piyasalarında yaşanan ralliyi de açıklayacak şekilde, ABD’nde Gallup tarafından yapılan araştırmalarda kamuoyunun büyük Amerikan şirketlerine duyduğu güvenin son kırk sene içinde arttığı gözüküyor; 1976 yılından 2016 yılına büyük şirketlere duyulan güven %26’dan, %39’a yükselmiş; bankalara duyulan güven ise %10’dan %28’e yükselmiş. Son kırk yılı bir an için gözünüzün önüne getirin; yaşanan krizleri, büyük şirketlerin çalışanlarına ve kamuoyuna yönelik tutamadıkları sözleri, skandalları ve daha nicelerini hatırlayın. İşten kovulan binlerce insanın yaşadığı dramı, batan bankalarda parasını kaybedenleri düşünün Buna ragmen ortalama Amerikalının bu büyük şirketlere ve hatta bankalara duyduğu güven artmış. Açıklaması zor…

Daha da ilginci ise, kamuoyunun güveninin arttığı şirketlerin geleceğe güven duyup duymadığı; S&P500 endeksindeki şirketler elde ettikleri her dolar karın 65 sentini nakit olarak ceplerinde tutuyorlar; yatırım yapmaktan imtina ediyorlar, kendi faaliyetlerine de yatırmıyorlar. On sene önce bu aran, her doların 45 senti imiş; yani şirketler tarafında tutumluluk artmış.

Şimdi bakalım beraberce, bu işin içinden çıkabilecek miyiz? Güvenin eksik olduğu ülkeler gelişemiyor; refahları artmıyor. Ülkelerde insanlar birbirlerine güvenmiyor, ancak insanlar artarak, bugüne kadar onları en çok hayal kırıklığına uğratan büyük şirketlere, bankalara güvenlerini arttırıyor. Bunun üzerine de, o bireylerin güvendiği şirketler ise sisteme güvenmedikleri için, ceplerinde nakit para ile dolaşmaya devam ediyor. Nasıl, basit değil mi? Çözebilene aşkolsun bu güven konusunu…. Ne diyeyim, ben bu aylık pes ediyorum….

*The Economist; 12 Ağustos 2017

No Comments

Post A Comment