“VE TARİH IACOCCA’YI HAKLI ÇIKARDI !”

 

“VE TARİH IACOCCA’YI HAKLI ÇIKARDI !”

 

Beş yıl önce haber portalı NTVMSNBC’de yayınlanan yazımın başlığını tekrar kullanmakta sakınca görmedim. 1970li yıllardaki Ford CEO’su Lee Iacocca-Henry Ford II çekişmesinin ardından, şirketten ayrılan Iacocca, Chrysler’e geçmiş ve başarı hikayesi yazarak, Ford’un başına dert olmuştu. Hisselerinin %40’ı halen Ford ailesinin temsilcilerinde olan şirketin son beş yılını odak altına alacağız.

 

2001 yılının Kasım ayında bir Yönetim Kurulu darbesi ile Ford şirketinde CEO olarak göreve başlayan William Ford, gene ani bir karar ile görevini Boeing şirketinin ticari uçaklar ünitesinin yöneticisi olan Alan Mullaly’ bıraktı. Açıklama ani olsa da geçtiğimiz aylar içinde Türkiye’de olan Bill Ford’u görenler, atletizm tutkunu, sportmen Bill Ford’un kilo almış olduğunu ve normalin üzerindeki stresli halini farketmişlerdi. Göreve geldikten sonra kapsamlı bir yapılanma programını uygulamaya geçiren Ford, hayaleti hala üzerinde dolaşan eski CEO “Karındeşen” lakaplı Jacques Nasser’in de gazabına uğramış olabilir.

 

Ford’dan ayrıldıktan sonra JP Morgan’ın yatırım kollarından birisi olan One Equity şirketinde yönetici ortak olarak görev yapan Jac Nasser’in, uzun zamandır Ford’un sahip olduğu Jaguar ve Land Rover markalarının peşinde olduğu biliniyor. Jac’ın bu markalara olan yakın ilgisi, başka “özel sermaye” yatırımcılarının ve aralarında Renault’nun da bulunduğu uluslararası otomotiv şirketlerinin iştahını kabartsa da, özellikle o segmentte otomobilinin olmaması sebebiyle Jaguar’ın satışına Ford’un sıcak bakmayacağını söylemek yanlış olmayacak. Ancak Land Rover ve şu anda pek konuşulmasa da Austin Martin portföyden “gidebilecek” markalar arasında olabilir.

 

SOYADINA BAKARAK CEO ATANIR MI ?

 

Ford’daki değişim şirketin içinde geçmekte olduğu zorlu süreç nedeniyle tetiklendi. Hatta, bu değişimi, içirilmesi gereken acı ilacı “Ford” soyadlı birisinin gündeme getirmesinden imtina edilmesine bağlayanlar dahi var. Boeing’de özellikle ekibin “yapılandırılması” ve küçültülmesi ile kararları kolaylıkla alan Alan Mullaly’nin Ford’daki masasında “imzasını bekleyen” öncelikli kararların da “büyümeye” yönelik olmadığını düşünüyorum ! İronik olan, Ford’daki son iki CEO değişikliğinin “soyadından” dolayı yapılması da

 

Aslında adil bir değerlendirme, Bill Ford’un CEO görevini üstlendiği beş senede yapmaya çalıştıklarının, kendisinden beklenenin çok üzerinde olduğunu gösterecektir. 2001’de CEO olarak göreve geldiğinde “eğer proje haline getirilseydi hiçbir beyin avcısının arama listesinde adı yetkinlikleri ve becerileri nedeniyle bulunamazdı” denilen Ford beş senede şirketi kara geçirebilmek için elinden geleni yapmaya çalıştı. Ancak Amerikan ekonomisinin de girdiği darboğaz sonucu, özellikle Kuzey Amerika operasyonları son onbeş senenin en düşük üretim rakamlarına gerileyince, CEO olarak Ford’un da küçülmek ve “portföydeki varlıkları” satmaktan başka çaresi kalmadı.

 

DEĞİŞEN SADECE YÜZLER !

