SAĞLAMLAŞTIRMA

 

SAĞLAMLAŞTIRMA

Türkiye, gazeteciliğin ve yazı yazmanın en zor olduğu ülkelerden biri. Hapisteki gazetecileri veya hakkında dava açılanları kastetmiyoruz. Gündemin bu kadar hızlı değiştiği bir ülkede, konulara istediğiniz kadar zaman ve yer ayırabilmeniz maalesef mümkün olamıyor. Son iki yazımızda, birbirinden farklı gibi gözüken iki konuyu irdelemeye çalışmışız. Önce yabancı sermaye yatırımları, sonrasında da “deprem vergisi” veya “vergi depremi”. Verginin ardından gelen “artçı” sarsıntılar devam ediyor. Stopaj oranları arttırıldı, şimdi sırada KDV arttırımı ve muhtemelen vergi iadelerinde kısıtlama benzeri önlemler var. Bankacılık sektörünün rehabilitasyonu adı altında, “mali yapısı bozuk olan” bankaların “konsolidasyonu” da basına yansıyan diğer bir başlık. Biz de bugün son iki yazımızı “konsolide” etmeye çalışacağız.

 

Türkiye’nin ekonomik olarak büyüyebilmesinin temel şartının yabancı sermaye akışının arttırılması olduğunda sanıyoruz artık toplumun tüm kesimleri hemfikir. Dünyanın önemli uluslararası yatırımcılarına yönelik olarak yapılan bir ankette, yatırım yapılacak ülkede aranan ilk şartın tutarlı, adil ve kapsamlı bir mevzuat altyapısı olması gerektiği sonucu çıkmış. Gerçekten de yabancı sermaye yatırımcılarının, yatırım yaptıkları ülkeden kaynaklanan riskleri önceden görmek istemesi bize de rasyonel gelen bir yaklaşım. Zaten Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı 7. Beş Yıllık Plan’da da, devletin görevinin “..piyasa faaliyetlerini önceden koyulan kurallara göre gözetlemek ve denetlemek..” olduğu belirtiliyor. Yabancı yatırımcının ikinci isteği ise sağlanan bu kapsamlı mevzuat altyapısının “keyfi” olarak değiştirilememesi imiş. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, son bir haftalık performansıyla, yabancı yatırımcılar açısından, güvenle yatırım yapılabilecek ülkeler arasında hızla yukarıya doğru yükseliyor ! Örneğin vergi mevzuatımızı ele alırsak, son derece kapsamlı, tutarlı, hukuki temellere dayanan bir altyapıyı oluşturabilmek için yaklaşık 1 yıl içinde 3 kez temelden herşeyi değiştirmiş olmamız ne kadar iyi plan yaptığımızı da gösteriyor! Uluslararası yatırım yapanlar açısından “geriye yönelik vergi uygulaması” yapılmaması bir şart olmadığına göre, hiçbir sorunumuz da yok. Hem zaten biz DPT’nin belirttiği tanıma uygun olarak, devletimize piyasa faaliyetlerini önceden koyulmuş kurallara göre denetletiyoruz, uygun olmayan kuralları da gerektiğinde değiştiriyoruz. Bundan doğal ne olabilir ki ?

 

Dilimize Arapça’dan geçtiğini öğrendiğimiz “tahkim” kelimesinin anlamı “sağlamlaştırma” imiş. Biz ise dilimizde uluslararası ticarette meydana gelebilecek anlaşmazlık ve uyuşmazlıkları çözmek amacı ile bağımsız bir hukuki hakem ekibinin kullanılması ve problemlerin, altyapının “sağlamlaştırılması” yoluyla çözülebilmesi yöntemi olarak kullanıyoruz. Galiba uluslararası tahkime başından beri karşı çıkanlar haklılar (!), bizim önce ahlakımızı ve nefsimizi “sağlaştırmamız” şart.

 

 

No Comments

Post A Comment