ÇOCUK YAPARIM DA… KARİYER DE ZORLANIRIM!

 

ÇOCUK YAPARIM DA… KARİYER DE ZORLANIRIM!

Artık “geleneksel” hale geldi! Mart ayının ilk yazısını, annelere, eşlere, kardeşlere, kızlara, özetle hepimizin cefasını çeken hayatımızdaki tüm kadınlara ayırıyoruz. Yılda bir kez dahi olsa, “beni ben yapan”, hayatımdaki tüm kadınlara şükranlarımı, sizin huzurunuzda sunuyorum (Bu tonu daha devam ettirirsem, “bana ödülü veren akademiye” kıvamına, Oscar teşekkür konuşmasına dönüşecek! Haydi hayırlısı, Allah söyletiyor).

 

Yüz seneye yaklaşan bir süredir, 8 Mart küresel olarak Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Konunun dünya gündemine gelişini araştırdığınızda, “8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları istemiyle başlattığı grev sırasında, polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından çıkan yangının çoğu kadın 129 işçinin can vermesine sebep olduğu” bilgisine (*Wikipedia) ulaşıyorsunuz.

 

Bu acı kaybın ardından, 1910 yılında Danimarka’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı, yangında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması kararını verse de, tarihin 8 Mart olarak küresel takvimlere girişi 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı ile mümkün olabiliyor. Hemen aynı yıl, Türkiye’de Dünya (Emekçi) Kadınlar Günü’ni kutlamaya başlıyor.

 

Yönetim kurulu üyesi olduğum Türkiye İnsan Yönetimi Derneği (PERYÖN) 8 Mart Kadınlar Günü nedeniyle orta ve üst düzey yöneticiler arasında “Türkiye’de kadın istihdamının dinamikleri” konulu bir anket çalışması yaptı. Ankete katılan yöneticiler, çalışan kadınların en önemli sorunu olarak “evdeki sorumlulukların da kendi üzerlerinde olmasını ve buna karşı gelememeleri”ni gösteriyor. Yani “çocuk da yaparım, kariyer de” mottosu, maalesef reklam jingle’ı olarak kalmış gibi gözüküyor!

 

Ankete göre, Türkiye’de kadın istihdamının düşük olmasının en büyük nedeni iş ile evdeki sorumluluklar arasında tercih yapma baskısı (% 69) olarak öne çıkıyor. Bunu, çocuk sahibi olduktan sonra işten ayrılma (% 55) ve ailelerin kız ve erkek çocuklara kariyer konusunda farklı eğitim vermesi ya da yönlendirmesi (%51) izliyor. Aslında birbirini destekleyen ilk iki yanıtın köklerini üçüncü cevapta bulabilmek mümkün. İş hayatında gerekecek eğitim ve donanımı kız çocuklara sağlama konusunda cimri davranan çekirdek ailenin yönlendirmeleri, kuşkusuz hem kızlarımızın zihninde, hem de kamuoyu nezdinde kadınları belli bir alana konumlandırıyor; “evinin kadını, çocuklarının annesi”!

 

Ankete katılanlar arasında eşinin kazancını yeterli bularak çalışmama (%29) veya evlenerek işten ayrılma (% 26) tercihi yapanların da olduğunun altını çiziyor. Kanaatimce, erken yaşlardan itibaren başlayan yönlendirme ve bunun yarattığı özgüven eksikliği, profesyonel hayattan kadınların evlilik sonrası ayrılma motivasyonunu da artırıyor. Ankette daha alt sıraları ise, iş başvurularında erkeklerin tercih edilmesi (%26) ve eğitimde fırsat eşitliği olmaması (% 22) gibi nedenler almış. Sonuçların arasında “eşinin çalışmasını istememesi” cevabının yer bulamaması beni hem şaşırtıp, hem de sevindirse de (belki örneklem ile ilgili bir sonuç olabilir), “mahalle baskısının” çekirdek ailelere olan yansımasının da, “kadının yeri evidir” ön yargısını güçlendirdiğine inanıyorum.

 

Anket katılımcısı kadın yöneticilerin dörtte üçünden fazlası (%78), Türkiye’de çalışan kadınların en önemli sorununu “Evli ya da ailesi ile birlikte yaşıyorsa, evdeki sorumlulukların da kendi üzerinde olması ve buna karşı gelememesi” olarak tanımlamış. Kariyeri zorlaştıran diğer unsurlar arasında, “camdan tavan” sendromu (% 53) ile ikinci sırayı almış. Kadın yöneticilerin işyerinde kreş, emzirme odası vb olmaması (% 38), doğum izni, süt izni gibi yasal zorunlulukların tam kullanılamaması (% 33), eşit işe eşit ücret alamamak (%25) benzeri konuları hala 21.yüzyılda dile getiriyor olması, sanıyorum Kadın (ve Aileden) sorumlu bir bakanın olduğu güzel yurdumuzda tekrar tekrar irdelenmesi gereken bir eksiklik. Zaten anket katılımcılarının % 66’sı hükümetin kadın istihdamını arttırmaya dönük mevcut çalışmalarını yeterli bulmadığının altını çizmiş! Katılımcıların büyük çoğunluğunun (% 85) kadın istihdamının artmasının Türkiye’nin refah seviyesini de arttıracağını belirtmesi, aklın yolunun bir olduğunu da gösteriyor.

 

SPK’nun halka açık şirketler için getirdiği “yönetim kurulunda en az 1 kadın üye olması” kuralının kadın istihdamını arttıracağını düşünenlerin anketteki oranı % 41 olarak çıkmış. Takip eden sorularda katılımcıların yarıya yakını (% 48) istihdamın artabilmesi için yönetim kurullarında kadın oranının en az % 30 olması gerektiğini belirtirlerken, benzer şekilde ankete katılanların % 51’i iş hayatında kadın istihdamını arttırmak için pozitif ayrımcılık, kota benzeri uygulamalar olması gerektiğini savunmuş. Ancak pratik uygulama konusunda alınması gereken uzun bir yol olduğunu, katılımcıların sadece % 14’ünün çalıştıkları işyerlerinde pozitif ayrımcılık uygulaması olduğunu belirtmesi de gösteriyor.

 

Eğitim sistemimizi radikal olarak değiştirmeyi tartıştığımız bu günlerde PERYÖN’ün yaptığı anketin sonuçlarının detaylı irdelenmesinin yol gösterici olabileceğine inanıyorum. Tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu ve mutlu olsun!

 

 

No Comments

Post A Comment