Nostalji yapmak amacında değilim ama….

 

Nostalji yapmak amacında değilim ama….

Benim çocukluk yıllarımda perakende sektörü gelişmemişti; özellikle gıda alışverişimizi semt pazarları ve mahalle esnafından (bakkal, manav, kasap) yapardık. Sonra sayıları fazla olmasa da, şehrin farklı noktalarında gıda alışverişi yapılabilecek marketlerin açıldığını hatırlıyorum. Bir gün, o dönemdeki mahalle bakkalı, ekmek almaya gittiğimde, biraz da kinaye ile “Anne, babana söyle ekmeği de marketten alsınlar” demisti; sonra da evde olay çıkmıştı! Benim gençlik yıllarımla birlikte hem yerel, hem de ulusal perakende zincirleri gelişti, ama birçok yerde hala Ferhan Şensoy’un ölümsüz eserlerinden “Kahraman Bakkal Süper Markete Karşı” da olduğu gibi bakkallar mücadelelerine devam ediyorlar; bazıları “marketleşti”, çok az sayıda olanı ise hala benim çocukluğumun mahalle bakkalları, yani Seksenler dizisinin “Şimbil Bakkal”ı olarak kaldı..…

Bugün nostalji yapmak amacında değilim; yukarıdaki satırları okuyarak, buraya kadar ulaştığınız zaman içinde, dünyada yaklaşık bir milyon adet naylon poşet daha kullanıldı. Alt alta toplayınca dünyadaki naylon poşet kullanımı, sıkı durun, yılda 1 trilyon adede ulaşıyor ve her naylon poşetin doğaya tamamen karışması için de bin yıl geçmesi gerekiyor. Benim inancım organize perakende zincirlerinin gelişmesi ve serpilmesi ile sadece Türkiye’de değil, dünyada da naylon poşet kullanımı katlanarak arttı. Çok uzak değil, 30 sene önce, benim çocukluğumda, pazara file ile gidilirdi. Bakkaldan, manavdan alışveriş, sıklıkla eski gazetelerden yapılmış “kese kağıtları” ile yapılırdı. Mahalle esnafının çırağı, koluna taktığı sepet ile siparişleri dağıtırdı. Mesafeler yakın olduğu için, paketlerce, kilolarca, poşetlerce alışveriş yapılmazdı. Anneler o günün yemeği için malzemeyi günlük, alır veya aldırırdı. Bu alışkanlıklar içinde de özellikle gıda alışverişinde naylon torba kullanılmazdı.

Sonra bakkallar market, marketler süper, hatta hiper market oldu. Alışveriş arabaları ile dolaşılan marketlerde alınanlar, onlarca kasadan birinde kredi kartları ile ödenip, onlarca naylon poşete doldurulup, arabalar ile evlere taşınmaya başlandı. Özetle perakende sektörünün gelişmesi ve alışveriş alışkanlıklarının değişmesi, çevre için bir tehdit daha yaratmış olsa da, “bir uygarlık göstergesi” olarak kabul edilip, yaygınlaştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerine göre, günde 10.000 ton üzerinde çöp üreten şehrin, bu çöpünün yaklaşık yüzde 10’luk kısmı naylon poşetler!*

Tehdidin boyutunu gören Çevre Bakanlığı, birçok ülkede olduğu gibi naylon poşet kullanımını azaltmaya yönelik önlemler alma hazırlığında; ilk etapta naylon poşet yerine doğa dostu “biyobozunur” poşetlerin kullanımını teşvik etmek ve naylon poşetlerin parayla satılması planlanıyor. Naylon poşetlerin parayla satılmasını uygulayan ülkelerden birisi olan İrlanda’da, son 10 yılda kişi başı naylon poşet kullanımı 328’den 21’e düşmüş; yani kabaca günde 1 taneden, ayda iki taneye!

İrlanda ve benzer ülkerlerde elde edilen sonuçlar, son derece önemli başarılar olsa da, sadece poset kullanımını ücretlendirmek yeterli değil, hatta bakanlığın gündeme aldığı “biyobozunur” poşet kullanımın ters sonuçları da var. Zira araştırmalar gösteriyor ki, kağıt veya biyobozunur poşet üretmek için daha fazla malzeme ve enerji harcanıyor; yani çevreye olan külfet biçim değiştirse de devam ediyor.

Klişe bir laf ama yapılması gereken “kafaları değiştirmek”; tüketim kültüründen olabildiğince kaçmaya çalışarak, yapabildiğimiz kadar, poşet veya benzerlerini tekrar tekrar kullanmayı alışkanlık haline getirebilmek. Poşetlerce değil, ihtiyaç duyduğumuz kadar, elimizde taşıyabileceğimiz kadar, o gün pişecek yemek kadar, alışveriş yaptığımız günleri özlemiyor musunuz ?

Yapmayacağım dedim, ama galiba, nostaljiye bağladım gene….”Ah o günler”, “eski günler” deyip, Ferdi Özbeğen’i de anıp, yazıyı tamamlayalım!

*ntvmsnbc; “Bir naylon torba uğruna”; 6 Nisan 2009

 

 

No Comments

Post A Comment