KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR!

 

KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR!

Geçen hafta müjdesini verdiğimiz halka arz başarı ile gerçekleşti; Facebook hisseleri, hisse başı 38 dolardan ve 104 milyar dolarlık pazar değeri ile halka açıldı. Küresel endüstriyel dev Siemens’e yetmişbeş milyar dolar değer biçen sermaye piyasaları, geçen sene toplam geliri 3.7 milyar dolar olan Facebook’a yüzdört milyar dolar değer biçtiler. Hatta Facebook borsa açılışında (ben bu yazıyı hazırlarken) %14 primli olarak işlem görmeye başladı! İddiaya göre Facebook birçoğu ABD’nde olmak üzere binin üzerinde yeni dolar milyoneri yarattı! Allah mesut etsin, güle güle harcasınlar paralarını…..

 

Facebook’un halka arz başarısı ne kadar büyük olursa olsun, geçen haftanın konusu Süper Kupa Finali idi; 3 Temmuz’dan bu yana yaşananlar sebebi ile finale kadar gelen Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesi, ne yalan söyleyim, beni iki yıl önceki Trabzonspor beraberliği ile Bursasapor’a son maçta kaybedilen şampiyonluk kadar hayal kırıklığına uğratmadı. Motivasyonu tabana vuran, kolu kanadı kırılan, futbolcularını satmak zorunda kalan ve her maç yukarıda sallanan “baltanın” ne zaman düşeceğini tahmin etmeye çalışan Fenerbahçe sanıyorum taraflı, tarafsız birçok insanın gönlünde şampiyon oldu. Ancak suni olarak, son dakikada yaratılan, yeni bir sisteme uymak zorunda bırakılan ve son maçta şampiyonluğu kaybetme korkusunu yaşayarak Şükrü Saraçoğlu stadına gelen Galatasaray da bence sezon sonunda kupayı kaldırmayı, altı maç öncesinde haketmişti.

 

Süper Kupa’nın benim için daha çarpıcı olan boyutu ise final maçı öncesi ve sonrasında Şükrü Saraçoğlu stadyumu etrafında, hatta stad koridorlarında yaşananlar idi. Maçın başlamasına bir saat kala başlayan olayları, maçın bitmesinin ardından da kısaca izleme şansını buldum. Haklıyı, haksızı belirlemek benim işim değil, ama malum reklam spotu ile cevap verirsem “Kontrolsüz güç, güç değildir!”. İlköğretim yaşında çocukların olduğu kalabalıklara tazzikle su sıkmak, çoluk-çocuk, kadın-erkek, haklı-haksız demeden biber gazı atmak ile hiçbiryerde asayişin sağlanmasının mümkün olamayacağını düşünüyorum. Sonuç olarak da sağlanamadı… Yaşananların ardından toplum içindeki fikir ayrılığının daha da keskinleşmesi haricinde de sonuç beklenemezdi; beklenen oldu!

 

“Ezeli rekabetin, ebedi dostluğu getirmediğini ve tahrik edici, hasımane davranışların yaşananları körüklediğini” söyleyenleri duyar gibiyim; siz de haklısınız. Ancak aynı haftasonu, Istanbul’da başarı ile düzenlenen THY Euroleague Final Four basketbol turnuvasında, yarı finalde elenen Panathinaikos taraftarı Yunanlı meslektaşım, gözümün önünde final biletini yırtarken, “Düşmanımın (Olympiacos) mutluluğunu seyredemem “ diyerek Istanbul’dan erken uçakla ayrılmayı tercih etti. Benzer şekilde üçüncülük maçına çıkan Barcelona ve Panathinaikos takımları, maçın ardından, finali beklemeden, kürsüde madalya almayı düşünmeden salondan ayrılmaya çalıştılar.

 

Özetle altını çizmeye çalıştığım, spordaki rekabetin amatör sınırların, kardeşliğin, dostluğun dışına çıkma eğilimi göstermesi sadece Türkiye’nin problemi değil. Süper Kupa Finali öncesinde, misafir takım taraftarı gelmemesine rağmen binlerce polis memurunu stadyum etrafına konuşlandıran ve hazırlık yapan idari makamlar için yaşananlar beklenmedik olaylar da değil; ancak maalesef icraat konusunda hazırlıklar kadar başarılı olunamadı.

 

Haddim olmayarak bir de tavsiyede bulunayım; yetkililer gidip bir maçı İngiltere’de Wembley stadyumunda, ama locada değil ön sıralarda, halkın arasında seyretsinler. Eğer bu çabayı gösterirlerse, Wembley’de sırtlarını sahaya dönerek tüm maçı izleyen stad görevlilerinin önünde, yere paralel olarak konuşlandırılmış ve yaylarla gerilmiş insan boyunda parmaklıkların olduğunu görecekler. Ani bir taraftar hareketinde, sadece bir pedal ile saha ile tribünlerin arasına bir engel koyan bu parmaklıkları yerleştirdiği için İngiltere bizden daha mı az medeni ?

 

 

No Comments

Post A Comment