EXTRA LIGHT YORUMLAR

 

EXTRA LIGHT YORUMLAR

 

Zorlu bir yılın sonuna doğru yaklaşıyoruz. 2000 yılına girerken IMF ile imzalanan stand-by anlaşması ve üç yıllık enflasyonla mücadele programı, Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik sürecine aday olması, Istanbul’da yapılan AGİK zirvesine gelen ABD Başkanı Clinton’un yarattığı olumlu hava ve üçlü koalisyon hükümetinin ülkemizin onyıllardır ihtiyacı olan uyum ve istikrarı sağlayacağı umudu ile yarınlara güvenle bakıyorduk. Enteresan olan, birkaç “oyun bozan” yazarın dışında 2000 yılının son iki ayına kadar bu hava devam etti. Kasım ayında finans piyasalarında başlayan fırtına ve sonrasında gündeme gelen siyasi ve sosyal çalkantılar ise 2001 yılına bakışımızı sanıyoruz değiştirdi. Bugün ülkemizin ekonomik gündemini IMF’in yaptığı “acil” yardım ve bunun karşılığında verilen ek niyet mektubu ile TMSF’ndaki bankaların satışı oluşturuyor. Biz ise, bugün bu konulara değil de, ülkenin genelinin girdiği tatil havasını bozmayacak şekilde geçen yıl yaşadıklarımıza kısaca değinmek istiyoruz.

 

BORSA

 

2000 yılına hızlı bir başlangıç yapan borsamız, Ocak ayının ortalarında 20,000 puana ulaşmayı başarmıştı:

Köylü Ahmet eşeğini satmaya karar vermiş. Kıymeti taş çatlasa 50 milyon lira eden eşek için pazarlık payı da ekleyerek 100 milyon lira fiyat koymuş. Komşu köyden acilen eşeğe ihtiyacı olan Mehmet Ağa 100 milyon ödeyip eşeği pazarlıksız satın almış. Köylü Ahmet eşeğini satmasına satmış ama akşam da gözüne bir türlü uyku girmemiş . Düşünüp durmuş yatağın içinde …” Mehmet Ağa 50 milyon liralık eşeğe niye 100 milyon lira verdi?”!!!!!diye.
İçi rahat etmeyince ertesi gün eşeğini geri almaya karar vermiş. Pazara
gitmiş Mehmet Ağa’yı bulmaya bir de ne görsün eşek 200 milyon liradan satışa çıkarılmış… Bir kere içi rahat etmemiş geri alacak eşeğini…200 milyon lira ödeyip geri almış eşeğini (pazarlıksız.)Ayni olay bu defa Mehmet Ağa’nın başına gelmiş, o da uyuyamamış bir türlü”Allah Allah Ahmet niye 100 milyona sattığı eşeği 200 milyona geri aldı
var bu işin içinde bir iş…” diye…O da ertesi gün eşeği geri almaya karar vermiş. 400 milyon lira vererek geri almış eşeği…Bu alışveriş her gün fiyat arta arta devam etmiş. Bir kaç gün sonra pazara bir başka köyden Hüseyin gelmiş. Hüseyin pazardaki kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün ;”al,al,al, sat, sat, sat” bağrışmaları arasında bir yaşlı eşek ve bu
eşeğin tam 1.000.000.000 TL satış fiyatı…Yanındakine sormuş, “Hemşerim, nedir bu yaaaa
bu yaşlı eşşek 1 milyar lira eder mi yahu?” Adam hemen yanıtlamış;
“Valla grafikler ortada, bu eşeğin fiyatı bir haftada 50 milyon liradan başladı, 950 milyon liraya geldi. Şöyle bir teknik analizine bakarsan görürsün. Eşeğin fiyati 1 milyardaki direncini bir kırarsa, 1.5 milyara kadar yolu var”.

Sonuçta eşek öldü, kavga bitti……….

 

ÖZELLEŞTİRME

 

Uygulanmakta olan enflasyonla mücadele programının en önemli saç ayağı özelleştirme olarak gözüküyordu. Türkiye onbeş yıllık özelleştirme tarihinde gerçekleştiremediği kadar özelleştirmeyi 2000 yılı içinde tamamlamak hedefi ile yola koyuldu. Yola koyuldu ama, özelleştirmeyi Özelleştirme İdaresi Başkanlığının mı, Başbakan Yardımcısının mı Devlet Bakanlarının mı, Ulaştırma Bakanının mı, yoksa müsteşarların mı yapacağına hala karar verebilmiş değil :

Genç ve güzel bir bayan, küçük bir operasyon geçirmek üzere hastaneye yatar. Operasyon öncesi hazırlanarak sedyeyle, ameliyat odasının kapısına kadar getirilir. Hemşire, hazırlıkların tamamlanıp tamamlanmadığını görmek amacıyla içeri girer. Kız koridorda, sedyenin üzerinde yalnız beklerken, beyazlar giymiş, genç bir adam gelir, kızın üzerindeki çarşafı kaldırır, iyice inceler ve kapatıp, biraz ilerideki başka bir beyaz elbiseli adama gidip bir şeyler anlatır. Bu kez o adam gelerek çarşafı kaldırır ve benzeri bir inceleme yapar. Birazdan üçüncü beyaz elbiseli adam da aynı şeyi yapmak üzere gelince, kız dayanamayarak: “İlginize, konsültasyona teşekkür ederim ama operasyon ne zaman başlayacak ? “ diye sabırsızlanacak olur. Adam omuzlarını silkerek; “Vallahi bilemiyorum, biz sadece koridorları boyuyoruz” der.

