“KONTROLSÜZ GÜÇ”, GÜÇ DEĞİL MİDİR ?

 

“KONTROLSÜZ GÜÇ”, GÜÇ DEĞİL MİDİR ?

Önde gelen düşünürlerden birisi olan Francis Fukuyama “The End of History and the Last Man” başlıklı kitabında “modern devletin en iyi yönetim biçiminin liberal demokrasi olduğunu” iddia ediyordu. Yaklaşık yirmi yıl önce, 1992 yılında yazdığı kitabın ardından, “köprünün altından çok sular aktı”. Birkaç hafta evvel, Financial Times gazetesi Fukuyama ile bir mülakat daha yapmış; okuduğunuzda, aradan geçen yirmi yılın Fukuyama’nın “kafasını oldukça karıştırdığını” anlıyorsunuz. Düşünür bu kez, “bugün ve gelecekte hangi yönetim biçiminin daha iyi olacağından emin olmadığını” dile getiriyor. Hatta daha da ileri giderek, “otoritenin güçlü olduğu bir yönetim biçiminin mi, yoksa demokratik ve kontrol mekanizmasının olduğu bir idarenin mi” ideal olduğunu da bilmediğini belirtiyor.

 

Fukuyama’ya göre sac ayaklarından birisi “hesap verebilir olmaya” dayandırılmış modern yönetim anlayışının son yirmi yılda ulaştığı nokta sistemi kilitleyebilecek seviyeye ulaşmış durumda. Fukuyama, “işin sahibi olan uzmanlara otoriteyi delege edemediğimiz” (ve herhalde yeterince güvenemediğimiz için-MY), “onları sınırlayacak kurallar yaratarak sistemi çalışamaz” hale getirdiğimizin altını çiziyor.

 

EFLATUN’DAN BU YANA…..

Sadece modern devlet yönetiminde değil, kurumsal yönetişimin dokunduğu her alanda benzer yan etkileri gözlemliyoruz aslında. Eflatun’dan başlayarak, “demokrasinin, diktatörlük, hatta aristokrasiye göre daha az etkin” bir yönetim biçimi olduğunu iddia edenlerin savunduğu tezlerin büyük bir kısmı Fukuyama’nın düşüncelerinde kendisine yer buluyor.

 

Çok uzağa gitmeye gerek yok; yakın çevremize baktığımızda, devlet yönetiminde, iş dünyasında, sporda ve hatta sivil toplum örgütlerinde “Tek Adam” yaklaşımı ile yönetilip, merkezi karar alma ve otorite süreçleri sayesinde hızlı hareket edebilen, anında tepki veren ve sonuçta son derece başarılı olan onlarca örnek sayabilmemiz mümkün; “reklam olur endişesi” ile örneklendirmekten kaçınıyorum! Ancak bu başarılı performanslar, gene Aristo’nun yüzyıllar önce dile getirdiği “yozlaşma” ve “yolsuzluk” riski ve endişelerinin yukarıdaki kurumların birçoğunda daha fazla oluştuğu gerçeğini de değiştirmiyor. İngiliz tarihçi ve siyaset adamı Lord Acton’un dediği gibi “güç kirlenmeye sebep olabilir; mutlak güç de mutlaka kirlenmeye sebep olur !” (“Power tends to corrupt and absolute power corrupts absolutely”). Gene “reklam olur endişesi” ile benzer endişelerin, gerçek olaylara dönüştüğü birçok örneği paylaşmaktan kaçınıyorum !

 

Gücü dengelemek adına oluşturulan “kontrol” sistemlerinin, aşırıya kaçması, hesap sorma ve ortak karar alma süreçlerinin aşırı kademelendirilmesi, hata yapma olasılığını azaltsa da, doğru kararların alınmasını da imkansız hale getirebiliyor. Dünyanın bir ucunda, bir ülkede kamu yönetimi ve siyasette ortak aklın ve paylaşımcı yönetim biçiminin peşinde koşarken, bambaşka bir coğrafyada ise Fukuyama’nın dile getirdiği gibi, kilitlenen sistemi, “kılıcını vurarak” açabilecek, güçlü liderliğe özlem duyulabiliyor. Atalarımız güzel söylemiş, “dışı seni, içi beni yakar”.

 

 

 

No Comments

Post A Comment