YA DEĞİŞECEĞİZ, YA DA DEĞİŞTİRİLECEĞİZ

 

YA DEĞİŞECEĞİZ, YA DA DEĞİŞTİRİLECEĞİZ

Profesyonel kariyerimin ilk on yılını para ve sermaye piyasalarında çalışarak geçirdim.Üç, hatta dört basamaklı faiz oranlarını; yıllık iki, hatta üç basamaklı enflasyon artışlarını deneyimledim. Türkiye’de sermaye piyasasının temellerini atan, Galata bankerlerinin faaliyetlerine yetişemesem de (1850li yıllar!), 1985 yılında kurulup, 1986 yılında faaliyete geçen ve Tophane’de kapı önlerinde fiziksel olarak hisse senetlerinin el değiştirmesi ile başlayan IMKB ve sermaye piyasalarının kuruluşuna şahit oldum. O dönemde sektör profesyonelleri için, “bir ay kısa vade, iki ay orta vade, üç ay ise uzun vade” idi.

 

Amacım TRT1’de yayınlanan başarılı dönem dizisi “Seksenler”e alternatif bir “Doksanlar” nostaljisi sunmak değil, ancak bugün çevreme baktığımda “dünyamın” değiştiğini farkediyorum. Uzun vadesi üç ay olan bir neslin temsilcisi olarak, birkaç hafta önce küresel denetim şirketi PwC’nin “2041’de Türkiye” konulu raporunun sunulduğu bir konferansa katıldım! Bir an kendimi seksenli yıllarda televizyonda “Uzay 1999” dizisini izlermiş gibi hissettim; o dönemde, 1999 yılında dünyayı resmetmeye, hayal etmeye çalışmak ne kadar yakın ise, bugün de 2041 yılındaki Türkiye ekonomisini tartışmak da o kadar masalsı gibi geldi! Sanıyorum ben yaşlanıyorum! Ya da dünyanın tersi döndü ! Örneğin geçen hafta “dünya çökerken”, Yunanistan’daki seçimlerin AB’nin temellerine dinamit koyacağı tartışılırken, Moody’s Türkiye’nin rating notunu yükseltti. Daha kırklı yaşlarımın başındayım, ama bu kadarı bana galiba fazla geliyor! Ya da o reklam sloganı var ya; hakikaten “çok oluyoruz”!

 

İki hafta once Dünya Ekonomik Forumu’nda ve geçen hafta da Tüketim Ürünleri Forumu’nda dünyanın önde gelen iş, politika, devlet, sivil toplum örgütü liderleri Istanbul’da buluştu. Tüketim Ürünleri Forumu’nun açılışını yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Haziran ayının ilk 20 gününde 10 Devlet ve 4 Hükümet Başkanının kendisini ziyaret ettiğini paylaştı. Konuşmasını dinlerken, Cumhurbaşkanı Gül’ün bir ay once Twitter, Facebook, Apple ve Microsoft firmalarının ABD’nin Silikon Vadisi’ndeki küresel merkezlerini ziyaret ettiğini ve aktif bir Twitter kullanıcısı olduğunu hatırladım. Gene eskilere dönerek, çok eski değil yaklaşık on sene önce Başbakanlık yapan merhum Bülent Ecevit’in bilgisayarı redderek, daktilo kullanmaya devam etmesi ile zihnimde bunu karşılaştırdım.

 

Amacım ne ideolojik bir çıkarım yapmak (ki haddim degil), ne de geçmiş ile bugün arasında iyi veya kötü diye bir karşılaştırma yapmak; ancak son onbeş sene içinde yaşadıklarımızı, iki ayrı kesit resim ile yanyana koyduğumuzda, neredeyse iki farklı gezegende yaşadığımızı görüyorum. Bu sebeple, “gaza değil, frene basmaya” alışmış, “kaybetmemek motivasyonu ile mücadele etmek zorunda kalmış”, “sormak değil, cevap vermek üzere eğitilmiş” yöneticilerin, yeni dönemde, “durdurulamayan değişime” uyum sağlayabilme başarısı hem kendilerinin, hem organizasyonlarının ve hem de ülkenin geleceğini belirleyecek. Ya değişeceğiz, ya da değiştirileceğiz! Her anlamda…..

 

 

No Comments

Post A Comment