İŞ ETİĞİ

 

İŞ ETİĞİ

 

Son günlerin moda kavramı “iş etiği” (business ethics). Ne garip bir ülkede yaşıyoruz ki ahlaklı olmak bir erdem olarak resmediliyor. Örneğin BDDK Başkanı Zekeriya Temizel fondaki bankalar için alıcı olmaya aday yerli ve yabancı gruplara “servetlerinin kaynaklarını gösterebilmeleri” şartı getirdiklerini açıklıyor. Yani Türkiye’de nereden geldiği belli olmayan servetinizle sanayici olabilirsiniz, medyada boy gösterebilirsiniz, yılın işadamı seçilebilirsiniz, özetle herşeyi yapabilirsiniz ama “pardon, bankacı olamazsınız”. İş etiğimize aykırı !

 

ETİK NEDİR ?

 

“Etik” kelimesini Acar Baltaş, “kendine yapılmasını istemediğini karşındakine yapmamak” olarak tanımlıyor. Yani Galatasaray-Strum Graz maçının son beş dakikası yapılanlar galiba etik değil ! Ancak sanıyorum toplumumuzun çoğunluğunun “etik” tanımı daha farklı. Zira Galatasaray tur atladığına göre bunu konuşmaya dahi gerek duymadık.

 

KARA ÇARŞAMBA

 

Acaba ekonomi ve iş dünyamızda yapılanların hepsi “iş etiğine” uygun mu? Örneğin geçen Çarşamba piyasalardaki dalgalanmaları yaratanlara sorsak bu konuda ne derler ? Son bir aydır hemen her banka hakkında söylentiler çıkartılıyor. Kimin çıkarttığı aslında pek önemli değil, zira gözüken o ki sistemin tamamı sallanıyor. Son bir yılda dokuz bankaya devletin el koymak zorunda kaldığı bir sektörün “istikrarlı” olduğundan pek bahsedemeyiz herhalde. Bankacı dostlarımız “ak koyun, kara koyun” ortaya çıksın sevdasındalar ama sermaye derinliği ve likiditesi olmayan Türkiye’de, hiçbir kurum bu tür söylentilere dayanamaz. Bu sebeple de, dışarıdan bakıldığında, finans sektörümüzün gücü, zincirdeki en zayıf halkanın mukavemeti ile doğru orantılı.

 

DÜNYA NEREDE ?

 

Dünyadan ne kadar farklı gündemlere sahip olduğumuzu “etik” konusunu biraz araştırınca da anlıyorsunuz. Biz “etik”den bankacının bankasını soymamasını, dolandırıcının banka sahibi olmamasını anlıyoruz. Bunları yapmayanları alkışlıyoruz, başarısız da olsa “ama dürüst, çalmadı” diye avunuyoruz. Bankasına el koyulanların diğer şirketlerinde çalışanları “sosyal devlet” yaklaşımıyla korumak için verimsiz, sübvansiyon ile dahi ayakta kalamamış kurumları zorla iterek ayakta tutmaya çalışıyoruz.

 

Ancak gelişmiş ülkelerde “etik”, sosyal temalara gösterilen saygı olarak algılanıyor. Çevre konusunda “aşırı” hassas olmayan kurumlar, silah üretimi veya ticareti yapan şirketler, alkol ve sigara şirketleri “etik” olmamakla suçlanıyor. Örneğin Amerika’da 16 trilyon doların üzerinde değere sahip toplam yatırım portföylerinin %15’e yakınının “etik” yatırım ilkelerine uyan yöneticiler tarafından yönetildiği hesaplanmış. Yanlış anlaşılmasın, geri kalan %85i yöneten fon yöneticileri paravan şirketlere kredi vermemiş, el arabasıyla para taşımamış, kendi şirketlerine avantaj sağlamamış. Onlar sadece alkol veya sigara şirketlerinin hisse senetlerini portföylerine almış. İşte bu hiç “etik” değil !!!Toplum olarak standartlarımızı biraz yükseltmenin çabası içinde olmamız gerekiyor galiba!

 

 

No Comments

Post A Comment