TÜRK TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

 

TÜRK TELEKOM’UN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

 

Mustafa Kemal Atatürk 1937 yılında “şehirlerarası telefon irtibatını yaygınlaştırın” talimatını verdikten 45 sene sonra dahi, Türkiye maalesef tam anlamıyla iletişim konusunda hedefine yakınlaşamamıştı. Fazla uzak değil, günümüzden yirmi sene önce milletlerarası hatta şehirlerarası görüşme yapabilmek için evinizde telefon olsa dahi yarım güne yakın beklemeniz gerekiyordu. Evine telefon alabilmek için 15 yıl sırada bekleyenleri veya astronomik “hava paraları” ödeyenleri sanıyorum hiçbirimiz daha unutmadık. Sadece yirmi yıl önce içinde yaşadığımız bu tablodan sonra bugün de Türk Telekom’un özelleştirilmesini tartışıyoruz.

 

TARTIŞMA NİYE ?

 

Telekom üzerinde yapılan tartışmaları iki ana başlıkta toplamak mümkün gözüküyor: Özelleştirmenin yapılmasını tamamen engellemek ve özelleştirmenin yapılacağı fiyat üzerinde yapılan spekülasyonlar. Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Hakkı Alptürk, Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda yaptığı konuşmada “ Bir dünya devi olan Türk Telekom, 160 yıldır halkımızın kuruş kuruş biriktirip bu hale getirdiği bir devdir. Bu şirkette her Türk’ün hakkı vardır. Böyle bir şirketi elden çıkarmaya çalışıyorlar. Buna millet olarak karşı çıkmak zorundayız “ diyor.

 

TÜRK TELEKOMU TANIYALIM

 

Konuyu daha iyi anlayabilmenin yolu aslında Türk Telekom ile ilgili verileri dikkatlice incelemekten geçiyor. Türk Telekom 21 milyon sabit hat kapasitesine ve 18 milyon 350 bin aboneye sahip ve Türkiye’nin 2003 yılı sonuna kadar alanındaki “tekel” olma özelliğini sürdürecek 74,000 çalışanlı ulusal operatörü. Turnet ve Ttnet adlı iki internet omurgasına, paging, uydu iletişimi, telex ve teletext benzeri hizmet sunma kapasitesine, 850 bini aşkın kablolu TV abonesine ve bir GSM-1800 lisansına (henüz faaliyete geçmemiş) sahip olmasına rağmen, gelirlerinin %97sini telefon konuşma ücretlerinden sağlıyor (1).

 

DÜŞÜK PENETRASYON

 

Türk Telekom ile ilgili penetrasyon rakamları ise son derece ilginç. Yukarıda da altını çizdiğimiz üzere sabit hat penetrasyonu 1980’lerin başında %4 iken, 1994 yılında %20lere ulaşmış. Bugün 18.5 milyona yaklaşan abone sayısı ülke nüfusunun dörtte birinden biraz daha fazlasına karşılık geliyor (%26-28). Penetrasyon rakamı, AB ülkelerinden Hollanda, Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, İsveç, Avusturya ve Yunanistan’da %50lerin, İtalya, İspanya ve Portekiz’de de %40ların üzerinde. AB adayı ülkelerden Macaristan ve Çek Cumhuriyeti’nde %35 civarında, sadece Polonya’da %23 seviyesinde (2). Türkiye yukarıdaki ülkeler ile penetrasyon açısından karşılaştırdığında sabit hat abone sayısı yüksek büyüme potansiyeline sahip bir ülke olarak öne çıkıyor. Ancak bu noktada ülkemizin kendi iç dinamiklerine ve sosyo-kültürel yapısını da unutmamamız lazım. Türk Telekom’un en yetkili kişisi Alptürk’e göre “ülkemizde her 100 kişiden 89 kişinin evinde telefon var”. Yani penetrasyonun artması Türkiye ekonomisinin büyümesi (daha fazla insanın ikinci, üçüncü hat için başvurması, şirket sayısının ve hat talebinin artması) bireylerin refah seviyelerinin yükselmesine bağlı olarak ailelerinden ayrı yaşayanların oranının yükselmesi ve kuşkusuz kırsal kesimden şehirlere olan göçün devam etmesi ile son derece ilintili.

 

YÜKSEK KONUŞMA FATURASI

 

Bir diğer ilginç sonuca ise Avrupa ülkelerinde, sabit telefon hatlarından, ortalama aylık yapılan konuşma ücretleri ile ilgili karşılaştırmaya bakarak ulaşıyoruz. Türkiye bu kıstasa göre Avrupa’nın en düşük telefon faturasına sahip ülkesi. Fakat bu karşılaştırmaya, ülke bireylerinin satın alma güçlerini de dahil ettiğimizde, ülkemizde sabit hatlardan telefonla konuşmak Holanda’dan, AB adayı Macaristan’dan daha pahalı, komşumuz Yunanistan ile ise neredeyse eşit (3). Buna rağmen biz “konuşmayı” azaltmıyoruz ! Aylık ortalama 200 dakikalık konuşma ile Avrupa’nın “en çok konuşan” sabit telefon aboneleri arasındayız (4).

 

NE KADAR DİRENEBİLİRİZ ?

 

Değişik kaynaklardan derlediğimiz rakamlarla kafanızı karıştırmak niyetinde değiliz. Yukarıdaki verileri özetlememiz gerekirse penetrasyonu düşük ama artma potansiyeli farklı etkenlerle ilintili olan, iletişim fiyatları ülke ekonomisine göre düşük olmayan ve “telekom özelleştirme” furyasında sonlara kalmış bir operatörün geleceğini tartışıyoruz. Son on yılda, 5 ile 20 milyar dolar arasında fiyat biçilen Türk Telekom’un özelleştirilmemesini sadece “gelir kaybı” olarak görmek aslında hataların en büyüğü. 160,000 çalışanı ve 37 milyon abonesi ile yaklaşık Türk Telekom’un iki kat büyüklüğe sahip olan France Telecom’un gelirleri ise Türk Telekom’un sekiz katı. Bu köşede sık sık altını çizdiğimiz üzere, özelleştirme gelirden ziyade yeniden yapılanma amacını ön plana almalıdır. Önümüzdeki dönemde değil ulusal, bölgesel operatörlerin dahi yaşama imkanları daralacaktır. Küresel arenada telekomünikasyon oyunun boyutlarını biraz olsun gösterebilmek için geçtiğimiz yıl Temmuz ayında dünyanın üçüncü en büyük operatörü olan ve Türk Telekom ile de ilgilenen Deutsche Telekom’un 30 yıl vadeli tahvillerle uluslar arası finans piyasalarından tek seferde borçlandığı paranın 15 milyar dolara yaklaştığını belirtelim. 2004 yılından başlayarak , ne kadar direnirsek direnelim, kapılarımızı bu şirketlere açmak zorunda kalacağız. Bunu beklemek yerine “kafalarımızı şimdiden değiştirsek” ve “uzlaşı” yoluyla global oyuncularla işbirliğine girsek, fena mı olur?

 

—————————————————————————————————————–

 

  • Garanti Yatırım – Türk Telekom Raporu: 10.01.2001
  • Istanbul Teknik Universitesi verileri, 1999
  • Communications Outlook – OECD Raporu, 1999
  • Istanbul Teknik Universitesi verileri, 1996

 

 

 

No Comments

Post A Comment