SİZİN HİKAYENİZ NE ?

 

SİZİN HİKAYENİZ NE ?

Geçen yıl Türkiye’ye gelen pazarlama dehası Seth Godin’i izleme şansını bulmuştum. Kuşkusuz benim gibi “kötü bir mühendis” için anlattıkları nefes kesici ve ilham verici idi. Rahmetli Arman Kırım’ın meşhur ettiği “mor inek” metaforunun da yaratıcısı olan Godin’in zihnimde en çok yer eden cümlesi “pazarlama hikaye anlatma sanatıdır” olmuştu. Godin’in tespiti ile yetinmeyip, bir adım daha geriye atmak da faydalı olabilir; önce bir hikayenizin olması, hikayenizin ne olduğunu sizin anlamanız ve sonra da onu iyi anlatabilmeniz gerekiyor.

 

ABD Başkanlık Seçimleri

Benim için ilginç bir tesadüf; oğul Bush’un ikinci kez seçildiği ABD Başkanlık seçimlerindeki gibi, Obama’nın ikinci kez Başkan seçilişini de Paris’den izledim. Yaşanan o kadar büyük sıkıntılara ve dış politikada atılan yanlış adımlara, Irak’da süren savaşa rağmen sekiz yıl önce Bush’un seçilmesi ne kadar büyük sürpriz olduysa, çevremde konuştuğum insanlar ve yerel medya için Obama’nın seçilmesi o kadar olağan karşılandı. Salı gecesi geç saatlere kadar televizyon başında seçimlerin tamamlanmasını ve tahminleri farklı TV kanallarından ilgi ile izledim. Beni en çok şaşırtan konu ise sadece Fransızların değil, Avrupa’nın genelinin, hatta dünyanın Obama’nın seçilmesini olağan karşılaması idi. Karşısında aday olan Mitt Romney’nin, son sekiz Amerikan başkanının toplam servetinden daha fazla servete sahip olmasına rağmen sadece %14 vergi ödemesi ve çok dillendirilmese de “mormon” olmasının seçim sonuçlarını etkilediğini iddia edenler oldukça fazlaydı. Ancak ABD’nde sandığa giderek oy veren Amerikalıların %60’ı, oy verdikten hemen sonra “ABD’nin en büyük probleminin ekonomi” olduğunu söylerken (en yakın ikinci gündem maddesi %15 ile çok gerilerde sağlık hizmetleri) ve daha da önemlisi, gene aynı seçmenlerin yarısından fazlasının “ekonomik problemleri iki aday arasında en iyi çözebilecek olanın Romney olduğuna” yönelik inancını dile getirirken, Romney’nin seçilememesi hakikaten incelemeye değer bir konu! Konunun sosyokültürel ve politik analizlerini uzmanlarına bırakalım, benim çok basit yorumum “Romney’nin anlattığı bir hikayesi yoktu!”

 

Başkan Obama’nın ise inişler çıkışlar, çelişkiler, zorluklar içeren hayat hikayesi “dokunan herkesi içine çekti”. Hatta son dönemeçte Romney’nin en büyük destekçilerinden Donald Trump’ın “Obama ABD’nde doğmadığı için ABD Başkanı olamaz. Bana ABD’nde doğduğuna dair doğum belgesini getirsin, istediği yardım kurumuna beş milyon dolar bağış yapacağım” meydan okuması dahi, beklentinin aksine, Obama’nın sizi sarmalayıp, içine çeken hikayesinin etkisini güçlendirdi.

 

Hayatta hepimizin hikayeleri var; bazisi kisa, bazisi uzun. Bazısı acı ile başlayıp, kahkahalarla devam ediyor; bazısı içinden çıkamadığımız çelişkilerle, ikilemlerle sürüyor. Komedi, dram, melodram, macera, aşk, gözyaşı, acı; farklı tarzlar, farklı duygular, farklı refleksler….Hepsinin arkasında bir hikaye, bir senaryo var; başrolde herbirimizin oynadığı bu hikayeler, birbirleri ile kesişiyor; bazen roller değişiyor, birbirimizden rol çalıyoruz, veya iyi aktörlerin yaptığı gibi birbirimizin daha iyi performans göstermesi için “yol açıyoruz”. Bütün bu sürecin başladığı nokta ise, “kendi hikayemizin ne olduğunu” iyi anlayabilmek; zira onu oturtamadığınız zaman, ne “oynayabilmek” ne de anlatabilmek mümkün olabiliyor. Hikayelerimizin gidişatını etkileyen de bizleriz aslında; ne kadar, “dünya küçük bir küre”, “herkes bana karşı”,”tek başıma kaldım” desek de Batman’i mi, Robin’i mi, yoksa Joker’i mi oynamaya karar verecek olan bizleriz. Sıklıkla, “profesyonel ya da sosyal hayatınızda üstlendiğiniz sorumluluklar” sizin oynayacağını role de tesir ediyor. Ama gene “hayatınızın kontrolünü elinde tutarak”, hangi rolü ve ne şekilde oynamak istediğinize siz karar vereceksiniz.

 

Paris’de son gece

Paris seyahatimin son gecesinde genç bir solist ile tanıştım; Fransızların meşhur şansonlarından oluşan kısa bir performansın ardından sohbet etme şansını da buldum. Birkaç sene önce Londra’da, Cats, Chicago gibi ünlü Broadway müzikallerinde rol almış. Chicago müzikalinde çalışırken, bir gece performans öncesi yanına gelen yönetmen, sahnesini biraz daha hızlandırmasını istemiş; müzikalin temposunu yüksek tutmaya çalıştıklarının altını çizmiş. Kız yönetmene karşı çıkmış; “neden” diye, sordum: “Chicago müzikalinde idama mahkum edilip, merdivenlerden idam edilmek üzere çıkan bir kızı oynuyordum” dedi. “İdama giden birisinin koşarak merdivenleri çıkmasını, bekler misin?” diye soruma, soru ile yanıt verdi? Dünyanın en önemli prodüksiyonlarından birisinde küçük de olsa bir rol bulup, Broadway’de sahneye çıkan “genç ve gelecek vaat eden sanatçı, ne rol olursa olsun, yönetmenin istediği ve yorumladığı şekilde oynarım” demediği için beni kendisine hayran bıraktı. Benim için O’nun bir hikayesi var ve o hikayede oynadığı karaktere kendinden birşeyler vererek, can katıyor. Pekiyi sizin bir hikayeniz var mı ?

 

 

No Comments

Post A Comment