NEREDEN NEREYE ?

 

NEREDEN NEREYE ?

IMKB 1985 yılında kurulup, 1986 yılında faaliyete geçmiş. Ancak Türkiye’de sermaye piyasasının temelleri 15 yıldan çok daha gerilere uzanıyor. 1850’li yıllarda Osmanlı hükümetinin uzun vadeli borçlanma enstrümanlarının alınıp satılması amacıyla Galata bankerlerinin faaliyet gösterdiği Galata Borsası’nın Türkiye’de sermaye piyasalarının başlangıcı olduğunu söyleyebiliriz.* Osmanlı Devleti’nin Kırım Savaşı giderlerinin, Dolmabahçe Sarayı, Galata Köprüsü benzeri projelerinin finansmanı için çıkarttığı tahviller, işlem gören enstrümanlar arasında. Galata Borsası uluslararası bir pazar olmanın yanında hacim olarak da Avrupa’nın ilk dört borsası arasına girebilmiş. 1871’de resmi kimlik kazandırılan, işlem prosedürleri belirlenen Galata Borsası, Osmanlı Devleti’nin aşırı borçlanmasının yarattığı güvensizlik ortamında 1875 yılında kapatılsa da 1880’li yılların başında tekrar açılmış. Dolayısıyla borç stokunun hızla artması ülkemiz için yeni bir problem değil; tek farklılık bugün “iç borç stoku çok arttı” diyerek İMKB Tahvil ve Bono Piyasasını kapatabilmek pek mümkün değil ! 1.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla gerek bankerlerin gerekse de uluslar arası yatırımcıların öncelikleri değişince   aracıların talebi ile borsa “resmi” olarak kapatılmış. Ancak alım-satım işlemleri sokaklarda, kahvelerde, lokantalarda devam etmiş. Cumhuriyetin kurulması ile, Galata Borsası’nın adı “Istanbul Borsası” olarak değiştirilmiş. Gerek savaş sonrası ayağa kalkmaya çalışan Türkiye’nin sıkıntıları, gerekse de 1929 dünya ekonomik krizi borsanın işlem hacmini daraltsa da ayakta kalmayı başarmış. Cumhuriyet hükümeti tarafından 1938 yılında alınan bir kararla Istanbul Borsası, devletin merkezi Ankara’ya taşınınca ulaşım ve iletişim zorlukları nedeniyle iyice çaptan düşen borsa 1940lı yılların başında tamamen ortadan kalkmış.

 

Günümüzden 65 yıl önce, 1935 yılında Türkiye’de sermaye piyasası enstrümanlarının alım satımını yapan tam 63 aracı ve 67 döviz taciri olması sanıyoruz Türkiye’nin sermaye piyasaları birikiminin son derece fazla olduğunun da bir göstergesi. 1940’lı yıllarda kısmen sona eren sermaye piyasaları tecrübemiz, 1980’li yıllardan itibaren Karaköy’de başlayıp, İstinye’de devam eden İMKB ile tekrar hız kazanmış.

 

Buna rağmen Türkiye’de son 10 yılda hisse senedi piyasasına gelen halka arz miktarı, özelleştirme uygulamaları ve sermaye arttırımları hariç, yıllık ortalama 300 milyon doların biraz üzerinde. Borsanın en düşük piyasa kapitalizasyonu olan 30 milyar dolar seviyeleri ile karşılaştırsak dahi bu rakam yıllık %1’in altında kalıyor. 150 yıllık sermaye piyasası geçmişi olan bir ülkenin hisse senedi piyasası neden bu kadar sığ kalmış ve neden derinleşemiyor ? 1997 yılında PIAR-GALLUP tarafından yapılan Türkiye’nin İnsan Profili araştırmasına göre Türk insanının sadece %28.1’i tasarruf etme kabiliyetine sahip. Yani ankete katılanların %71.9’u tasarruf etmeye yetecek kadar gelirleri olmadığını beyan etmişler. 1993 yılında %20.7 olan tasarruf edebilenlerin oranı 1997 yılında %28.1’e yükselmiş olsa da Türkiye’de son yıllarda çarpık bir gelir dağılımı ve vatandaşımız üzerinde ciddi bir ekonomik baskı var.

 

Ancak daha da ilginci tasarruf edebilenlerin de sadece %2.2’sinin hisse senedi alması. Hisse senedine yatırım yapanların oranı 1993’de %1.4 iken 1997 yılında %2.2’ye yükselmiş. Ancak 1993 yılında %10 olan altına yatırım yapanların oranı 1997’de %11.3’e, döviz ve döviz hesabına yatırım yapanların oranı da %5.8’den %9.3’e yükselmiş. Sözün özü insanımızın ne sermaye birikimi ne de yatırım alışkanlıkları hisse senedi yatırımı yapmasına müsaade etmiyor. 2000’li yıllardan itibaren değişen dünya, değişen Türkiye ve globalleşen ekonomi, bu trendleri ne yönde değiştirecek, bunu hep beraber yaşayarak göreceğiz.

 

*Emerging Turkey 1999 (Oxford Business Group)

 

mood99@bnet.net.tr

 

 

No Comments

Post A Comment