“TURİZM BAKANLIĞINA GEREK YOK !”

 

“TURİZM BAKANLIĞINA GEREK YOK !”

Mısır’ın Luxor şehrinde teröristlerin 60’ın üzerinde turisti öldürdükleri faciayı hatırlayanınız var mı? Biz bunun 1990lı yılların başında olduğunu düşünüyorduk, ancak araştırınca gördük ki 1997 yılı sonbaharında yapılan “katliamdan” bu yana sadece 2.5 yıl geçmiş. İlginç olan ise, bu 2.5 yılı katliamı değil de Mısır’ın “nimetlerini” konuşarak geçirdik. Mısır için turizm candamarlarından biri olduğundan katliam sonrası “yoğun” bir tanıtım kampanyası yürütülerek, içine düşülen “güvenlik” bunalımından çıkılmaya çalışıldı. Ancak bizce bundan daha önemlisi arka arkaya dünyanın Mısır’la ilgili konuları konuşmasının sağlanmasıydı. Tesadüfi olabileceğine bizim inanamadığımız ve daha çok bir “makro plan”ın parçaları olarak nitelendirebileceğimiz gelişmelerin yarattığı “merak” sayesinde bugün Mısır dünyanın önde gelen turistik merkezleri arasında. Bu planda kuşkusuz en önemli yeri Christian Jacq’ın “Ramses” beşlemesi kaplıyor. Mısır tarihini sürükleyici bir dille konu alan romanlardan sonra Mısır üzerine yazılan kitapların sayısı da hızla artmaya başladı. Kitap okumanın fazlaca “popüler” olmadığı ülkemizde dahi Ramses serisi büyük talep gördü ve yanılmıyorsak 150,000 civarında baskıya ulaştı. Bunun hemen ardından Amerika eğlence sektörünün önemli firması Dream Works’ün çektiği “Mısır Prensi” adlı animasyon dünyanın gündemine düştü veya düşürüldü ! Animasyonun hedef kitlesi ilk bakışta çocuklar ve gençler olarak görülse de, çizgi filmi seslendirenlerin arasında Val Kilmer, Ralph Fiennes, Steve Martin, Jeff Goldblum, Sandra Bullock ve Michelle Pfeiffer’in olması ve aynı anda dünya üzerinde 3000’in üzerinde sinemada gösterime girmesi ile beklenenin üzerinde hasılat yaptı. Filmin gişe gelirleri sadece Amerika’da 100 milyon doları aştı.

 

Geldiğimiz noktada ise, “makro planın” sonucu olarak artık Mısır ve onun üzerine yapılan herşey son derece popüler olduğundan, para kazandırdığından sadece turizm değil her sektörden yatırımcılar kaçınılmaz olarak bu konuya yönelmek durumunda kalıyorlar. Verdi’nin aynı adlı operasından esinlenerek hazırlanan, Elton John’un müziklerini, Tim Rice’ın şarkı sözlerini yazdığı Aida adlı müzikal 23 Mart’ta Broadway’de sergilenmeye başladı. Müzikalin daha basılmayan ve Temmuz ayında piyasaya çıkması beklenen CD’leri kapış kapış satılıyor. Ne ilginç bir tesadüftür ki, gene New York Metropolitan Müzesi’nde “Mumya Yüzleri” sergisi aynı tarihlerde sanat severlerin beğenisine sunuluyor. Hatta Aida müzikali bu müzeyi fazlasıyla andıran bir sahne ile başlıyor ve bitiyor. Örnekleri çeşitlendirmek mümkün ama asıl önemli nokta Mısır’ın tüm dünyaya “farkettirmeden” verdiği ders.

 

Türkiye bugüne kadar böyle kötü bir terör faciasını yaşamadığı halde 1998 ve 1999 yıllarını ciddi zararlarla kapattı. Turizm uzmanı değiliz, ama iletişim dünyasının duayen ismi ve aynı zamanda da bir turizm yatırımcısı olan Sn. Nail Keçili 2000 yılının da parlak geçmeyeceğini söylüyor. Aslında aklın yolu bir; Mayıs ayına yaklaşırken biz hala “Turkey” mi, “Turkiye” miyi tartışıyoruz. “Lale”nin yerine veya yanına “bozkurt”mu ekleseydiki konuşuyoruz. Şu andan itibaren başlatılacak kampanyaların, başlayan sezona yapacağı katkıyı yaşayarak göreceğiz. Ancak galiba yabancıların tatil rezervasyon ve bağlantılarını aylar hatta bir sezon öncesinden yaptığını hala öğrenememişiz.

 

Mısır, dünya gündemini tarihi ile yönlendirirken biz elimizdeki Osmanlı İmparatorluğu’nun 700.yıl kutlaması fırsatını ve aylar öncesinde bu köşede dile getirdiğimiz 2000 yılı inanç turizmi furyasını kaçırdık. Sayın Turizm Bakanımız, “Bakanlığa ihtiyaç yok, burayı tasfiye edelim” derken galiba bunu anlatmaya çalışıyormuş: Mısır örneğinden dersler almazsak yakında Türkiye’de turizm diye bir sektör kalmayacak !

 

mood99@bnet.net.tr

 

 

No Comments

Post A Comment