STAJYER Mİ, AYAKÇI MI ?

STAJYER Mİ, AYAKÇI MI ?

Lise stajı, yaz stajı, üniversite stajı yüzünden okul hayatım mahvoldu. Nefret ediyorum stajdan; bence staj mesleği öğrenmek icin eğitim göreceğiz diye gidip, işyerlerinin ise stajyerleri ayakçı olarak kullanmak icin uygulanan durum”

“…..Stajyer demek bir işletmede en düşük kademede çalışmak demektir; dediğin gibi ayak işleri yapar; asıl amacı mesleği öğrenmek amacıyla gönderilen öğrencilere her işi yaptırtırlar, ama hiçbirşey öğretmeden geri gönderirler; bunlar da bir yana asgari ücretin 2/3′ ünü alırlar

Yukarıdaki iki yorumu, staj konusunda araştırma yaparken, internette kısa bir gezinti sırasında buldum. Ancak bu görüşler, benim ulaşabildiğim onlarca, belki yazılmış yüzlerce, binlerce yorumdan sadece bir kaç tanesi. Görüşler özel değiller, genelin hislerini dile getiriyorlar; bu yüzden sizinle de paylaşmak istedim.

Yaklaşık yirmi yıl önce, ben de mühendislik eğitiminin “yükü” olarak zorunlu stajımı yapacağım işletmeler ararken, benzer hislere sahiptim. Hatta daha da ileri gidersem, aradığım staj yapacak bir işletmeden ziyade, staj defterinin altını imzalayacak bir “tanıdığı” bulabilmek idi. Sonuçta da başardım! Şimdi geriye baktığımda, hayatımda değiştirmek isteyeceğim birkaç virajdan birisidir bu dönem. Keşke şimdiki aklım olsaydı da, sadece zorunlu mühendislik stajını yapabileceğim bir işletme aramayıp, en azından üniversite dönemindeki yaz stajlarımın bir ayını bankada, bir ayını reklam şirketinde, bir ayını ilaç şirketinde, yani özetle eğitimimi bitirdikten sonra profesyonel kariyerimi başlatabileceğim değişik ortamlarda geçirebilseydim. Farklı ortamları yaşayıp, havalarını teneffüs edip, üniversiteden sonra hangi sektörde, nasıl bir işte çalışabileceğime yönelik bir algıyı oluşturabilseydim. Hatta bu çabaları sadece Türkiye ile sınırlı tutmayıp, AISEC gibi organizasyonlar üzerinden yurtdışındaki iş ve staj fırsatlarını daha aktif kovalayabilseydim.

Nisan ayı içinde, Türkiye’de İŞKUR tarafından düzenlenen iki kariyer organizasyonundan birisi olan Hatay Eğitim ve Kariyer Fuarına, Türkiye Personel Yönetimi Derneği’ni (PERYÖN) temsilen, davetli olarak katıldım. Fuara gitmeden önce birçok büyük şirketin, kampüslerdeki işe alım faaliyetlerini, büyük şehirlerdeki, tanınmış üniversitelereden, Anadolu’nun değişik yerlerindeki üniversitelere kaydırdırmaya başladıkları bilgisini almıştım. Başka bir deyişle, Hatay’da uçağımdan inerken beklentilerim yüksek idi. Bunun tam tersi olarak, organizasyonu üstlenen İŞKUR yetkililerinin ve fuara katılan firmaların yöneticilerinin, öğrencilerin fuara ilgisizliğinden şikayet ettiklerini gördüm. Bölgede değişik kurumların sunduğu staj veya kısa dönem iş fırsatlarına da, özellikle üniversite öğrencileri rağbet etmiyorlarmış. Temel olarak, yukarıda da değinildiği gibi bu tip işlerin seviyelerinin düşük olması ve iş üzerinde eğitimin, sınıf eğitimine göre daha az cazibesi olması, arz ile talep arasındaki sürtünmeyi yaratıyor. Bu noktada, bir geri adım atarak büyük resmi hatırlayalım; Türkiye’de genç işsizliği had safhada; 62 bin üniversite mezunu bu sene tekrar üniversite sınavına giriyor. Buna rağmen, iş hayatına ucundan, kıyısından tutunma imkanı veren iş imkanları üniversite öğrencileri arasında rağbet görmüyor. Ne yaman çelişki değil mi ? Sanıyorum bu çelişkinin temel sebebi, “yüklemeye dayalı sınıf eğitimi” modelinin uygulamalı öğrenme dönemini baz alan staj ve kısa dönemli iş imkanları ile çelişmesi. Yani maalesef çocuklarımız sürahi ile kafalarından içeri bilginin akıtılmasını, iş üzerinde öğrenmeye tercih ediyorlar; başka bir deyişle pasif öğrenmeyi tercih ederek, işin kolayına kaçıyorlar. Diğer taraftan yeni neslin beklentileri çok yüksek, en kısa zamanda azami geri dönüşü alabilmeyi arzu ediyorlar. Sonuç ise, ön hazırlıksız olarak başladıkları profesyonel kariyerlerinde, rüzgarın onları savurduğu yönde devam ediyorlar. Kariyer sitelerinin yaptığı online araştırmalara bakılırsa, çalışanların yüzde yetmişi sürekli iş arıyor. Halbuki, üniversite mezunu olmadan, iş hayatına atılacak adımlar, daha sonraki geçiş ve uyum süreçlerini daha esnek hale getirebilecek.

Son olarak staj ve kısa dönemli, esnek iş fırsatlarının yeterince talep görmemesinin en önemli unsurlarından birisinin, Türkiye’de aile dayanışmasının üst düzeyde olmasında gizli olduğunu da belirtmemiz şart. Aile desteği ile eğitimini sürdüren gençler, konfor alanlarından çıkarak, “üç beş kuruş için” en alt seviyede işler yapmayı da istemiyorlar. Halbuki aynı gençler, bir kaç sene sonra yurtdışında, yüksek lisans eğitimleri sırasında, saatlik yevmiye karşılığında okul kütüphanesinde ya da benzin istasyonunda çalışmayı göze alabiliyorlar. Demek ki meşhur “mahalle baskısı” bu alanda da var. Eşinden,dostundan, çevresinden utananlar, üç beş kuruşa tamah etmektense, ebeveynlerinden para almaya devam etmeyi tercih ediyorlar. Üniversite eğitiminin, bireyi profesyonel hayat için sertifikasyondan geçirmediğini, aksine üniversite eğitiminin, bireye öğrenmeyi öğreteceğini hazmetttiğimiz noktada, galiba Fatih Altaylı’nın deyimiyle “adam olacağız”!

No Comments

Post A Comment