HAYATA MÜZAK MUAMELESİ YAPMAK !

 

HAYATA MÜZAK MUAMELESİ YAPMAK !

 

“Başlığı yanlış yazmış, koskoca gazetenin editörü de düzeltmemiş”, demeyin. Başlık doğru; müzik değil, müzaktan bahsedeceğim. Geçen haftaya kadar “müzak” nedir bilmiyordum; benzer şekilde Erik Satie ismini de duymamıştım, ancak öğrenmenin yaşı yok ! Fransız bir baba ve İskoçyalı bir annenin çocuğu olan Erik Satie, ondokuzuncu yüzyılın sonunda ün kazanmış bir besteci ve piyanist; olgunluk dönemini geçirdiği Paris şehrinin sosyetesinin teveccühünü kazanmış bir müzisyen.

 

Fransız zenginlerin evlerinde verdiği akşam davetlerine katılan ve müziğini icra eden Satie, sıklıkla davet sahipleri tarafından çalacağı parçaların, evlerinin değişik noktalarındaki entellektüel, edebi, siyasi, sanatsal sohbetleri bastırmaması ve engellememesi konusunda uyarılır. Bunun üzerine Satie, dinlenmek için değil de, deyimimi mazur görün, arka planda “tıngırdaması” için müzikler yazmaya başlar. Başlangıçta deneysel çalışmalar olarak başlayan bu çabalarda, arka fonda, defalarca tekrarlanan birkaç ölçülük kısa parçaları kullanır. Bu parçalar müzik tarihine yer etmesi için yazılmasa da, farklı müzik otoriteleri tarafından “mobilya müziği”, “müzak” ve son dönemde de “asansör müziği” olarak isimlendirilir!

 

Erik Satie ve “müzak” kavramını öğrendikten sonra, hayatımın akışı değişmese de, kendi çevreme farklı bakmaya başladığımı hissettim. “Yahu asansör müziği işte, zaten farkedilmemek için yazılmış” diyenleri duyar gibiyim. Benim hayata, çevreme ve kendime bakışımı değiştiren Satie’den çok, “müzak”ın doğuş hikayesi ve rasyoneli oldu. İlk aklıma gelenlereden birisi, kendimin de çok yaptığı ve verimlilikle özdeşleştirdiğim, aynı anda birkaç şeyi yapma gayretim ve arzum idi. Örneğin, telefonda konuşurken gazete veya dergileri de gözden geçirmeye çalıştığımı farkettim; ya da dizüstü bilgisayarda mesajlarımı okurken, arkadaki televizyonu izlediğimi veya fondaki müziği dinleyebildiğime inandırmıştım kendimi. Ofisime gelen bir çalışma arkadaşımı dinlerken, hep “çok önemli” bir mesajı cevaplamaya da çalışıyordum. Yani o popüler tabiri ile “multitasking” yaparak zamandan kazanıyordum. Ancak şimdi geri dönüp baktığımda (aslında çok da uzağa değil, bu sabaha!), o uğraşlardan birisine, hangisine bilmiyorum ama, “müzak” muamelesi yaptığımı düşünmeye başladım. Muhtemelen eş zamanlı olarak yaptığım işlerin ikisine, hatta bazen üçüne de hakkını vermeden, “mış” gibi muamelesi yapıyordum.

 

Toplantılarda karşımda konuşan insanın anlattığı hikayenin “giriş” bölümünden sonra, sesini zihnimde kısarak, onun görüntüsünün üzerine bir sonraki toplantının veya gazeteye yetişecek yazının çatısını kurmakta olduğum anlar sıklaşınca, “çok yoğunum” mazareti ile kendimi kandırmaya da çalışıyorum. Ancak kısa suren bu “kesintinin” ardından, aslında hayatımın bir bölümüne “müzak” muamelesi yaparak, ne kadar çok hikayeden, renkten, duygudan, fikirden kendimi feda ettiğimi tekrar anlayıp, normale dönebilmeyi umut ediyorum.

 

Bu bir kamuoyu spotu değil, ama “müzak” kelimesini duyduğunuzda, bundan sonra hayatınızın “mış gibi yaşanmayacak” kadar değerli olduğunu hatırlayın ! Duydunuz “zilin sesini”, hayatınızın geri kalanı şu anda başladı!

 

 

 

No Comments

Post A Comment