VUJA DE !

 

VUJA DE !

Yukarıdaki başlığı atarken, nedense bir anda aklıma Güney Afrika’daki 2010 Dünya Kupası’nda gündeme yerleşen ve neredeyse çalanların haricinde herkesin nefret ettiği vuvuzela isimli üflemeli çalıgı aklıma geldi. Ancak konumuzla ilgisi yok !

 

Fast Company dergisinin kurucularından, girişimci Bill Taylor’un gündeme getirdiği yeni bir kavram: “Vuja de”. Yanlış yazmadım, “déjà vu” değil! Taylor’un “vuja de” kavrami ile tanimladığı, içinde bulunduğunuz sektöre, ekosisteme, şirkete, hatta hayatınıza bir sabah kalkarak farklı bakabilme esnekliğini ve cüretini gösterebilmek. Başarılı olmanın vazgeçilmezi sürekli kendini değerlendirip, gelişmeyi düstur haline getirmek ise, önceden öğrendiklerinizi, önyargılarınızı, belki de sırtımızdaki heybede, yeni şeyler öğrenmenizi engelleyen herşeyi sıfırlayabilme ve yeniden bilinmeyene adım atabilme cesaretini gösterebilir msiniz ? Tecrübelerinizin, yaratıcılığınız ve yenilikçiliğinizin önüne geçmemesi için “vuja de” kavramına sahip olabilmek şart.

 

Taylor’un gündeme getirdiği kavramın bir benzerini, geçen sene bir sunumunda Elif Şafak’dan dinlemiştim. Şafak, İngilizce yaptığı sunumunda “unlearn” kavramını dinleyicilerle paylaştı. Elif Şafak yaratıcılığı parlatmanın en önemli ve vazgeçilmez unsurlarından birisi olarak, “öğrendiklerini unutabilmeyi” ve hatta “öğrendiklerinden vazgeçebilmeyi” sorgulamalarını istedi. Haklı olarak, soranlar olacaktır; “Eh o zaman niye öğrenmek için çaba gösteriyoruz, ara ara hafızayı boşaltacaksak?”. Bu sorunun cevabını sizinle paylaşacak kadar kendimi yetkin hissetmesem de, sanırım öğretilerin dimağımızda oluşturduğu dogmalar, önyargılar, zihnimizin kapılarını yeniliklere karşı sürgülüyor. Sonuç olarak öğrendiklerimizle yetinip, “olduğumuzu, piştiğimizi” hissettiğimiz an, kendimizi dünyaya kapatma eğilimini gösteriyoruz. O ana kadar öğrendiklerimizle, o andan sonraki hayatımızı yürütebileceğimiz özgüveni ve hatta aşırı parla(tıl)mış egosu ile, hatadan hataya koşuyoruz. Aynaya bakmak ihtiyacı hissetmeden, kendi kıblemize göre herkese yaftalar yapıştırıyoruz. Halbuki o yere perçinlediğimiz ayaklarımızı sökebilmeyi, katı ve keskin duruşumuzu değiştirebilmeyi becerebilsek…. Bir sabah kalktığımızda Bill Taylor’un söylediği gibi “aydınlanmayı”, “vuja de” kavramına kapılıp, “zihinsel detoks” yapabilmiş uyanmayı hayal etmiyorum; ama her sabah güneşin yeniden doğduğunu hatırlamaktan ve dünyaya masanın karşı ucundan bakanların neler gördüğünü anlamaya çalışmaktan bahsediyorum.

 

Uzun hayat yolunda, önünüze çıkacak kapıları açmanıza yardım edeceğine inanarak, çantanıza attığınız aletlerin, anahtarların, maymuncukların bazılarını yolda bırakmayı başaramazsanız, ya çantanın ağırlığını kaldıramayarak hızınızı yavaşlatmak zorunda kalırsınız; ya da çantanın içinde yer kalmadığı için karşınıza çıkan yeni aletleri yanınıza alamaz hale gelirsiniz. Ve eğer yolun en başında, çantaya attığınız ilk “çekiç” ile, bütün cevapları bulabileceğinize kendinizi inandırırsanız, aman dikkat! Elinizdeki tek alet cekiçse, bütün sorunlar size çivi gibi gözükmeye başlar!

 

 

No Comments

Post A Comment