Her anlamda çeşitliliği kucaklayabilmek…

 

Her anlamda çeşitliliği kucaklayabilmek…

 

İş dünyasında performans elde etmenin zorluğu her geçen gün artıyor. Yüksek performans elde edebilmek için şirketler birbirleri ile sadece sahada rekabet etmiyorlar; bir yandan da kıt kaynaklara ulaşma konusunda zorlu bir rekabet var. Sınırlı kaynaklara ulaşmak ve kullanımını artırmanın bu kadar önemli olduğu bir mücadele dahilinde, beşeri kaynakların da kullanımını ve üretkenliğini artırmak, rekabet avantajı yaratıyor. Bu tespitler mikro ekonomik analizlerde ne kadar geçerli ise, makro seviyede de o kadar geçerli; bir ülkenin rekabet avantajını elde edebilmesi için, kapasite kullanımını artırması gerekiyor; burada da doğru, ihtiyaca göre eğitilmiş nüfusun, işgücüne katılımının artırılması yönünde gayret göstermek gerekiyor. Örneğin Türkiye’de kadının işgücüne katılımının %20’li seviyelerde kalması %75’i hedefleyen Avrupa Birliği ile olan rekabette olumlu bir gösterge değil; kadınları evde oturtarak işsizliği kontrol altına almak marifet değil!

 

Mikro ekonomik analizin sonucu olarak, günümüzde şirketlerin, yönetim de dahil her kademesinde “çeşitliliğin” kucaklanması konusunda, giderek artan ihtiyaç ve beklentilerin karşılaması şart. Son yıllarda daha çok gündemde olsa da, bu konu sadece yönetim ve yönetim kurullarında kadınların katılımının artması ile sınırlı değil; aynı zamanda kültürel geçmiş, yaş, sektör tecrübesi, coğrafya ve hatta milliyet çeşitliliğinin sağlanmasını da içeriyor. Çeşitliliğin arttığı ortamlarda ekonomik kazancın arttığı yapılan farklı analizlerle kanıtlanmış durumda.

 

Örneğin, Diversityinc araştırma şirketi tarafından hazırlanan “Diversity Top 50” çeşitlilik şirket endeksi son 10 yılda Nasdaq endeksinden %28, Dow Jones endeksinden %22 ve S&P endeksinden de %25 daha başarılı performans kaydetmiş. Emeklilik fonu yöneticisi Calpers tarafından hazırlanan ve sadece Yönetim Kurullarına odaklanan çalışma da 2009’da benzer sonuçlar vermiş. Uluslararasi yatırım bankası Credit Suisse tarafından hazırlanan ve 2500 şirketi içeren bir araştırma ise en az bir kadın yönetim kurulu üyesi olan şirketlerin, olmayanlardan %25 daha iyi performans gösterdiğini raporlamış. Bir başka ilginç çalışma ise Forbes dergisi tarafindan tamamlanmış; sonuçlar çalışanlar arasında çeşitliğin yüksek olan şirketlerde inovasyon kültürünün daha hızli ve derinlere yayıldığını ortaya koymuş.

 

Egon Zehnder International danışmanlık firması tarafından Avrupa’daki belli başlı şirketlerin (cirosu 4 milyar Euro vue üstunde) yönetim kurullarındaki çeşitlilik ile ilgili tamamlanan analiz ise son dönemde gerek kotalar ve gerekse de farkındalığın artması ile “gelişme kaydedildigini” konfirme etti. Bu sene yapılan analizin sonuçları arasında çarpıcı rakamlar var. Örneğin, 2012’de Avrupa’da yapılan tüm yönetim kurulu atamalarının 3’te 1’i kadın üyelerden oluşmuş. Trendin bu şekilde devam etmesi halinde 2017’de Avrupa’daki yönetim kurulu koltuklarının %25’inin kadınlar tarafından doldurulmuş olması bekleniyor.

 

Egon Zehnder International tarafından tamamlanan son araştırma gösteriyor ki, kadınların yönetim kurulu üyeliklerinde aldıklari pay 2004 yılından bugüne %100 artışla toplam yönetim kurulu üyelikleri içinde % 8’den % 16’ya yükseldi. Bu oran 2010 yılında %12 idi. En az bir kadın yönetim kurulu üyesi olan şirketlerin oranı ise %61’den %86’ya yükseldi.

 

Çeşitliğin artması konusunda elde edilen başarı sadece yönetici kadın sayısının artması ile sınırlı değil; Avrupa’da yönetim kurullarında daha büyük degişiklik coğrafi çeşitlilik alanında gerçekleşmiş. Uluslararası tecrübeye sahip yönetim kurulu üyelerinin oranı % 23’den %32’ye yükselmiş.

 

Sadece yönetim kurullarında değil icracı yönetim kademesinde de pozitif ayırımcılık yapmak sürdürülebilir çeşitliliğin sağlanması ve artış için kısa vadede şart gibi gözüküyor.

 

 

No Comments

Post A Comment