ŞİMDİ OKULLU OLDUK DA….

 

ŞİMDİ OKULLU OLDUK DA….

Yarın okullar açılıyor; her sene bu zamanlarda yaşanan stresin üzerine, yeni öğretim yılında 4+4+4 sisteminin ilk uygulamasının yaratacağı bilinmezlikler de eklenecek. Yeni sistemin “teknik” boyutunu tartışmak haddim değil; sanıyorum ve umuyorum Milli Eğitim Bakanlığı konu ile ilgili birçok uzmandan bilgi ve tavsiye alarak böyle radikal bir değişikliği içeren bir yola giriyordur.

 

Yeni sisteme neden ihtiyaç duyulduğu konusunda da kamuoyunda fikir birliği yok. Zaman zaman bu köşede de dile getirdiğim gibi, Türkiye’de sadece eğitim sistemi ve politikasının değil, eğitim ve gelişim konusundaki kamuoyu algısının da sorgulanmasına ihtiyaç var. Ülkemizde hemen hemen her gencin ve belki de daha fazla ebeveynlerinin ideali “üniversite diploması”! Üniversiteden alınacak diplomanın, bireyin iş bulma imkanlarını artıracağı ve ekonomik güç sağlayacağı varsayılıyor. “Üniversite kapısında” biriken gençlerin sayısının azaltılması için, Türkiye’nin her yerinde özellikle vakıf üniversitelerinin sayısının artması, doğrudan veya dolaylı olarak teşvik ediliyor; bu politika ile Türkiye genelinde üniversite sayısı 170’e ulaştı! Açıkça dile getirilmese de önümüzdeki beş yıl içinde üniversite kapısında bekleyen genç kalmaması hedefleniyor.

 

Diğer taraftan ortalama yaşın 28 olduğu, 70 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olan bir ülkemizde yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisi var ve her yıl yaklaşık sekizyüz bin öğrenci, mezun olarak istihdam piyasasına adım atıyor. Küresel ekonomik krizden az yara alarak çıkan Türkiye, işsizliği rekor düşük seviyelere çekmesine ragmen, sürdürülebilir şekilde istihdam yaratma kapasitesinin sınırlarını zorluyor. Bu bağlamda “üniversiteli işsizler”, “genç işsizliği” kavramları hararetle kamuoyunda tartışılıyor. Acaba Türkiye’nin gerçek sorunu işsizlilik mi, yoksa mesleksizlik mi ?

 

Yeteneğin coğrafi esnekliğinin, mobilitenin çok düşük olduğu ülkemizde, Türkiye’nin dört bir tarafında akademik kadroları, yeni kurulan onlarca üniversiteye sağlamanın ne kadar mümkün olduğunu ise pek tartışmıyoruz. Devlet üniversitelerinde akademik kadro boşlukları var; özel üniversitelerin veya vakıf üniversitelerinin Türkiye genelinde akademik kadroları doldurmak ve kaynak yaratmada sıkıntıları mevcut. Bu resimden üst düzey teorik ve pratik lisans eğitimi almış, üniversite mezunları çıkartabilmek ne kadar mümkün ? Başka bir deyişle, gençlerimize verdiğimiz diplomanın altını doldurabilecek bilgi ve donanımı da sağlayabiliyor muyuz?

 

Konunun diğer boyutu ise daha da önemli ve yapısal adımlar gerektiriyor. 4+4+4 sistemini savunanların büyük kısmı, Türkiye’de mesleki eğitimin eksikliğinden dem vurarak, üniversite mezunu gençlerden ziyade, meslek lisesi, ya da yüksek okul mezunu gençlere ihtiyaç olduğunun tespit edildiğini iddia ediyorlar. Bence bu iddiadaki gerçek payı yüksek ! Ancak merak ediyorum, eğitim sistemine böyle radikal bir değişiklik getirilirken, hangi alanlarda meslek kazandırılmış yetenek arzına ihtiyaç duyulduğu hesaplandı mı, sorgulandı mı? Örneğin Türkiye’nin eğitim hemşiresi, itfaiye teknikeri, yazılım uzmanı veya imam ihtiyacını bilen kimse var mı ? Bu ihtiyacı tespit edebilmek için aynı kabinenin, aynı partinin üyesi olan Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Sanayi ve Ticaret Bakanları, kabine toplantıları haricinde kaç kez bir masa etrafında toplandılar ? Benden sorması….

 

İşte bu yüzden Türkiye’nin bir Yetenek Başkanı’na ihtiyacı var ?

 

 

No Comments

Post A Comment