SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN ÜLKE !

 

SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN ÜLKE !

Zürih şehri, aynı adı taşıyan gölü, çevreleyen tepelerin yamaçlarına kurulu. Bu yamaçlardan birisinde bizlere hiç de yabancı olmayan dünya futbolunun patronu FIFA’nın genel merkezi bulunuyor. Gölü tam karşıdan gören muhteşem binanın bahçesinde bulunan restoranda öğle yemeğindeyiz.

 

FIFA’NIN RESTORANI

 

Bizi misafir eden dostumuz, restoranın FIFA’ya şehir idaresi tarafından “zorla” verildiğini belirtiyor. FIFA büyüyüp eski binalarına sığamayınca bölgede yeni bir yer aramış. Belediye de FIFA’ya, bahçesindeki restoranı “yaşatması” şartıyla bu binaları tahsis etmiş. “Zarar ettiklerini de zannetmiyorum” diye ekliyor evsahibimiz . Biz hala ilk duyduklarımızı “hazmetmeye” çalışıyoruz. Şehrin en güzel yerinde bina kiralayan FIFA, bir de üstüne “rant”ı kaparak restoran açmış diye düşünürken, işin gerçeğinin tam tersi olduğunu öğreniyoruz. Sonra da aklımızdan geçiriyoruz, “Bu kafayla tabi gelişemez bu İsviçreliler”.

 

GÖLDE YÜZÜLÜR MÜ?

 

Nefis göl manzarasına dalmışken, teni hafif yanık dostumuza tatilde nereye gittiğini soruyoruz. Daha henüz tatile çıkmamış ! O halde haftasonu için İtalya’ya gittiniz herhalde ailecek, diyecek oluyoruz, zira sınır ve sahil şeridi 200-250 km mesafede. “Evimin bulunduğu sitenin plajında güneşlendim ve yüzdüm” diyor, yetinmeyip evini bize parmağıyla gösteriyor. Pes doğrusu ! Gene yutkunup, bu gölde yüzülebiliyor mu, diye soruyoruz. Şehrin göbeğinde akıntısı neredeyse sıfır olan bir göl ve evet neredeyse şehrin her yerinden göle giriliyor, yüzülüyor, su sporları yapılıyor, geceleri “plaj-bar”larda eğleniliyor. Ama nasıl olur? Kirlilik yok mu ? Fabrikalar yok mu? Evler kanalizasyonlarını nereye döküyor ? Yıllar öncesinde kalmış tüm bunlar. İsviçre ekonomisinde sanayinin ağırlığının %25’in de altına düşmesinin de etkisi var kuşkusuz: Servis sektörü %75’e yaklaşan bir ağırlığa sahip. Tarımın ağırlığı ise %2’nin dahi altındaymış. Hedef sanayinin ağırlığını %15’lere kadar düşürmek. 1980li yılardan itibaren de milyarlarca frank harcayarak (sadece devlet değil, o güne kadar gölü kirleten tüm “ahali”de faturaya iştirak etmiş) gölü yüzülebilir hale getirmişler. Ne gerek vardı, diye düşünüyoruz. Biz akıntının en güçlü olduğu boğazlardan birini kirleterek ve doldurarak trafik için yol, çirkin binalar için yer kazanmanın peşindeyiz. Hem arıtma ve temizleme ile de uğraşmayarak milyarlarca “frank” tasarruf ediyoruz diye Türklüğümüzle övünüyoruz !

 

TÜRK’ÜN GÜCÜ

 

Bu kadarı yeter diyerek, “Türkiye’de işler nasıl gidiyor ?” pasını da alarak biz dostumuzu biraz şaşırtmak üzere “sazı” elimize alıyoruz. Yıllık değil aylık enflasyonun %1’e düşmüş olması nedense onu pek etkilemiyor ! Kısa vadeli faizlerin %20lerde, orta vadeli faizlerin %30larda ve “düşmüş” yıllık enflasyonun %50lerde olduğunu ise bir türlü formüle edemediğini gözlerinden anlayarak keyifleniyoruz. Sendelemesinden yararlanıp önce böyle “su” manzaralı müstakil evlerin dolar bazındaki “5 sıfırlı” fiyatlarından bahsediyoruz, yıllık gelirin 3,000 dolar civarında olduğu güzel yurdumuzdaki. Yetinmeyip çevredeki “jiplerin sayısının Türkiye ile rekabet bile edemeyecek” kadar az olduğunu ekliyoruz. En son Türkiye’ye 30 yıl önce anne ve babasıyla bir gezi gemisi ile gelmiş olan dostumuzun kafası iyice karışınca da, tarımdan “ekmek” yiyenlerin oranını %40larda korumak için büyük çaba sarfettiğimizi, devletin 10’un üzerinde olan kamu bankası sayısını arttırmak için teşvik edici önlemler aldığını abartarak anlatıp “rakibimizi” yıkarak, Türk’ün gücünü dünyaya bir kez daha kanıtlıyoruz.

 

Bir yandan da acıyoruz İsviçreli dostumuza; o kadar siyasetçi, bürokrat, ekonomist, yazar, çizer, buradan çözemezken güzel yurdumuzu ve ekonomisini, biz ondan yemek boyunca çok fazla şey bekledik galiba. Her neyse, Türkiye’yi ve gerçeklerini İstanbul’dan Ankara’dan bizler çözemedik ki, Londra’dan, Zürih’den, Frankfurt’tan yabancılar çözebilsin.

 

 

 

No Comments

Post A Comment