ZİNCİRİ KIRMANIN VAKTİ GELMEDİ Mİ?

 

ZİNCİRİ KIRMANIN VAKTİ GELMEDİ Mİ?

 

Her zaman dile getirdiğimiz gibi Türkiye’de yazı yazmak hem çok kolay hem de çok zor. Kolay, çünkü günlük hayatta yaşanan çarpıklıklara tanık oldukça konu bulmakta zorluk çekmiyorsunuz. Zor, zira hangi konuyu yazacağınıza karar vermekte zorlanıyorsunuz ve daha da önemlisi konuları derinlemesine, araştırarak incelemeye çalıştığınızda değişen gündeme yenik düşüyorsunuz. Bu sebeple istememize rağmen birçok konuyu sizlerle paylaşamıyoruz.

 

KAMU BANKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİ

 

Üç kamu bankasının özelleştirilmesi ile ilgili yasa tasarısı büyük tartışmalardan ve pazarlıklardan sonra Meclis Genel Kurulu’na getirildi. IMF’in son dakika uyarısı ile kamu bankalarının özelleştirilme sürecine kadar olan sorumluluğu Hazine’ye bırakılarak, tasarı yasalaştırıldı. Son derece önemli bu adım için hükümeti tebrik ediyoruz. Bu sürecin en ilginç halkalarından biri kuşkusuz aylardır aksi söylenmesine rağmen, hükümetin son ana kadar “ya tutarsa” yaklaşımı ile kamu bankalarının sorumluluğunu ilgili (neyle ilgili bilmiyoruz ama) devlet bakanlıklarına bırakmak istemesiydi. Hatta bir bakanın, “Bankalar Hazine’ye bağlanırsa, hepsi DSP’ye geçer, bu da protokole aykırı” yorumunu dahi okuduk.

 

Neyse bunlar da atlatıldı, koalisyon protokolüne aykırı davranmak pahasına “doğrusu” yapıldı. Bizim asıl merak ettiğimiz, neden kamu bankaları için Telekom’da da olduğu gibi farklı muamele yapılıyor ? 4046 sayılı Özelleştirme Kanunu ile yetkilendirilen Özelleştirme İdaresi’nin sorumluluğu tüm kamu kurum ve kuruluşlarını ve kamunun azınlık hisselerini kapsamıyor mu? Bu farklı yasaya neden ihtiyaç duyulduğunu pek anlayabilmiş değiliz. Ancak farklılaşmaların neler yaratabileceğini Türk Telekom’da fazlasıyla gördük.

 

Diğer taraftan baktığımızda Ankara’yı tanıyan dostlarımız 2000 yılı bütçesi ile dahi zorlanan bakanlıkların ve dolayısıyla bakanların, 2001’de daha da “kısalacak yorganlarına göre ayaklarını uzatmakta” zorluk çekeceklerini söylüyorlar. Bu sebeple de kamu kurumlarının ve özellikle de bankaların, bakanların cari harcamalarını karşılayamayacak olması ciddi sıkıntılar yaratabilecek. Cari harcamalardan da kastımız en basit yol masrafından başlayıp, sarf malzemesine veya konaklamaya varan konulardır. Kuşkusuz biz biraz “safdillilik” ediyoruz. Bu mekanizmanın “bıçak gibi kesilmesi” pek mümkün değil. Bu arada sanıyoruz, bu bakış açısı bazı bakanların neden kamu kurumlarında azınlık hissesi satımında ısrarcı olduğunun veya stratejik ortaktan ziyade halka arzı öne çıkarmak istediğini gösteriyor. Hangimiz ortağımızın özel harcamalarını şirketin bütçesinden karşılamasına veya hemşerilerini bordroya almasına rıza gösteririz ?

 

Konunun diğer yanından da bakmakta fayda görüyoruz. Bakanları da bazı açılardan eleştirebilmemiz mümkün değil. Bindiği uçağın, konakladığı otelin masrafını dahi karşılayabilecek kaynak veremediğimiz bu insanlardan Türkiye’yi 21. Yüzyıla hazırlamalarını ve hatta yönetmelerini bekliyoruz. Bırakınız konularında yatırım yapabilmeyi, kadrolarındaki insanları tatmin edebilecek kaynağa dahi sahip değiller. Ve unutmayalım ki, bunun müsebbibi sadece onlar, yani siyasiler değil. Oy verip iş isteyen, oy verip vergi/imar affı isteyen, oy verip ihale isteyen, oy verip açıkça para isteyenler de bizleriz. Oy verip kişisel faydamızı maksimize ettiğimiz sürece bu sistemi çalıştırmaya devam edenler de maalesef bizler olarak kalacağız. Ankara’daki vekillerimizi oraya yollayan da, tutanlar da bizleriz. Bizce en önemlisi, bu “zinciri” kırması gerekenler de bizleriz.

 

 

No Comments

Post A Comment