“SAĞLIKLI” REKABET

 

“SAĞLIKLI” REKABET

 

Yaklaşık iki aydır yeniden nükseden boyun fıtığım ile mücadele ediyorum. Sayısız doktoru ziyaret ettikten sonra, rahatsızlığımın üç temel sebepten kaynaklandigi konusuna kanaat getirdim. Öncelikle genetik olarak nitelendirebileceğim, fiziksel sebepler; örneğin omurilik kanalımın olması gerekenden daha dar olması bu tip rahatsızlıklara karşı beni daha “kırılgan” yapıyor. İkinci grupta “travmatik” olarak tanımlanabilecek sebepler yer alıyor; sadece son bir kaç ay içinde değil, artık kırk yılı aşan hayatım boyunca başımdan geçen olaylar, örneğin ağaçtan düşmeler, sportif carpışmalar, otomobil kazaları ve hatta ani frenler! Son grupta ise bana en yakın gelen “profesyonel ofis hayatının yan etkileri” bulunuyor; ofiste ergonomik olmayan koşullarda uzun süre ekran karşısında çalışma, evde dizüstü bilgisayarı elden bırakamama, yatakta boynu zorlayarak iPad kullanma, hareketsizlik ve üniversite sonrası düzenli spor alışkanlığının olmaması, ve hepsinin üzerine bir de stres! Bu son gruptaki sebepler çoğunuza yabancı gelmiyor sanırım.

 

Doktor talimatı ile 10 gün evde yatmak zorunda kaldığımda, hayatımı gözümün önünden geçirdim ve yapılacaklar ile kesinlikle yapılmayacaklar listemi güncelledim. Hala boyunlukla dolaşmak zorunda olsam da (yani yaşadığım acıları unutacak kıvamda değilim!), verdiğim kararları ne kadar uzun sureli uygulayabileceğimi merak ediyorum. İş hayatımdaki “sonuç odaklılığı” ne yazik ki özel hayatımda yeterince uygulamadığım için kendime kızıyorum.

 

“Algıda seçicilik” kavramına hep inanmışımdır! Yukaridaki ruh hali içinde iken, geçen hafta Wall Street Journal gazetesinde benim yaşadıklarımı yaşayan “ofis çalışanları” ile ilgili bir haber görünce okumaktan kendimi alamadım. Habere göre sağlıklı yaşam konusunda çalışanlarını ikna ve motive etmekte zorlanan işverenler rekabeti en etkili silah olarak kullanıyorlarmış! Güdülenmiş Pavlov’un köpeği veya havucun ardından koşmaya hazır bir tavşan gibi, rekabet kelimesini okuyunca heyecanım, ilgim daha da arttı. ABD’nde yapılan araştırmalar, işverenlerin çalışanlarının sağlıklı yaşam yönündeki aksiyonlarını puan vererek değerlendirmeye başladıklarını göstermiş. Birçok işveren sonuçları online olarak ilan ederken, belli puana ulaşan calışanlara, dijital oyunlarda olduğu gibi “sertifika” vermeye, seviye atlatmaya başlamış. Hatta işverenler çalışanlarına ilave izin gününden, nakit paraya, avantajlı otopark yerinden, tatile varan ödüller de sunuyorlarmış. Bireysel rekabetten kaçmak ve meslektaş baskısını arttırmak için şirketler iş ünitelerinin veya fonksiyonel bölümlerin yarıştığı mini olimpiyatlar da organize etmeye başlamış. Towers Watson danışmanlık şirketinin araştırmalarına göre, ofis içi sağlık programlarında dijital oyun mizansenlerini kullanan şirketlerin oranı %9 civarında olsa da, araştırmaya katılanların %60’ı önümuzdeki yılın sonuna kadar benzer programları kullanmayı değerlendirdiklerini dile getirmiş.

 

“Ofis içi olimpiyatlarda” puan almanın yolu ise bilinçli yaşamaktan geçiyor. Örneğin akşamları sekiz saat uyuyarak (nasıl takip ediliyorsa?), günde beş öğün ve meyve-sebze ağırlıklı yiyerek veya pedometrelerle ölçülmek uzere günde 10 bin adım atarak puan alabiliyorsunuz. WSJ gazetesindeki haberde AOL teknoloji şirketinden programa katılan 1000 sağlıklı yaşam gönüllüsünün 11 hafta içinde 530 milyon adım yürüdüğü belirtiliyor; ki bu dünyanın etrafında 10 tura denk gelen bir mesafe imiş!

 

Haberi okuduktan sonra elektronik posta ile yurtdışındaki yöneticime yolladım. Hem beni bu kadar çok çalıştırdığı için, hem de şirkette yeterince sağlık konulu rekabet yaratmayıp, benim heyecanımı körüklemediği için tüm suçun onda olduğunu da mesajın altına ekledim. Kimbilir, haftaya bu köşede “profesyonel işi yazarlık” olan birisi sizi bekliyor olabilir!

 

 

No Comments

Post A Comment