IMF ANLAŞMASI NEDEN GECİKİYOR ?

IMF ANLAŞMASI NEDEN GECİKİYOR ?

Geçen haftayı Zürih’de, çalıştığım firmanın yılda iki kez düzenlenen ortaklar toplantılarından ilkine katılarak geçirdim. Küresel ekonomide yaşananlar ve bunun değişik ülke ekonomilerine olan etkileri üzerine saatlerce konuştuk. Beklediğimin aksine, konuşmaların merkezine ise maliyet azaltıcı önlemlerden ziyade Merck ilaç şirketinin CEO’su Dick Clark’ın bir cümlesi oturdu: “Krizler harcanması korkunç olan fırsatlardır”. Birkaç ay önce Obama’nın üstünlüğü ile tamamlanan ABD Başkanlık seçimi sırasında, Demokratik Parti kampındaki başdanışman Rahm Emanuel’in sık sık kullanmasıyla ünlenen bu cümle ile bir hafta yattık, kalktık. Hepimiz inanç ile, heyecan ile ve daha fazlasını yapabileceğimize duyduğumuz güven ile ülkelerimize doğru yola çıktık. Istanbul’a dönüş yolculuğunda ise elime aldığım Türk gazeteleri “krizler harcanması korkunç olan fırsatlardır” cümlesini bana bir kez daha sorgulattı. Bunu ben biliyorum ve inanıyorum ama, ya yanımdaki koltukta oturan adam, ya şu çapraz koltukta somurtan hanım, ya aklının başka yerlerde olduğunu hissettiren hostes de biliyor mu acaba….

 

STIGLITZ’IN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Bunları düşünürken, aklıma birden, son günlerin popüler ismi Keynes’in bir saptaması geldi; “piyasalar sizin likit kalabileceğinizden çok daha uzun süre rasyonel hareket etmemeyi başarabilirler”. Yani piyasalar da belki krizin fırsat olabileceğini bilmiyor veya daha kötüsü inanmıyor olabilirler. Tam bu sırada sıkıntı ile Türk gazetelerini elimden bırakıp, Financial Times gazetesini okumaya başladım. Stiglitz, yaşanan küresel krizde vergi indiriminin değil, hükümetlerin yatırım ve harcama ile ekonomiye doğrudan müdahelesinin çıkar yol olduğunun altını çiziyordu. Aslında bu düşünce, piyasaların kaynakları, merkezi planlama teşkilatlarından daha etkin dağıtabileceği, inancı ile çelişse de, yerelde merkez bankalarının ve küresel olarak da IMF ve benzeri kuruluşların ekonomik faaliyetlerin geleceğini daha rasyonel bir şekilde planlayabileceğine yönelik hakim görüşü de ortaya koyuyor. Keynes ve onu takip eden iktisatçıların, toplumun özellikle karamsarlaştığı dönemlerde, hükümetlerin devreye girerek kamu harcamalarını arttırması ve hatta para basarak “talep” yaratması tavsiyesi, bugünlerde daha da çok tartışılıyor. Aslında bu düşüncenin bence zayıf karnı, birkaç politikacı, bürokrat veya kamu yöneticisinin yatırım kararlarını ve doğru harcama stratejilerini sağlıklı belirlemesinin zor, hatta imkansız olması. Başka bir deyişle de, bu grupta eksik olan yeterli “tecrübe” ve yetkinlik unsurlarının, yüzyıllardır piyasalarda faaliyet gösteren milyonlarca bireyin deneme, yanılmayla kazandığı becerilerden daha sağlıklı olabilmesi ne kadar mümkün ?

 

GÖRÜNMEZ EL

Aslında Dünya Bankası eski baş ekonomisti Joseph Stiglitz’in tavsiyesi, onun uzun dönemde dile getirdiği görüşlerle yan yana getirildiğinde daha büyük anlam taşıyor. Stiglitz, özellikle son 25 yıl içinde, dünyada yaşanan yüze yakın ekonomik krizi “karayolunda meydana gelen bir kazada sürücünün suçlanabileceğini, ancak kaza sayısının artmasının yolun inşa ediliş şeklinin sorgulanmasını” gerektireceği yönünde bir metafor ile tanımlıyor. Bu yüzden de, Stiglitz, küresel kriz alevlenmeden önce de, özellikle IMF ve Amerikan Hazinesini sıcak paranın gelişen ekonomilere özelleştirme benzeri sebeplerle akıtılmasında yeterli regülasyon, kontrol ve güçlü finans kurumlarının eksikliğine göz yumması nedeniyle suçluyordu. Geldiğimiz noktada, Greenspan’in dahi günah çıkardığı gözönüne alınırsa, Stiglitz’in “görünmez el” değil, eli sopalı bir regülatörün piyasaları düzenlemesi gerektiği yönündeki görüşlerinin doğruluk payı ortaya çıktı.

 

GECİKME KİMİ CEZALANDIRIYOR ?

Bu çerçevede Türkiye ise ilginç bir yol ayırımına doğru gidiyor. Bir taraftan biçimi doğru olmasa da, yaklaşan yerel seçimler öncesinde, yürütülmeye başlanan seçim ekonomisi programı kapsamında yapılan kamu harcamaları, diğer tarafta ise “her nedense” uzayan görüşmeler nedeniyle, bir türlü imzalanamayan ve doğal olarak kamu harcamalarına sıkı disiplin getirilmesini şart koşacak bir IMF anlaşması var. IMF eski Başkan Yardımcısı ve bugünün İsrail Merkez Bankası Başkanı Stanley Fischer, yıllar öncesi Wall Street Journal gazetesi ile bir mülakatında “Bir ülkeye yardım etmediğinizde gerçekte kimi cezalandırmış oluyorsunuz ?” sorusuna, “Üç tane politikacıyla beraber onmilyonlarca insanı” cevabını vermişti. Fischer’in cevabına bakarak, siz düşünün bakalım, IMF anlaşmasının gecikmesi ile cezalandırılan kim?

No Comments

Post A Comment