NASRETTİN HOCA HARVARD’DA !

 

NASRETTİN HOCA HARVARD’DA !

ABD’nde vizyona giren ve Başkanlık seçimlerini hicveden “Kampanya” isimli filmden bahsetmiştim; filmin sloganı, “en iyi başarısız seçimi kazanacak” idi. Yazıma cevap, “okyanus ötesinden” geldi; Harvard Business Review dergisinin blog’unda Jeff Stibel, “başarısız olmuş adayın Başkan olmasını istiyorum” diyor! Yazısını okuyana kadar, Jeff Stibel’in kim olduğunu bilmiyordum. Hızlı bir araştırma ile Stibel’in 40 yaşın altında, “acar bir girişimci” olduğunu öğrendim. Dun&Bradstreet şirketinin Başkan ve CEO’su olan Stibel, otuzlu yaşlarının başında “en genç halka açık şirket CEO’larından birisi” olarak ünlenmiş. Profesyonel başarılarının yanı sıra özellikle beyin üzerine bilimsel çalışmaları ve yazıları ile tanınmış.

 

Stibel üzerine araştırma yaparken, yukarıdaki fikrinin, iş felsefesi ile örtüştüğünü gördüm. Stibel kendi şirketine de hata yapmış, başarısız olmuş ama bununla yüzleşmiş insanları almaya çalışıyor. Daha önceki yazılarından birisinde Winston Churchill’in “başarı, heyecanını kaybetmeden başarısızlıktan başarısızlığa gidebilmektir” sözünün altını çizmiş. Aynı yazıda ampülü binlerce deneme sonunda icat eden Thomas Edison’un “ben başarısız olmadım, sadece onbin değişik başarısız yol buldum” sözü de yeralıyor. Anlayacağınız, Stibel, benim de bu köşede sık sık dile getirdiğim “aynaya bakabilen” ve eksikliklerini görüp, hatta paylaşabilen bireylerle çalışmayı tercih ediyor.

 

Stibel, eğer fırsat bulursa, başkan adaylarına dış politika veya ekonomi konusundaki görüşlerini değil, bambaşka 4 soru sormak istediğini dile getirmiş. İlk sorusu, konunun gelişinden de anlayacağınız üzere, “en büyük başarısızlığınız nedir?” olacak. Sıklıkla ben de mülakatlarda bu soruyu yönlendiriyorum. “Aklına birşey gelmeyen, bugüne kadar hiçbir hatalarını hatırlamayan” adaylar ya kanat takıp “melek” kategorisine yükseltiliyor, ya da “çok şanslı” oldukları için talih oyunları konusunda tarafımdan teşvik ediliyor. Stibel ise bu soruya cevap veremeyenlerin ya yalan söylediğini, ya da hayatları boyunca hiç risk almadıklarına kanaat getiriyor. Hata yapan, başarısız olan ve bunu kabul edip ders alan, öğrenen insanlar, daha iyisini yapabilme potansiyelini de taşıyan bireyler. Ne ilginçtir ki, siyasetçiler arasından bu gruba giren pek yok; hafızamı zorladım, ama bulamadım; hata yaptığını, başarısız olduğunu, beceremediğini itiraf eden, ama tekrar hata yapmayacağını zira “öğrendiğini” söyleyen ve sizi ikna eden bir siyasetçi hatırlıyor musunuz? Baskıya dayanamayıp istifa eden veya seçilemeyen siyasetçiler bile “hata onlarda, ben sütten çıkma ak kaşığım” demeye devam ediyorlar; daha ilginç olanı, biz de onları seçmeye devam ediyoruz!

 

Stibel’in ikinci sorusu, ise“bugüne kadar aldığınız en büyük risk ne ve şimdi olsa, gene aynı riski alır mısın?Cüret etmeyen ve hesaplanmış riskleri almaktan, “hata yaparım” endişesi ile çekinen liderler ile ne organizasyonların ne de ülkelerin ileri gidebilmesi, gelişmesi mümkün değil. Gözümün önünden son 30 yıldaki Türk siyasetçileri şöyle bir geçtiler; bırakın iktidara aday olmadan önce yaptıklarını, siyasete girdikten sonra dahi kaç tanesinin “siyaseten riskli” kararların altına imza atabildiğini görebildik ? Bunu yapabilenler ise, birçoğumuzun hayret veya şaşkınlığına ragmen siyaset sahnesinde daha başarılı olabildiler.

 

Başkan adaylarına Stibel’in sormak istediği üçüncü soru “çıkar gruplarının menfaatlerine aykırı, popüler olmayan hangi kararları verebildiniz?”. İş hayatında sıklıkla “sesi en çok çıkanların” beklentileri ile uyumlu kararlar verme eğilimi olabiliyor; kurum içi politikalar rasyonel kararları değiştirebiliyor. Siyasete baktığımızda ise seçmen (hissedar), hizmet alan (müşteri) ve paydaşların aynı vücutta toplanması verilen kararları kalitesini daha da olumsuz etkileme riskini taşıyor.

 

Stibel son olarak her adaydan “bugüne kadar yaptıkları en alışılmadık şeyin ne olduğunu” duymak istiyor; ABD’ni bekleyen onlarca karmaşık ve zor problemin ancak alışılmadık, denenmemiş ve risk alınması gereken yaklaşımlarla çözülebileceğine inandığının altını çiziyor.

 

Jeff Stibel’in başarısızlığı tatmış ve bundan ders almış liderlerle çalışma arzusu bana Nasrettin Hoca’nın “eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar” sözünü hatırlattı. Yüzyıllar önce Nasretttin Hoca’nın söylediklerini bugün Harvard Business Review’da okuyoruz ! Bu arada merak ediyorum, eğer fırsatınız olsa, sizden yetki ve görev isteyen siyasetçilere, siz hangi soruları sorarsınız ?

 

Hepinize sevdiklerinizle birlikte, şeker gibi tatlı, neşeli, mutlu ve huzurlu nice bayramlar diliyorum.

 

 

No Comments

Post A Comment