İRRASYONEL BOLLUK

 

İRRASYONEL BOLLUK

ABD Merkez Bankası Eski Başkanı Alan Greenspan’ın 1990’lardaki “Dot com” patlaması dönemindeki bir konuşmasında kullandığı “İrrasyonel Bolluk” kavramı, o dönemde pazarın gereğinden fazla değerlenmiş olabileceğine yönelik bir uyarı olarak görülmüştü. Bahsettiğimiz, dört ayda piyasa değeri %200’ün üzerinde artan Netj.com isimli bir şirketin broşüründe “faaliyet göstereceği alanı henüz aramakta olduğunun” yazıldığı bir dönem! Ya da 20 kişilik şirketi ile tüketicilerin web sitelerinden memnuniyetini ölçmeyi amaçlayan Amerikalı Pattie Maes’in, “iş plansız” bir haftada milyonlarca doların üzerinde risk sermayesi toplayabildiği bir dönem!

 

Robert Shiller 2000 yılında çıkan aynı adlı kitabında (Irrational Exuberance) dünyada teknoloji ve internet alanında yaşananları “Ponzisiz bir Ponzi Planına” benzetmişti. Bir parantez açarak, bilmeyenlere 1920’li yıllarda Boston’da faaliyet gösteren Charles Ponzi ve 10,000’i aşkın yatırımcıdan 9.5 milyon dolar toplamayı başaran ve kendi adıyla anılan “Ponzi Planı”nından bahsetmemiz gerekebilir. Ülkemizdeki “Titan” benzeri uygulamalara da ilham olan Ponzi parantezini kapatırsak, Shiller kitabında, teknoloji üretmek adına kurulan binlerce şirketin ne konuda faaliyet göstereceğini, kendisi dahi bilmeden, yatırımcılardan milyonlarca dolar kaynak yaratabildiğinin altını çizmişti. O dönemde, uzun vadede kar beklentisinin büyük olması, kısa vadedeki zararların veya düşük karların göz ardı edilmesini sağlayarak, hisse senedi fiyatını yükseltirken, şirkete “temelden” yatırım yapanların keyfini, dışarıda kalanların da iştahını arttırıyordu. Aslında son Facebook halka arzına bakarak, temel varsayımların pek değişmediğini söylemek de mümkün!

 

Geçen hafta Koç Üniversitesi İşletme Enstitüsü ve Egon Zehnder International işbirliği ile gerçekleştirilen panelde özellikle bölgesinde güçlenen lider konumundan dolayı, birçok sabit sermaye ve finansal yatırımcının odağı haline gelen Türkiye ve bu kapsamda yatırımcıların varlıkları edinmek için yaşadıkları artan rekabet, “Irrasyonel Bolluk” başlığı artında tartışılınca, benim de aklıma Shiller’in kitabı ve 2000’li yılların başında patlayan teknoloji balonu geldi.

 

Konferansda “Türkiye örneğinin” yarattığı çelişkili durum özellikle derecelendirme şirketlerinin son kararlarını da içerecek şekilde ele alındı. Sözleşmiş gibi tüm derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin zayıf yanlarını ön plana çıkartırken, Türkiye’de satışta dahi olmayan şirketlerin kapısında, alıcı kuyrukları uzamaya devam ediyor. Diğer taraftan, uluslararası pazarda, Türk tahvillerinin risk primleri Fransa ile eşitlendi; ancak hala Türkiye derecelendirme kuruluşlarından “yatırım yapılabilir” ülke notunu alabilmiş değil.

 

Panelistlerin birleştiği nokta, Türkiye’nin Shiller’in tasvir ettiği teknoloji balonu ile karşılaştırılabilir riskler taşımadığı ve derecelendirme şirketlerinin kendi misyonlarının tartışılmasının gerekliliğiydi. Panelde konuşan İspanya ESADE Business School’dan Prof. Jaime Sabal, “derecelendirme kuruluşlarının tarafsız düşünemediklerini ve her zaman piyasa fiyatlarının daha doğru bir gösterge olduğunun” altını çizdi. Koç Üniversitesi İşletme Enstitüsü’nden Doç. Dr. Oğuzhan Özbaş ise, birçok ekonomik göstergeye bakıldığında, Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkelerine göre daha iyi durumda olduğunu belirtti (panelden bir gün sonra WSJ gazetesi de AB’ne “Yunanistan’ı birlikten yollayıp, Türkiye’yi üye alma” tavsiyesini yaptı). Derecelendirme şirketleri” konusuna da değinen Özbaş, “uluslararası araştırmaların, derecelendirme kuruluşlarının piyasadan daha geç hareket ettiğini ve piyasanın bulgularını takip ettiğini” gösterdiğinin altını çizdi. Paneli yöneten Standart Ünlü Menkul Değerler’in CEO’su Atilla Köksal ise “yabancı yatırımcıların Türk şirketlerini (Türk varlıklarını) derecelendirme kuruluşlarından farklı gördüğün ve Başbakan’ın da dediği gibi, kendi derecelendirme kuruluşlarımızı oluşturma” fikrini tartışmak gerektiğini gündeme taşıdı. Aslında paneli izleyenlerden birisinin dile getirdiği gibi, “havalar iyi giderken, derecelendirme şirketlerinin ne not verdiği, kimin umurunda”!

 

 

No Comments

Post A Comment