Türkiye “Yetenek Başkanı”nı Arıyor!

 

Türkiye “Yetenek Başkanı”nı Arıyor!

 

Geçen hafta bu köşede başlattığım tartışmaya gelen geri dönüşler gösteriyor ki, ülkemiz stratejik yönetim kaynaklarına hakettiği önemi vermiyor; ya da “karar vericiler” potansiyeli gör(e)miyor! “Bu ülkede insanin değeri var mı?”yı (bakınız son Samsun sel faciası ve gene akarsu yatağına yap(tır)ılan konutlar) sorgulayan okurlar olsa da, çoğunluk konunun Türkiye’nin geleceğine tesir edecek “yetenek yönetimi” boyutuna odaklandığı için ben de tartışmayı o yönde sürdürebilmeyi arzu ediyorum.

 

Öncelikle başta sevgili Yurtsan Atakan olmak üzere, birçoğunuzun öneri ve katkısı ile, “Chief Talent Officer” ünvanını yerelleştirerek, bundan sonra “Yetenek Başkanı” olarak kullanacağımı ifade edeyim. Birçok komşu ülkeden farklı olarak doğal kaynakları olmayan veya ekonomik gelişimine olumlu katkıda bulunmayan Türkiye’nin, mevcut yerinden basamak atlayarak yükselebilmesi için önündeki en önemli ve belki de tek fırsatın sahip olduğu yetenekleri, insan kaynağını etkin ve stratejik kullanabilmesi olduğunda sanırım hemfikiriz. Efsane spekülator George Soros’un iddia ettiği gibi “Türkiye’nin en önemli rekabet kozu askeri ordusu” değil, doğru eğitim ile gerekli becerileri kazanmış “yetenek ordusu” olacak. Bunu sağlayabilmek için yapılacakları alt ve üst yapı aksiyonları olmak üzere ikiye ayırmak istiyorum.

 

Alt yapının oluşturulması, hatta tüm “yetenek yönetimi” icraatının başlangıç noktası ulusal insan yönetimi stratejisinin tespit edilmesi. Türkiye’nin karar vericilerinin insan yönetimini bir rekabet avantajı olarak gördüğünün mutabakatını sağlamadan diğer adımları atmak pek de anlamlı değil. Stratejinin kurgulanması ve mutabakatın sağlanması ardından ilk icraatın Türkiye’nin uzun vadeli stratejik hedefleri çerçevesinde gereksinim duyduğu yetkinliklerin belirlenmesi olduğuna inanıyorum. Gereksinim duyulan yetkinlik ve becerilerin tespit edilmesi, ülkenin eğitim poltikası ile de eşleştirilmek durumunda; örneğin 170’e yakın üniversitesi olan Türkiye’nin daha fazla sayıda üniversiteye ihtiyacı var mı? Ya da 170 üniversitede mesleki eğitim nasıl daha fazla verilebilir? Hatta Türkiye’nin 170 üniversiteyi besleyecek, destekleyecek yetkin ve yeterli sayıda akademik kadrosu mevcut mu? Bu soruların cevaplarını bilen var mı? Bir filozofun dediği gibi, “benim işim cevapları vermek değil, dogru soruları sormak”. Alt yapı aksiyonları ile ilgili yapılan çalışmada ise mutlaka coğrafi, bölgesel ihtiyaçlar gözönünde tutulmak zorunda; zira ülkemizde yeteneklerin coğrafi mobilitesi de bugune kadar son derece kısıtlı kaldı.

 

Listeyi uzatmak mümkün, ama kısaca üst yapıya da değinmek gerekirse, Türkiye’nin ulusal ve küresel yetenek haritasının çıkartılarak; yapısal değişikliklerin, yatırımların geri dönüşünü beklemeden, ülkenin geleceğinde fark yaratacak rollere yetkin, küresel vizyona sahip Türk beyinlerin önyargısız, objektif değerlendirme süreçleri ile atanmasının başlatılmasından bahsediyorum. Kuşkusuz dünyanın her yanında görev yapan başarılı Türk beyinlerinin ülkeye geri cağırılması, tersine beyin göçü sürecinin başlatılabilmesi için, bu yöneticilerin kalıcı bir uygulamanın varlığına ikna olmaları da gerekiyor. Bu ikna surecinin de temel taşı “Yetenek Başkanı” ve ekibinin, ülke icraatının en tepe noktasından yetkilendirilmesi, görevlendirilmesi ve desteklenmesi olacak. İşte bu yüzden “Yetenek Başkanlığı”nın, Başbakanın himayesinde ve liderliğinde oluşturulması gerektiğini savunuyorum.

 

 

No Comments

Post A Comment