 

Dört milyonun altındaki nüfusu ile dünyanın en küçük ülkelerinden biri Lübnan’ın, dört bir yana dağılmış çalışan ondört milyon “lejyonerinden” biri olan Jacques Nasser, otuzsekiz yılı aşan ve onbir ülkeye taşan Ford kariyerine bir aile “darbesi” ile beş yıl önce son vermek zorunda kaldı. Ford öncesi yaşamını “ırkçı baskılar” içinde Avustralya’da geçirdiğini her fırsatta söyleyen Nasser’in Ford’daki kariyerinde Brezilya’da %1000 enflasyonla mücadele etmekten, Arjantin’de fabrikayı basan silahlı işçilere rehin olmaya kadar uzanan anılar mevcut. Ancak sanıyoruz 1999’da en üst yönetim pozisyonu olan CEO görevini üstlenmesi, Nasser’in hayatını önemli ölçüde değiştirdi. Ellisekiz yaşındaki yönetici, Ford’u her yönüyle çağdaş bir “tüketim şirketine” dönüştürmenin çabası içindeyken, tam onüç milyon Firestone lastiği üç milyar dolar maliyetle piyasadan geri toplamak zorunda kalması ve maliyetleri sürekli aşağıya çekmek üzere tüm “iş ortaklarını” zorlaması, kendi sonunu da hazırladı. Ancak “toplanan lastiklerin maliyetinden” ziyade, Fireston firmasının kurucusunun torunu Martha Parke Firestone’un, Bill Ford’un annesi olduğunu söylememiz “ilişki yumağının” ne kadar içiçe girdiğini de gösterecek boyutta.

 

Ford camiasında “Karındeşen Jac” olarak tanıtılan Nasser’in, her dönem sorumluluğundaki yöneticileri performanslarına göre sıralaması ve kullandığı “çan eğrisi” sistemi ile, düşük performans gösterenleri şirketten çıkartması, kendi sonunu da hazırlayan agresif yaklaşımlarından sadece birisiydi. 2001 yılı Ağustos ayı sonunda Ford’un 6,000 üst düzey yöneticisinin ikramiyelerinin ekonomik sıkıntılar nedeniyle ödenemeyeceğinin açıklanması da Nasser ile tepe yöneticilerin arasını sanıyoruz daha da açtı. Bir önceki yıl yarım milyar dolara yaklaşan ikramiye ödemesi yapan Ford’un son on yılda ilk kez aldığı bu kararın üzerine sadece Kuzey Amerika’da 5,000 adet “beyaz yakalının” işlerini kaybedebileceğinin haberinin yayılması Nasser’nin altının daha da fazla oyulmasına sebep olmuştu. Ne ilginç bir “tesadfü” ki, Bill Ford ve yeni yönetim bu kararlarda geri adım atılmayacağını gelir gelmez teyit etmişti. Daha da ilginci, göreve gelen Alan Mullaly’nin, Bill Ford’un başlattığı yapılanma insiyatifini sonuna kadar sahipleneceğini açıklaması oldu. Yani iş dünyasında, “doğrular” değişmiyor. O zaman yüzler niye değişiyor acaba ?

 

PEKİYİ NE DEĞİŞTİ ?

 

Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen 300,000’e yakın çalışanıyla Ford, dünyanın ikinci en büyük otomotiv şirketi olmanın yanı sıra ABD’nde en çok satılan 10 otomobil ve kamyondan beşinin de üreticisi. Ancak boyut ne kadar büyük olursa olsun, sanıyoruz “politikalar” ve aile şirketlerinin işleyiş prensipleri pek değişmiyor. Nasser’nin sonunu hazırlayanın Financial Times gazetesine verdiği bir mülakatta, “Ford ailesini de herhangi bir hissedardan farklı görmediğini” açıkça beyan etmesi olduğu söylenmişti. Yerine geçen Bill Ford ise koltuğu beş yıl sonra, Nasser gibi zor kararları alma başarısını kariyerinde gösteren bir yöneticiye ve “soyadı Ford olamayan” birisine bıraktı. Geçen beş yıla bakınca insanın aklına, ağa ile köylüsünün hikayesi geliyor:“Ne demeye yedik biz bu ……..!”*

 

 

 

* Hikayeyi bilenler bilmeyenlere anlatsın, hiç bulamayan da bize sorsun lütfen.

 

 

 

No Comments

Post A Comment