KISA, ORTA, UZUN VADE….

 

KISA, ORTA, UZUN VADE….

Kozmetik devi Estee Lauder şirketinin üçüncü neslini temsil eden William Lauder, sekiz milyar Euroluk tüketim şirketinin Yönetim Kurulu Başkanlığını da yapıyor. William Lauder, şirketin kurucusu ve “isim annesi” Estee Lauder’in torunu. William Lauder ile geçtiğimiz aylar içinde yapılan bir mülakatı Focus dergisinde okudum. Mülakatta Lauder 2007 yılında bir yatırımcı konferansında kendisine gelen bir soruyu hala unutamadığını belirtmiş. Soruyu yönelten genç hisse senedi analisti; “Estee Lauder şirketinin CEO ve Yönetim Kurulu Başkanının aile üyesi olmasına” işaret ederek, aile üyelerinin beklentilerinin “uzun vadeli yatırımcıların” çıkarları ile örtüşmeyebileceğini belirtmiş. Soruya şaşıran William Lauder, analiste uzun vadeli yatırımcıların kim olduğunu sorduğunda ise, “en az üç çeyrek (dokuz ay) şirket hisse senedini elinde tutan yatırımcılar “yanıtını almış.

 

Doksanlı yıllarda Türkiye’deki para ve sermaye piyasalarına aşina olanlar, kısa-orta-uzun vadenin, 1-2-3 ay ile tarif edildiği dönemleri hatırlayacaklardır. Bu yüzden analistin tanımı beni çok şaşırtmadı. Ancak aile üyelerinin beklenti ve motivasyonlarının, sermaye piyasası yatırımcıları ile örtüşmemesi kısmı biraz daha detaylandırılma ihtiyacı arzediyor. Halka açık şirketlerin hisse senedine yatırım yapan kurumsal yatırımcıların, yatırım yaptıkları şirkete olan bağlılığı sizce nedir? Şirketin hisse senedini portföyüne alan herhangi bir yatırımcının şirketin ismi ya da markası ile aynı soyadı taşıyan aile üyesi kadar, şirkete aşık veya sadık, ya da tutkulu olabileceklerini düşünebiliyor musunuz ? Hele ki Türkiye gibi derinliği az ama potansiyeli yüksek ülkelerde, “sıcak para” adı altında, pazarlara yatırım yapan, girdiğinde, çıktığında kuru, piyasaları dalgalandıran, sıkıştığında parayı değil de, sıcak patatesi kucağınıza atıp kaçan yatırımcılardan bahsediyorsak… Geçtiğimiz haftalarda vizyonda olan J.C. Chandor’un yönetmenliğini yaptığı Oyunun Sonu (Margin Call) filminde, Jeremy Irons’un canlandırdığı Tom isimli “fon yöneticisinin” dediği gibi, “eğer kapıdan ilk çıkan sen oluyorsan, buna panik denemez”; geride kalanlar, yani kapıya senden sonra koşanların yaptığı paniklemektir !

 

Aile şirketlerinde ise finansal sonuçlar veya hisse senedinin cari değeri değil, ailenin ismini, tarihini, kültürünü ve şerefini koruma motivasyonu aile üyesi, şirket sahipleri için, sıklıkla ön plana geçiyor. Bosch şirketinin kurucusu ve yaşadığı dönemde endüstriyel gelişimin de öncüsü olan Robert Bosch, “İnsanların güvenini kaybetmektense, para kaybetmeyi tercih ederim” mottosunu şirket kültürünün köklerine, temeline yerleştirmiş. İrili ufaklı birçok aile şirketinde hala, bu naif ve belki fazla safiyane yaklaşıma rastlayabiliyorsunuz. Bu yüzden de yatırım analistinin William Lauder’e yönlendirdiği soru bana manidar geldi. Dünya, gerçekten masanın diğer tarafından bu şekilde görülüyor olabilir mi ? Aslında analistin sorusuna William Lauder’ın verdiği cevap, konuyu özetliyor. Lauder, analiste, “üç çeyreğin, kendileri, yani aile için “dün” anlamına geldigini” söylemiş. Aile üyelerinin işe uzun vadeli baktığını, ve merak edenler için de, kendilerine göre “uzun vadenin on yıl olduğunun” altını çizmiş.

 

Son Söz:Açgözlülük Tanrıdır, açgözlülük doğrudur, açgözlülük işe yarar,…ve artık açgözlülük yasaldır!” Gordon Gekko, Wall Street II, Money Never Sleeps.

 

No Comments

Post A Comment