YİD

 

YİD

Hafta başında izleme fırsatı bulduğumuz “Türkiye’nin Yeniden Yapılandırılması ve Yabancı Yatırım” konferansında en çarpıcı konuşmalardan birini Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarı Süreyya Yücel Özden yaptı. Tecrübeli bürokrat, Türkiye’de her yıl deprem facialarından daha fazla kayıp verdiğimiz trafik kazalarının en büyük sebeplerinden birinin, 21.yüzyılın eşiğindeki Türkiye’de, “hem yük hem de insan taşımacılığının %95’inin Karayolları aracılığıyla” gerçekleştirilmesine bağlanabileceği saptamasından yol çıktı. Bu “bağımlılığın” önlenebilmesi için önümüzdeki 10-15 yıllık dönemde demiryollarına 26 milyar dolar, denizyollarına 3 milyar dolar, havayollarına da 600 milyon dolar yatırım yapılması ihtiyacı var. Ulaştırma Bakanlığımızın aynı dönemde komünikasyon alanındaki yaklaşık yatırım ihtiyacı ise 5 milyar dolar civarında. Ortaya çıkan tabloda önümüzdeki 10-15 yıl içinde toplam kaynak ihtiyacı (sadece seçilmiş 4 kalem için) 35 milyar dolar. 2000 yılı bütçesinde yatırımlara ayrılan miktar 2.35 katrilyon. Bunun yaklaşık %30’u (mevcut kurlardan) Ulaştırma Bakanlığı’na aktarılırsa yıllık 1.4 milyar dolarlık kaynağa karşılık geliyor. Biz de karayollarına,otoyollara ve boru hatlarına harcanacak paralar ve yeni/tevsi yatırımlar çıktıktan sonra geriye kalan kaynaktan (tabi eğer kalırsa !) yılda yaklaşık 2-3 milyar dolarlık yatırım bütçesi yaratmak istiyoruz. Bu hesabın içinden biz çıkamadık. Enerji Bakanlığı Müsteşarı Yurdakul Yiğitgüden’in önümüzdeki 10 yıl içinde sadece doğal gaz yatırımları için 30 milyar dolar kaynak ihtiyacı olduğunu eklemesi hesabımızı iyice karıştırdı. Aslında IFC’nin Türkiye temsilcisinin “Türkiye’de kısa vade şu andır, orta vade öğlene karşılık gelir, uzun vadede ise içinde bulunduğunuz gün biter” tanımlaması çok da yanlış değil galiba. Ondan sonrası da Keynes’in dediği gibi daha “uzun vadede hepimiz öleceğiz”! Neyse biz gene siyasete, eleştiriye sürüklenmeyelim de konunun özünü, Sayın Özden gibi, mevcut şartlarda “yabancı sermayeyi etkin olarak değerlendirmek zorunda” olduğumuz sonucuna bağlayalım.

 

1998 yılında dünyadaki toplam yabancı sermaye yatırımlarının 644 milyar olduğu düşünüldüğünde Türkiye’nin alabildiği 807 milyon dolarlık payın ne kadar yetersiz olduğu ve “pastanın” ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılabilir. Daha da çarpıcı olan son beş yılda Türkiye’ye gelen yabancı sermaye yerinde sayarken, dünyadaki yatırımların %150 civarında artış göstermesi. Bu tablonun en acı çelişkisi ise yerli-yabancı birçok konuşmacının, uluslararası literatürde YİD(Yap-İşlet-Devret) modelinin hala rahmetli Özal ve Türkiye modeli olarak anıldığının altını çizmesi oldu. Hatta Dünya Bankası temsilcisi Ajay Chhibber, finans piyasasında fazla miktarda YİD projesinin olduğunun altını çizerek, yeni yöntemler arayışına girilmesi ihtiyacını belirtmesi bizi derinden yaraladı. Hem başarılı bir model çıkartmış, hem de kullanmayıp, kaynak sıkıntısı içinde kıvranıp durmuşuz. YİD,galiba “Yarat-İlgilenme-Devret”in kısaltması.

 

muraty@gsdholding.com.tr

 

 

No Comments

Post A Comment