TÜRKLER AVRUPA KAPISINDA !

 

TÜRKLER AVRUPA KAPISINDA !

 

Cuma gününde bu yana tüm medya organları Stanley Fischer’in Türkiye ziyaretini ve uygulanmakta olan ekonomik programa yansımalarını irdelemeye çalışıyorlar. Hafta içinde Türkiye’de çokuluslu bir şirkette çalışan yabancı bir üst düzey yönetici ile beraberdik. Konu dönüp dolaşıp IMF’e gelince, yemekte bize katılan şirketin Türk üst düzey yöneticileri ile birlikte Arjantin’in Türkiye ile olan benzerliklerinden başlayıp, Fischer’in emeklilik günlerini geçireceği yazlık evine kadar tartıştık. Yabancı yönetici bizi ilgi ile izleyerek “İşte Türkiye’nin farkı bu” dedi. “Ortalama bir Amerikalı, bırakın makroekonomik politikaları, Fischer’ın kim olduğunu dahi bilmeyecektir”. Bu ilginç saptamayı biraz daha düşününce, bu hafta Fischer ile ilgili gözlemler veya ekonomik program üzerine yazmamaya karar verdik.

 

Ünlü Alman şairi ve filozofu, Johann Wolfgang von Goethe “Sağlığınız yerinde bile olsa, paranız yok ise, yarı hasta sayılırsınız” demiş. Osmanlı İmparatorluğu’na verilen hasta adam benzetmesi de belki buradan esinlenmiştir.

 

AB SÜRECİNİ UNUTMAYALIM

 

Biz yıllardır Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin her iki taraf için de ağırlıklı “ekonomik” olduğunu iddia ettik. Bu sebeple içinden geçmekte olduğumuz zorlu ekonomik dönemin yarattığı, volatilitesi yüksek ortamın Türkiye’nin önünde bulunan en büyük fırsatlardan birini unutmamıza ve “toplumsal körlüğe” sebep olduğu endişesine kapılıyoruz.

 

Bu çerçevede Avrupa Birliği’ne uyum süreci için atılması gereken adımların hızlandırılması ve her vatandaşın tam üyelik sürecinin takipçisi olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Türkiye’de devlet mekanizmalarının daha hızlı, daha verimli ve daha üretken olarak kendini çalıştıracak özelliklere sahip olabilmesinin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin yol haritası olarak belirlenmiş olan Ulusal Programın uygulanması ile sağlanabileceğini öngörüyoruz.

 

Hem ekonomik istikrar programının hem de Avrupa Birliği adaylığı çerçevesinde uyum çalışmalarının başlaması Türkiye’de köklü bir anlayış değişikliğinin gerçekleşmesini şart koşuyor. İstikrarlı kur , bütçe açıklarının dengelenmesi, ticaret ve sermaye akımlarının artması kuşkusuz temeli sağlam para ve maliye politikalarını oluşturarak ve uygulayarak sağlanabiliyor. Ancak bunlardan daha da önemlisi yönetim alanında, dünyada oluşan yeni düzene ayak uydurabilmek. İdari ve hukuk sistemimizde çağın gereklerini yakalayamazsak, yolsuzlukla mücadele edemezsek, insan haklarına ve mülkiyet haklarına saygı duymazsak, şeffaflaşmayı sağlayamazsak Avrupa’ya entegre olabilmemiz çok kolay değil.

 

Bu köşeyi takip edenler ısrarla üzerinde durduğumuz şeffaflaşmayı sağlamanın ancak hesap verebilir olmak ile mümkün olduğunu ve hesap verebilir olmak için de hesap sorabilmeyi öğrenmemiz gerektiğini artık ezberlediler.

 

SUÇ PADİŞAHTA MI ?

 

Ülkemizin sorunlarının çoğunluğunun Ankara’da, yönetimde veya yöneticilerde odaklandığına biz inanmıyoruz. Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği adlı eserinde yaptığı ilginç ve yerinde bir saptamayı sizlerle paylaşmak arzusundayız. Güvenç, “Osmanlı Devleti’nin çöküşünü padişahların deli, çocuk ve hasta olması ile açıklayan dünya görüşünün” sorgulanmamasını eleştirirken, “O nasıl bir toplum ya da devlettir ki yüzyıllar boyunca çocuklar hastalar ve deliler padişah olmakta ve görevde kalabilmektedir” sorusunun sorulmadığına işaret ediyor. Bozkurt Güvenç devam ederek “Böyle bir toplumda padişahın akıllı kalması tesadüf olacaktır” saptamasını yapıyor.

 

BAŞARISIZLIĞIN FARKLI TANIMI

 

Bozkurt Güvenç’in ilginç saptamasını biraz daha düşünmenizi rica ediyoruz. Toplum olarak istediklerimizi ifade etmekte veya beğenmediklerimizi değiştirmeye çalışmakta ne kadar başarılıyız ? Avrupa Birliği kapısında geçen otuz yıla yaklaşan süreyi “kayıp” değil, tecrübe olarak lehimize çevirmeye çalışalım. Henry Ford, “Başarısızlık, yeniden ve daha akıllıca başlama fırsatından başka bir şey değildir” demiş. AB’ne tam üyelik süreci ve Ulusal Programın uygulanmasının Türkiye’nin birçok konuya yeniden ve daha güçlü başlama fırsatı kazanabilmesi olarak görüyoruz

 

 

 

No Comments

Post A Comment