YUT YA DA YUTUL !

 

YUT YA DA YUTUL !

Küreselleşen ekonomi “arena”sının, “küçük” kalana yaşama fırsatı tanımayacağı endişesi şirketleri yeni birleşmeler ve devralmalar için teşvik ediyor. Thomson Financial Securities Data şirketi dünya üzerinde gerçekleşen birleşme ve devralmaların hacminin, 2000 yılının ilk çeyreğinde 1.2 trilyon dolara ulaştığını açıkladı. Bundan da 2000 yılında, 1998’de ulaşılan 2.5 ve 1999’da yakalanan 3.1 trilyon dolarlık rakamların çok üzerine çıkılacağı anlaşılıyor. TimeWarner &AOL, Smith Kline Beecham & Glaxo Wellcome birleşmeleri, Vodafone’un Mannesman’ı yutması son aylardan akıllarda kalan örnekler. Şimdi de gündemde British Airways-KLM , Commerzbank-Dresdner Bank ve Amerikan havayolu şirketlerinin yaptıkları görüşmeler var. Bu global trend, ne gariptir ki bugüne kadar ülkemizi fazlaca etkisi altına alamadı. Daha doğrusu dünyada olduğu şekilde sinerji yaratacak Türk şirketlerin “evliliklerini” ülkemizde göremedik. Bugüne kadar gerçekleşen işlemlerin hemen hemen tamamı grup içi şirketlerin verimlilik, yalın organizasyon , vergisel sebepler benzeri motivasyonlarla birleştirilmesi ya da yabancı bir şirketin, bir Türk şirketi ile birleşme kararı alması şeklinde oldu. Koç, Sabancı, Anadolu, Medya, Doğan gruplarının çeşitli şirketlerini birleştirmesi, aslında grup içi bir “konsolidasyon” olarak da nitelendirilebilir.

 

HİNDİSTAN ÖRNEĞİ

 

Örneğin son aylarda hem ülkemiz hem de dünya gündemine sık sık giren Hindistan’da 1999 yılı içinde, toplam hacmi 3.73 milyar dolar tutarında 243 adet şirket birleşmesi gerçekleşmiş. 1998 yılına göre hacim olarak %200’e varan bir artış. Gerçekleşen işlemlerin yaklaşık %60’ı yabancı sermayenin Hint şirketlerini satın almaları ya da ortaklığa gitmesi şeklinde. Kuşkusuz “bilgi teknolojisi” konusunda son derece hızlı ilerleyen ülkede, gerçekleşen işlemlerin dörtte birine yakınının bu sektörde olduğunu da altını çizmemiz lazım.

 

NEDEN OLMUYOR ?

 

Türkiye’nin, birleşmeler haricinde de yıllık 1 milyar doların üzerinde bir yabancı sermaye yatırımını ülkeye çekmekte zorlanması, “şirket birleşmeleri” konusu haricinde de, sık sık dile getirdiğimiz ekonomik ve siyasi istikrardaki eksikliklerine bağlanabilir. Ancak bunun dışında da Türk işadamlarının “her ne ad altında olursa olsun” ortaklıklardan çekindiği gerçeğini dile getirmemiz lazım. Aile şirketi biçiminde yapılanma ve grup içi ilişkilerin yoğunluğu Türkiye’de şirket birleşmelerinin artmasını engelleyen faktörlerin başında geliyor. Diğer önemli bir faktör de “şirket birleşmelerinde” sağlanabilecek avantajların sadece finansal faydalarla sınırlı olmadığının yeni anlaşılmaya başlanması. Özetle küreselleşen ekonomideki “şirket evlilikleri” işletme sermayesi sıkıntısı çeken ve mali yapısı zayıf şirketlerin başvurduğu bir yol değil. Aksine giderek finansal motivasyonun ikinci planda kalacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Örneğin Time Warner, “yeni ekonomi”nin yarattığı devlerden AOL ile birleşerek(hatta yutulmayı göze alarak), Bill Gates’in 21.yüzyılda medyada işaret ettiği büyük değişime karşı kendisini güvenceye aldı. Diğer taraftan AOL ise Time Warner’ın yaygın fiber optik kablo ağına ulaşma şansını elde etti.

 

KÜRESELLEŞEBİLEN ŞİRKETLER

 

Şirket birleşmelerinin ülkemizde hızlı bir artış gösterememesinin diğer bir sebebi ise küreselleşen ekonominin, küreselleşebilmiş şirketleri daha hızlı etkilemesi. Ülkemizde hala çok sayıda şirket Edirne’nin batısında, Kars’ın doğusunda neler olduğu ile fazlaca ilgilenmeden faaliyetini sürdürüyor. Dünyada neler yaşandığı ve bunların çok kısa bir zaman içinde kendisini nasıl etkileyeceğinden habersiz olan bu kesim ise maalesef “yutulmaya” ya da “yokolmaya” mahkum.

 

 

 

No Comments

Post A Comment