SPK ve GELECEĞİN TEBLİĞİ

 

SPK ve GELECEĞİN TEBLİĞİ

İş dünyasının son günlerdeki gündeminde önemli bir yeri Sermaye Piyasası Kurulu’nun geçen yıl sonunda çıkardığı tebliğ alıyor. İyi yönetişim prensiplerinin halka açık şirketlerden başlayarak, yaygınlaştırılmasını amaçlayan tebliğ aslında 2011 yılı Ekim ayında çıkartılan ve IMBK 30 endeksinde yeralan banka harici şirketleri kapsayan mevzuatın genişletilmiş hali. Sanıyorum kamuoyu önünde en çok tartışılan ve tepki alan kısım ise SPK’nun halka açık şirketlere, büyüklükleri başta olmak üzere, değişik kriterlere bağlı olarak yönetim kurullarında bağımsız yönetim kurulu üyesi zorunluluğu getirmiş olması. Bu zorunluluğun şirketlerin işleyişini olumsuz etkileyeceği endişesi ile TOBB’dan TUSIAD’a tüm iş dünyası örgütleri, baskı grupları SPK’nu mevzuatı değiştirmesi ve gevşetmesi yönünde etki etmeye çalışıyor.

 

SPK’nun getirdiği uygulamaya gelen en büyük itiraz konusu ise yönetim kurulunun alması gereken kararlarda, bağımsız yönetim kurulu üyelerinin farklı yönde karar vererek, şirketlerin işleyişini engelleyecek olması; eleştiri konusu haksız değil; kararını ve oyunu hakim hissedarın düşündüğünden farklı bir yönde kullanarak, bağımsız üyelerin şirketin geleceğine tesir etme olasılıkları var. Ancak zaten bunu yapmaları amacıyla için bağımsız yönetim kurulu üyelerinin yönetim kurullarında yer alması isteniyor. Hafızalardan çabuk siliniyor; dünyanın en büyük kurumsal yatırımcılarından Soroz ve Mark Mobius, 1990’lı yıllarda Türkiye’de yatırım yaptıkları şirketlerden “azınlık haklarının korunmadığını” iddia ederek, deyim yerindeyse “kaçarak” çıktılar. Siz bir de bizler gibi küçük yatırımcıların durumunu düşünün!

 

ESKI TAS, ESKİ HAMAM!

 

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “bağımsız üye” zorunluluğuna karşı çıkarken, “Anadolu’daki şirketlerin kurumsallaşma gayretlerine” ket vurulacağından dem vurmuş. Anadolu şirketleri, yeni tebliğin ardından halka açılmaktan korkacaklarmış! Türkiye’de 2000 sonrası gerçekleşen halka arzların bir listesini alıp, hepimizin ibretle incelemesini tavsiye ediyorum. 2000 öncesi, İMKB’nin “cicim döneminde” vergi avantajları ile de teşvik edilerek borsaya gelen şirketler ile, 2000 sonrası halka arzı gerçekleştirilen şirketler arasında bir karşılaştırma yapılırsa, Türkiye’de zaten yoğun bir halka açılma iştahı olup olmadığı daha iyi anlaşılır. Anadolu’dan gelen “yoğun kurumsallaşma ve halka açılma” iştahını, arzusunu ve talebini görmek için ise heyecanla bekliyoruz. Onbeş yılı aşkın süredir, değişik mecralarda yazı yazıyorum; hep “İMKB’da yer alan 300 civarında şirketten” bahsediyorum; borsaya gelen şirket sayısı artmıyor! İMKB’na kote olmuş şirketlerin ortalama halka açıklık oranı ise hala %20 civarında. Yani küçük yatırımcının finansman kaynağını alıp, şirketin tamamına sahipmiş gibi yönetmek arzusunda olan hakim hissedarlar İMKB’na geliyor. Sonra, “eski tas, eski hamam”!

 

SPK’nun getirdiği uygulamanın gelişme, iyileştirme alanları kuşkusuz var. En önemlisi, SPK’nun getirdiği mevzuatın birçok alt başlığı halka açıklığın yüksek olduğu, sermayenin tabana yaygın olduğu sermaye piyasaları için kurgulanmış. Türkiye’nin ulaşmaya çalıştığı noktaya, yani geleceğe bakılarak hazırlanmış bir tebliği, “geleceğin tebliğini”, ucundan çekiştirerek, bugünden yıpratmaya çalışmamız ne kadar doğru ? Önce “bağımsız yönetim kurulu üyesi” ihtiyacını prensip olarak kabul edelim, sonra tebliğin detaylarını netleştiririz.

 

 

 

No Comments

Post A Comment