YILANIN BAŞINI EZMEK !

 

YILANIN BAŞINI EZMEK !

 

Üretim tesisinizde bir yılan görürseniz ne yaparsınız ? Birkaç seçeneğiniz var; yılanlarla ilgili uzmanlığı olan bir danışman tutup, bilgisine başvurabilirsiniz. Büyük bir toplantı organize edip, yılanın cinsini, rengini, nereden gelip, nereye gittiğini uzun uzun tartışabilirsiniz. Ya da yılanın üstüne basıp, başını ezebilirsiniz. İşte bizim yapmamız gereken bu sonuncu şık; yılanı gördüğümüz yerde başını ezmemiz gerekiyor !

 

Yukarıdaki satırlar Avrupa’nın en büyük, Amerika’nın da Pfizer’in ardından ikinci en büyük ilaç şirketi GlaxoSmithKline’in (GSK) “efsanevi” CEO’su Jean-Pierre Garnier’e, yani namı değer JP’ye ait. GSK, sadece boyut olarak değil, saygınlık olarak da önde gelen ilaç şirketlerinden birisi. Kesintisiz onbeş yıldır Working Mother (Çalışan Anne) dergisi tarafından “annelik haklarına en çok saygı gösteren 100 şirket” arasına yeralan GSK, SCIENCE dergisi tarafından en saygın dört şirket arasında gösterilmiş. Bu başarıya liderlik eden 59 yaşındaki Fransız vatandaşı, sabırsız CEO JP, insan ile ilgili konularda ve özellikle de “yetenek yönetimi” konusunda son derece proaktif bir yaklaşım gösteriyor. Yukarıdaki satırlar da, JP’nin büyüyen organizasyonlarda insiyatif almayan ve problemlerle birlikte yaşamaya çalışanları hem eleştirmeye hem de geliştirmeye yönelik tespitleri.

 

İş dünyası her geçen gün daha da karmaşıklaşıyor. Hem değişken sayısı artıyor, hem de bu değişkenlerin bulunduğu denklemi çözmek için size verilen “ipuçlarının” sayısı azalıyor. Özetle sisli yollarda, doğru yolu bulmak için yöneticilerin göstermek zorunda olduğu çaba her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Ancak bu zorlu mücadelede, kritik başarı faktörü olarak giderek öne çıkan tek bir başlık var: Doğru insanlarla çalışmak ve onların doğru hedeflere yönlendirilmesi ile rekabette fark yaratmak.

 

OTOBÜS METAFORU

 

Bu yaklaşımı iş dünyasına uyguladığınızda da “insan” odaklı organizasyonlara, yani Jim Collins’in 32 dilde, 2.5 milyonun üzerinde basılan meşhur kitabı “Good to Great” içinde yaptığı “otobüs” metaforuna varıyorsunuz. Collins kitabında “otobüsünüzün nereye gitmesi gerektiğinden ziyade, koltuklara kimleri oturttuğunuzun önemli” olduğunun altını çiziyor. Zira koltuklarda oturanlar doğru insanlar ise, sizi her şartta istediğiniz yere götürebilme başarısını göstereceklerdir. Eğer otobüsünüzü yanlış insanlarla doldurursanız, ne kadar iyi bir planınız veya stratejiniz olursa olsun, yanlış kararlar ve uygulamalar ile hedefinizden uzak kalacaksınız. Collins’e göre tek bir kararın herhangi bir şirketin kaderini etkilemesi mümkün değil, ancak arka arkaya verilen doğru ve zamanında kararlar şirketlerin başarıya taşıyor. Bu kararları veren yöneticileri, çalışanları, takım oyuncularını bünyenize katabilme ve daha da önemlisi bünyenizde tutma başarınız da organizasyonunuzun geleceğini tayin ediyor. İşte bu yüzden de JP gibi tepe yöneticiler, kendilerinin herşeyden önce yetkin bir “İK yöneticisi” olması gerektiğinin bilinciyle hareket ediyorlar.

 

CEO Garnier, geçtiğimiz günlerde GSK şirketinin 110,000 kişilik işgücünü motive etmeyi, heyecanlandırmayı başarması nedeniyle Hunt-Scanlon danışmanlık şirketinin “insan yönetimi” ödülünü aldı. Garnier’in bu başarısındaki kritik nokta doğrudan ulaşamadığı insanlara, dolaylı olarak başkalarının üzerinden ulaşabilmeyi, “dokunmayı” becerebilmesi. Yazının başındaki satırlar da aslında Garnier’nin “bugünün işini yarına bırakmama” eğiliminden ve “pratik”, hızlı karar verme ve uygulama becerisinden kaynaklanıyor. Garnier, iş dünyasındaki en büyük zafiyetlerden birisinin, “büyük şirketlerin problem çözme kapasitelerinin azalması” olduğunu düşünüyor. Çalışanların heyecanını ve motivasyonunu yitirdiği ortamlarda, CEO olarak kendi misyonunu ise “çalışma arkadaşlarının her sabah işe gelme heyecanını yaratmak” olarak tanımlıyor. Pragmatik yaklaşımları ile tanınan JP’nin, motivasyonu arttıracak önemli unsurlardan birisi olarak “ücreti” tanımlama “cüretini” de gözteriyor. JP, başta kendisi olmak üzere tüm çalışanların ücretleri için Yönetim Kurulunun temsil ettiği yatırımcılar ile mücadele etme dirayetini göstererek, ekibinin gözündeki “lider” algısını da güçlendiriyor.

 

EN PAHALI İK MÜDÜRÜ KİM ?

 

Küreselleşme kavramının yerleşmeye başladığı iş dünyasının son elli yılına göz gezdirdiğimizde, yatırımcıların öncelikle “üretim kapasitesi” için yani, fabrika, makina, tezgah sahibi olmak için yatırım yaptığını görüyoruz. Daha sonra bu “motivasyon” önce pazar payı satın alma arzusuna ve son olarak da teknolojiye elde etme veya teknolojiye ulaşma isteğine dönüşüyor. Ancak geldiğimiz noktada iş dünyasında kritik başarı faktörünün “insan” olmasının bir sonucu olarak, yatırımcılar “doğru” beyinlerin olduğu organizasyonlara yönelmeye başladılar. Buradaki en büyük çelişki ise, milyarlarca dolar vererek satın alınan şirketlerin içindeki insanları “kaçıracak” uygulamalar ile “parasını sokağa atan” tepe yöneticilerin şirket içindeki değeri feda edebilmesi. JP Garnier ve onun yolundaki yöneticiler şirketteki her bireyin bir değer olduğunu farkeden ve “insan kaynakları yöneticisi” olmaktan gocunmayan liderler. General Electric’in efsanevi CEO’su Jack Welch’in kendisini “astronomik ücret paketine sahip bir insan kaynakları yöneticisi” olarak tanımlaması da işte bu yüzden.

 

O GÜN ÇOK UZAK DEĞİL !

 

Ülkeyi yöneten Başbakan, Holdingi yöneten CEO, Şirket yöneten Genel Müdür, Kulübü yöneten Başkan, orduyu yöneten General, hastaneyi yöneten Başhekim, aileyi yöneten Anne-Baba, her alandaki her yönetici, her lider, önce insan kaynakları yöneticisi olduğunu anladığı anda, başarının da çok uzak olmadığı gerçeği ile karşılaşacak. Birgün herkes istese de istemese de, farketse de farketmese de İKcı olacak ve o gün çok uzak değil !

 

 

No Comments

Post A Comment