Güvenlik kulubesinin yanindaki personel departmanı !

 

Güvenlik kulubesinin yanindaki personel departmanı !

Masanın etrafındakilerin yaş ortalaması yetmişe yaklaşıyor; o akşam, Kuzguncuk’da, o masanın etrafında oturuyor olma sebepleri de mesleklerine, yani insan yönetimine gönül vermiş olmaları. Geçen hafta içinde İnsan Yönetimi Derneği (PERYON), otuz yılı aşkın süredir mesleğe ve derneğe gönül vermiş üyelerini onurlandırmak için bir yemek düzenledi. Onlarla birlikte olma mutluluğunu elde ettiğim o gece, yaklaşık kırk yıl önce, “personelci” olarak mesleğe giren onlarca yönetici ile yaptığım keyifli sohbet, bana sadece personel veya insan kaynakları, ya da insan yönetiminde değil, Türkiye’nin ekonomisinde, iş hayatında, sosyal dokusunda son kırk yıldaki radikal değişimi, bir kez daha yaşama imkanını verdi.

 

Deneyimli sektör profesyonelleri ile konuşurken, Türkiye’de “personel yönetimi” mesleğinin tarihsel gelişimi ile ilgili çarpıcı ipuçları de elde ettim. Kırk yıl önce, PERYÖN’ün kuruluşuna emek verenlerin, temel misyonu “insan yönetimi konusunda lider bir sivil toplum kuruluşu olmak” değil, “güvenlik kulubesinin yanında yer alan personelcilerin odasını, şirketlerin ana binasına aldırmakmış!” Özellikle mavi yakalı çalışanların, giriş ve tabi çıkışının kolay olması açısından ana kapının yanında, güvenlik noktasında yer alan personel departmanının, muhasebe biriminin olduğu gibi şirketin ana binasında olması için ilk mücadeleler verilmiş. Sonrasında personel şefinin, muhasebe müdürüne değil de, doğrudan genel müdüre, hatta fabrika müdürüne bağlı çalışması gerekliliğine yöneticileri, ve daha çok da patronları ikna etmek için uğraşılmış. Daha da sonra, ana binada kendine yer bulan personel departmanının, yavaş yavaş genel müdürün olduğu kata yaklaşması ve o katta kendine yer bulması için personelciler gayret göstermişler. İşte bu bitmek bilmeyen, mücadelede, farklı şirketlerde elde edilen “küçük de olsa zaferlerin” paylaşılması, ama daha çok da sıkıntıların boşaltılıp, iman tazelenmesi amacıyla PERYÖN’ün temelleri, maddi ve manevi fedakarlıklarla, bir avuç profesyonelin çabası ile atılmış.

 

Personel yönetiminin iş hayatına yerleştirilmeye çalışıldığı o yıllarda, idealler ne olursa olsun, mesleğin konumlandırıldığı yer ve kurumlar içindeki beklentiler, yönetici profillerini de belirlemiş. Bir tarafta, geniş mavi yakalı kitlelere karşı durabilmek, diğer taraftan ise zorlu sendikalarla pazarlık yapabilmek için “asker emeklileri” personelciler arasında o dönemde kendine yer bulmuş, talep görmüş. Endüstriyel ilişkilerin iş hayatındaki yoğunluğu ise, özellikle iş hukuku konusunda eğitim alanların “personel yönetimi” alanında rağbet görmesine sebep olmuş.

 

Benim için eğitici bir belgesel kıvamında geçen o gece, hala heyecan ve şevkle mesleklerinin gelişimini paylaşan “üstadları” dinlerken, bir yandan da kırk yılda alınan mesafeyi zihnimde değerlendirmeye çalıştım. Bugün adı değişip, “insan yönetimi” olan, stratejik destek fonksiyonu olarak konumlandırılmaya çalışılan “personel yönetiminin” aradan geçen kırk yılda kaydettiği mesafe göreceli olarak ne kadar çarpıcı ? “İnsan yönetimi” departmanları artık “güvenlik kulubesinin” yanında değil, ama Genel Müdürlerin veya CEO’ların beyninde, kalbinde mi? Kararı sizler vereceksiniz!

 

 

No Comments

Post A Comment