CSI Harem

 

CSI Harem

Son bir yıldır, ekran karşısına geçip, ailece izlediğimiz tek dizi “Muhteşem Yüzyıl”. Her ne kadar son bölümleri ile yer yer “CSI Topkapı” ya da “CSI Harem” kıvamına gelse de, Osmanlı tarihinin en parlak dönemlerinden bir tanesini, macera, korku, dram, aşk ve hatta komedi dokusu ile sergileyen diziyi her Çarşamba kaçırmadan, ailecek izlemeye çalışıyoruz. Yapımcı ve yazar nereye kadar devam edecekler bilemiyorum ama, malum Kanuni Sultan Süleyman, ya da dizideki tabiriyle “Sülüman” veya “Aslanım”, ya da “Hünkaaarım”, tahtta oturduğu son yıllarda öz oğlunu, şehzade Mustafa’yı boğdurmaya kadar gidecek bir iktidar mücadelesine girmiş.

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü padişahlarından birisinin gösterdiği bu refleks aslında ne ilk, ne de son. Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük babası Fatih Sultan Mehmet de Istanbul’u fethettiği gece, şehzadesini boğdurtması ile biliniyor. Buraya kadar okuduklarınız Murat Bardakçı’nın alanına girse de, özetle söylememiz gereken, şanlı tarihimiz maalesef liderlerin, kendilerinden sonrayı planladıkları ve yedekleme yaptıkları örneklerle pek dolu değil.

 

Birkaç yıl önce üst düzey yönetiminin liderlik yetkinlikleri değerlendirmesini yaptığımız bir bankanın genel müdürü ile uzunca süren bir geri bildirim görüşmesi yapmıştım. Son derece başarılı genel müdüre, kendisinden sonra gelecek nesilleri yetiştirmek konusunda daha fazla ve daha odaklı bir çaba göstermesi gerektiğini tavsiye ettim. Genel müdür, en doğal yaklaşımı ile, bana yukarıdaki örneği vererek, “Fatih bunu yapmamış, ben nasıl ve niye yapayım” diye sormuştu. Aslına bakarsanız haksız da değildi. “Benden sonra tufan” demeden kendisinden sonraki liderleri hazırlama konusunda çaba gösteren, zaman yatırımı yapan kaç tane yönetici hatırlıyorsunuz? Enfes kitap, “Benden sonra Devam”ın da yazarı olan, Akın Öngör’ü lütfen “kategori” veya değerlendirme dışında bırakalım, artık yaratıcı olalım, başka örnek liderler de bulalım. Benzer bir soruyu, “ekip geliştirme” yönünü güçlendirmesini tavsiye etmek için yönelttiğim başka bir tepe yönetici bana, “O iş benim değil, yönetim kurulunun işi” diye cevap verdi; “benden sonra tufan” bir örnekle nasıl daha iyi ifade edilir?

 

Bu gelişime açık yanımız, iş, siyaset, ekonomi, spor dünyasında, özetle yönetimin olduğu her yerde karşı karşıya kaldığımız durumlarda fazlaca değişmiyor, gelişmiyor. Örneğin geçtiğimiz günlerde Başbakanın sağlık durumu ile ilgili yaşanan gelişmelerin sadece siyasi kulislerde değil, piyasalarda, kamuoyunda, hatta uluslararası platformda dalgalanmalar yaratmış olmasının temel sebebi, bir “yedeğinin” olmaması değil mi? Eğer kabine içinde veya parti içinde, Başbakanın olmadığı durumlarda, o rolü belli bir seviyede icra edebileceğine bizim, ama daha önemlisi Başbakanın da inandığını gösterdiği “ikinci adam”(lar) olsa idi, kaçımız “acaba ne olacak” endişesini yaşardık ?

 

Konuyu sadece iktidar platformundan çıkartalım; yıllardır merak eder dururum, niye Türkiye’de muhalefetin bir gölge kabinesi olmaz, diye; yetkinlik ve uzmanlıkları nedeniyle, belli alanlarda görevlendirilen siyasetçilerin derinlemesine iktidarın icraatlarını takip etmesine izin verilmez diye. Yanıtı çok zor değil; bir taraftan muhalefet partisinin içinde de “ikinci adamların” ön plana çıkması istenmiyor, tehdit olarak görülüyor, diğer taraftan ise, “o sanal bakanlık onlarca insana” havuç olarak gösterilip, parti içi güç sağlanıyor.

 

Örnekleri çoğaltmak mümkün, onlarca yıldır aynı spor kulübünü, aynı sivil toplum örgütünü, aynı derneği yönetmek üzere hatta apartman yöneticiliği koltuğunu korumak üzere mücadele eden “idarecileri” her gün çevremizde görmüyor muyuz? İstikrar önemli kuşkusuz, ama performans ile desteklendiği zaman. Aman dikkat edin, eğer Kanuni Sultan Süleyman veya Fatih Sultan Mehmet değilseniz, tarih tekerrür etmez ve sadece sizin zaferlerinizi yazmakla yetinmez!

 

 

No Comments

Post A Comment