ÖTEKİ DÜNYA !

 

ÖTEKİ DÜNYA !

 

Yazılarımızda gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerden örneklemeler yapmamızı eleştirenler, “Bir gitmediği orası kalmıştı” diyebilirler, ama biz başlığı Serdar Turgut’un gündemimize soktuğu “Öteki Türkiye” konusunun sadece bize has olmadığını vurgulamak için attık.

 

Yaz aylarında medyada önemli bir yer kaplayan “Öteki Türkiye” tartışması yavaş yavaş hararetini yitirse de geçtiğimiz ay Prag’da yapılan Dünya Bankası-IMF toplantılarının da ana temasının “Yoksulluk ve Gelir Dağılımındaki Bozulmalar” olması konuya olan ilginin devam etmesine yardımcı oluyor. Kuşkusuz bu tartışmayı sadece “ekonomik” boyuta indirgeyebilmek pek de mümkün değil. Sosyal hayat, eğitim, kültür, sanat, spor da dahil olmak üzere toplumun beklenti, alışkanlık ve standartlarında giderek büyüyen farklılıklar var. Bunların tamamının “ekonomi” ve gelir dağılımındaki çarpıklıktan kaynaklandığını iddia etmek mümkün olmakla birlikte, biz bu “yumurta-tavuk” hikayesine benzettiğimiz tartışmaya girmek amacında değiliz.

 

ÇARPIKLAŞAN TABLO

 

Prag’daki toplantıdan çıkan sonucun da gösterdiği gibi sadece Türkiye’ye has olmayan, dünyanın çözmekte zorlandığı ve giderek de büyüyen bir problemden söz ediyoruz. Ülkeler arasındaki gelir dağılımı da inanılmaz bir şekilde bozulmakta. Dünyadaki en zengin ve en yoksul 7 ülke karşılaştırıldığında, 1965 yılında en zengin ülkelerin gelir seviyesi en yoksul 7 ülkenin gelir seviyesinin yaklaşık olarak 20 katı büyüklükte olduğu görülüyor. 30 yıl sonra 1995 yılında bu oran 40 kata çıkmış durumda. 2000 yılında daha da çarpık bir tablo ile karşılaşıyoruz.

 

Konuyu iyice içinden çıkılamaz hale getiren “en yoksul” olarak nitelendirilen, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin “hızlı artan nüfus” konusunda da önlem almaması. Sonuç olarak yukarıdaki tablo, kişi başına milli gelirin paylaşımı olarak ifade edildiğinde aradaki farklar kapatılması güç seviyelere ulaşıyor. Bir de bu işin içine her ülkenin kendi içindeki gelir dağılımı çarpıklığını eklediğinizde, “zenginin daha zenginleştiği, fakirin ise makus talihine razı olduğu” popüler siyasi söylemleri boşa çıkartmayacak bir resim ortaya çıkıyor.

 

Geçen hafta basına da yansıyan “Dünya Bankası Kalkınma Göstergeleri 2000” raporuna göre lider durumdaki İsviçre’deki ortalama kişi başına gelir rakamı, son sıradaki Sierra Leone’nin 295 katı iken, aynı ülkeler arasındaki karşılaştırma en fakir gelir grubunda tam 2183 kata ulaşıyor. İsviçre-Türkiye gelir karşılaştırması ise ortalamada 13 kat, en fakir gelir grubunda ise 23 kat sonucunu veriyor. Bu karşılaştırmada nüfusun önemini göstermesi açısından, satın alma gücü paritesine göre yapılan bir GSMH listesinde İsviçre ilk 20’de kendine yer bulamazken Türkiye’nin 394.1 milyar dolar ile 18. olduğunu ekleyelim.

 

GELİŞMİŞLİĞİN GÖSTERGELERİ

 

Ülkelerin gelişmişliğini göstermek için milli geliri, kişi başına milli gelirin dağılımını ya da gelir grupları arasındaki paylaşımı tek başına kullanmak pek de sağlıklı bir yöntem değil aslında. Medyada çok yer kaplayan her 100 kişiye düşen cep telefonu, televizyon, çamaşır veya bulaşık makinesi rakamları da sağlıksız, yanıltıcı sonuçlar veriyor. Örneğin bütçeden sağlığa, eğitime ayrılan pay, her 1000 kişiye düşen doktor, öğretmen, sağlık personeli sayısı veya bebek ölümlerinin doğumlara oranını nedense pek tartışmıyoruz.

BİZİMLE BOY ÖLÇÜŞEMEZLER !

 

Yazının sonunda kimsenin hakkını yemeyelim. Biz de ülke olarak bazı “gelişmişlik” göstergelerinde “akranlarımızla boy ölçüşebiliyoruz” hatta geçiyoruz. Örneğin 3 milyona yaklaşan kamu personeli ile, çalışma çağındaki her 10 kişiden birinin devlette istihdam edildiği yegane ülkeyiz. 250,000’e yaklaşan kamu taşıt aracı ile yaklaşık her 10 çalışanına bir taşıt aracı sağlayabilen tek devlet bizim devletimiz. Ne kadar ileride olduğumuzu göstermesi açısından Almanya’da 15,000, Japonya’da 10,000 ve İngiltere’de de sadece 12,000 kamu taşıtı var. Sadece makam aracı şoförlerine ödediğimiz maaş yıllık 1 milyar dolar civarında. Yani her yıl, küçük büyük hepimiz 10ar milyonu devlet büyüklerimizi taşıtmak için ödüyoruz. Benzini, bakımı, köprüsü, amortismanı, şöförün yemeği, sosyal hakları hariç. “Havada, karada” deyimini boşa çıkarmayacak şekilde kamunun elinde bulunan uçak sayısı 19. “Daha gelişmesini tamamlayamayan” Almanya’da 14, Kanada’da 17, Portekiz’de 4, Norveç’de 3 ve komşumuz Yunanistan’da sadece 1 kamuya ait uçak var.

 

Listeyi uzatmak mümkün ama göstergelerde “uzak ara” önde olduğumuz ve ne kadar “geliştiğimiz” ortada.

 

 

 

No Comments

Post A Comment