Sonuçta hasta hala ameliyat masasında yatıyor, beyaz elbiseli adamlar da şarkı söyleye söyleye etrafında dolaşmaya devam ediyor……

 

IMF İLE İLİŞKİLER

 

1946 yılındaki kuruluşundan bu yana IMF’in krize girmiş ekonomileri düze çıkarma konusunda elde ettiği ciddi bir başarı olduğunu söylemek pek kolay değil. Son yıllardaki Bulgaristan örneğini ise, son derece küçük bir ekonomi olduğu için genele yansıtabilmek mümkün değil. Özetle Türkiye, IMF açısından da önemli bir “kariyer fırsatı” gibi gözüküyor. Ancak IMF Başkan yardımcısı Stanley Fischer, Türkiye benzeri ülkelerin fona başvuru sebebini “acı reçeteyi” yazacak kötü doktoru arama çabası olarak değerlendiriyor:

Temel savaşta büyük çatışmanın hemen ardından gecenin karanlığında bir sigara yakar. Arkadaşı bağırır,-Ne yapıyorsun bu çok tehlikeli !.. Temel sakin, – Merak etme içime çekmeyrum.

Sonuçta Temel gizli gizli de olsa, azalttığını da iddia etse sigara içmeye devam ediyor, nerede mi? Farkeder mi ?

 

İŞ DÜNYASI İLE İLİŞKİLER

 

Yılbaşında programa destek veren işadamları da yavaş yavaş eleştirilerinin dozunu arttırırlar:

Kabine üyeleri, bir gün ülkenin içinde bulunduğu durumu görebilmek için balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulalarını aşağıya düşürür ve kaybolurlar. İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde bir adam görür ve alçalırlar. -“Pardon. Biz neredeyiz acaba?” diye sorarlar. -“Yerden 300 metre yükseklikte bir balonun içindesiniz.” der
adam. Kabine üyeleri sinirlenir:- “Sen ya sanayici ya işadamı, ya da ikisi birdensin değil mi?” diye sorarlar. -” Evet”. der adam. Nereden bildiniz?” -“Çünkü başımız belada, yardıma ihtiyacımız var ve sana bir soru soruyoruz. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir işimize yaramıyor.” -Siz de hükümet üyelerisiniz değil mi? demiş sanayici ve/veya işadamı -Evet sen nereden bildin? -Çünkü yerden 300 metre yükseklikte bir balonun içinde kaybolmuşsunuz. Pusulanız yok, berbat durumdasınız. Fakat bu şimdi benim suçum oldu!

Sonuçta galiba yoruma gerek yok…..

 

SONUÇ

 

Mahkeme salonunun birinde bir cinayet davası sürmekte… Ortada doğal olarak bir ceset var; bir de cinayeti işlediğinden neredeyse kesinlikle emin olunan biri… Avukat karar duruşmasının yapılacağı gün mahkeme salonuna giriyor ve son savunmasını yapmak için kürsüye yaklaştığında, jüri üyeleri ve seyircilere dönüp şöyle diyor…”Biliyorum, şu anda hepiniz ne diyeceğimi merak ediyorsunuz. Ancak bu mahkeme salonunda tam 1 dakika sonra çok önemli bir an yaşanacak; çünkü 1 dakika sonra müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen kişi mahkeme salonuna yürüyerek girecektir.” Bunun üzerine jüri üyeleri, hakim, seyirciler kısacası salonda kim varsa herkes kapıya bakarak beklemeye başlıyor.. Bu dakikanın sonunda ise avukat dönüp hakime ve jüri üyelerine şöyle diyor..”Evet, bekledik ve gördüğünüz gibi kimse gelmedi. Ancak hepiniz ölen kişinin kapıdan girmesini beklediniz. Bu da gösteriyor ki sizler aslında ne ortada bir ceset olduğuna, ne de dolayısıyla müvekkilimin katil olduğuna aslında tam olarak inanmıyorsunuz.” Jüri üyeleri görüşmeye giriyor; az sonra hakim kararı açıklıyor.”İdam ! “Avukat şaşkın..”Nasıl olur” diyor, “Biraz önce hepiniz kapıya bakıp beklediniz; sizleri gördüm. O gösteriden çok etkilendiniz hepiniz…” “Evet” diyor hakim, “baktık ve bekledik, bu doğru.. Ancak şu bir gerçek ki sanık hiç bakmadı….”

 

Bir yıl önce enflasyon tek haneli sayılara düşecek denildiğinde herkes bir ümitle dönüp geleceğe bakmıştı. Az ya da çok fedakarlıkta bulunuldu, ama bir kişi dönüp bakmadı. Bakmayan kişi de bu programın altına imzasını atmayan kişiydi. Aslında acı ama gerçek, geldiğimiz noktada galiba bakmamakla haklı çıktı. Fakat şimdi bizi tekrar kapıya nasıl baktırtacak ???

 

Hepinize hayırlı, neşeli, sağlıklı bayramlar diliyoruz………..

 

 

 

No Comments

Post A Comment