SEVGİ ADASI

 

S E V G İ   A D A S I

 

“Eski İspanyol haritacılar sevgilileri için, olmayan bir adayı haritaya yerleştirirlermiş. Kristof Kolomb, bir seferinde haritadan anlayan bir İspanyol’u yanına çağırarak, gemide suyun azaldığını söyleyerek, “Haritada görülen şu adacıkta içme suyu var mı acaba?” diye sormuş. İspanyol gülümseyerek o “ada”nın varolup olmadığından dahi emin olmadığını Kolomb’a iletmiş. İşte maalesef “Kıprıs” biraz böyle bir ada. “Yavruvatan”ın ekonomisi büyük ölçüde Türkiye’ye bağımlı durumda.Türkiye dışında diplomatik olarak tanınmayan KKTC, tüm yaşama gücünü Türkiye üzerinden dünyaya ulaşarak sağlıyor.

 

KKTC EKONOMİSİ

 

KKTC ekonomisi turizmle ayakta durmaya çalışıyor, ancak bu güneş-kum-tatile dayalı bir turizm değil; eğitim ve kumar turizmi. 6 tane özel üniversite ve 20,000’in üzerinde öğrenci kapasitesi ile eğitim turizminin ekonomiye yıllık katkısının USD 250 milyonun altında olmadığı hesaplanıyor. Magosa tam bir üniversite şehri, esnaf öğrencilerden hayatını kazanıyor. KKTC’nin hükümet merkezi olan Lefkoşa’da ise devlet daireleri önemli istihdam yaratıyor. Az sayıdaki endüstriyel tesis de bu çevrede. Güzelyurt bölgesi ise giderek azalan narenciye ve patates üretiminin yapılmaya çalışıldığı tarım alanlarını kapsıyor. Ciddi boyuttaki su sıkıntısı ve politik nedenlerle tarım üretiminin “mecburi” tek alıcısının Türkiye olması üreticileri pek de mutlu etmiyor. Konuşma fırsatı bulduğumuz üreticiler elektrik-su giderlerini karşılayamayacakları fiyatlardan satış yapmak zorunda kaldıklarından şikayet ediyorlar.

 

KUMAR TURİZMİ

 

Girne ise hem tatil hem de kumar turizminin merkezi. Kumar turizminin en büyük müşterileri ise anavatandan gelen ve “riski seven” vatandaşlarımızmış. İsrailli “kumarcılar” ise KKTC’ye gelen turistlerin Türkiye’ye uçarak “aktarma” yapma zorunluluğu nedeniyle deniz yolunu tercih etmekle birlikte çok mutlu değiller. Aynı problem Avrupa’dan gelenler için de geçerli. Avusturyalı bir turist Istanbul üzerinden 7 saatte geldiği KKTC’ne gitmek yerine, ABD’ne gidebileceğinden yakınıyordu! Adanın hemen her yerinde görebileceğiniz barış gücünün ekonomiye etkisi ise son derece önemli.

 

EKONOMİLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

 

İlginç olan diğer bir nokta ise Kıbrıs Rum kesimi ile yapılan karşılaştırmalar. %3.3 işsizlik, %3.6 civarı enflasyon ve GSMH’nın %7.si oranındaki cari hesap açığıyla Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliği’nin Akdenizli üyeleriyle boy ölçüşebilecek bir performans izlediği belirtiliyor. Ancak buna rağmen Avrupa Birliği’nin yaratacağı vergi gelirlerindeki düşme ve Avrupa Birliği’nin öngördüğü muhasebe ve vergi prensiplerinin uygulanmasıyla azalacak “off-shore” bankacılık gelirlerinin telafisi için eğitim ve sağlık benzeri hizmetleri geliştirecek yollar aranıyor. “

 

ARADA DEĞİŞEN NE ?

 

Kapanan Yeni Yüzyıl gazetesine yaklaşık iki buçuk yıl önce (10.06.1999) yazdığımız yukarıdaki satırları, adadaki önemli buluşma öncesi sizlerle tekrar paylaşmak ihtiyacı hissettik. Aradan geçen sürede sanıyoruz saptamalarımızda fazla bir değişiklik olmadı. Onaltı bin dolara yaklaşan fert başına milli geliri ile Güney Kıbrıs, 2005 yılına kadar Avrupa Birliği üyesi olma yolunda önemli adımlar atarken, KKTC ise anavatanda yaşanmakta olan finansal krizin de etkisi ile ekonomik olarak daha da geri kaldı.

 

Haziran 2001’de IMF tarafından Kıbrıs Rum kesimine yönelik olarak yapılan değerlendirmede, bankacılık sektörünün Avrupa Birliği yolunda yaşadığı yeniden yapılanma sürecinde atılan olumlu adımların altı çizilirken, birkaç sene önce “kara para aklamada” en kötü grup içine alınılması ile ilgili tek satıra da rastlanmıyordu. Yaklaşık onbir milyar dolarlık bankacılık sektörünün yanısıra, dünyanın altıncı en büyük deniz filosuna (sadece kayıt olarak da olsa !) sahip olan Kıbrıs Rum Kesimi, yılda üçbine yaklaşan “off-shore” şirket kuruluşu ile Akdeniz’deki “önemli ekonomilerden biri olmaya aday bir görüntü çiziyor.

 

FINANCIAL TIMES’DAKİ İLAN

 

“ Stratejik lokasyonda bölgesel ve uluslar arası hava ulaşım hatları; mükemmel telekom altyapısı ile 200’ün üzerinde ülkeye doğrudan erişim imkanı; sayısız cazip vergi avantajı ve 31 ülkeyle (aralarında Rusya, Mısır, Lübnan, Suriye, Çin, Hindistan, İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD’nin de bulunduğu) çifte vergilendirme anlaşması; rekabetçi operasyon masrafları ve çift lisan bilen personeli ile Avrupa’nın en düşük suç oranlarından birine sahip Kıbrıs’a “küresel onay” artıyor: Avrupa’nın iş adası” şeklinde Kıbrıs Rum kesimi tarafından Financial Times gazetesine sık sık verilen ilanlarda adı geçen şirketler arasında Roche, MSD, Ericsson, Johnson Wax, Smith Kline Beecham, NCR, HSBC, Siemens, Organon, CSFB, Societe Generale, Reuters, BNP, Moody’s, Bull, RJR, JCB, Barclays Bank gibi birçok tanıdık uluslar arası yatırımcı var. Adanın kalan beşte ikisinde ise yatırım yapan Türk şirket sayısı dahi son derece sınırlı.

 

ÇIKIŞ YOLU

 

Bu şartlara bakıldığında Atilla Yeşilada’nın yorumuna katılmamak elde değil (http://www.ntvmsnbc.com/news/122281.asp?0m=S12b). Sadece “Güçlü Türkiye’den” değil, herhangi bir güçlü ekonomiden siyasi veya diplomatik taviz alabilmek çok da kolay değil. Ancak konuyu sadece önümüze gelen “müzakere masası” ile sınırlı görmek, bir sonraki hamlemizi planlamamızı engelliyor. Kıbrıs’ta bizim baktığımız yerden de “çözüm” sadece diplomatik değil ekonomik gibi de gözüküyor. Daha da önemlisi bu “ekonomik çözümün”, mevcut tek “çıkış yolu” da Türkiye’den geçiyor.

 

 

No Comments

Post A Comment