BREZİLYA’DAN İTHAL EDİLEN PROGRAM

 

BREZİLYA’DAN İTHAL EDİLEN PROGRAM

 

Bir sahne var aklımda, oyuncular sanki biziz

Mutsuzuz ikimiziz

Kimi aşklar hiç bitmezmiş

Bizimkisi bitenlerden

Sevmeye yeteneksiziz

İki yabancı

Birlikte ama yalnız……

 

ADINI SEN SÖYLE !

 

Sayın Başbakan’ın Teoman’ın “romantik” sözleri benzeri bir açıklamasıyla başlayan haftanın, sadece devletin tepesindeki “tartışmayla” sınırlı olmayan gelişmelere gebe olduğu, Pazartesi öğlen gibi belliydi. Devletin zirvesindeki “iki yabancının” didişmesi ile başlayan süreç sonucunda ister adı “dalgalı kur” olsun, isterse “kademeli kur artışı”, ya da en çarpıcı şekliyle “devalüasyon”, olan oldu, giden gitti! Yaşadıklarımızın ve yaşayacaklarımızın maddi ve manevi hasarından çok bizi üzen ise Türkiye devletinin itibarının sarsılması ve sözünün arkasında duramamasının bir kez daha tescil olması idi. Bugünden sonra gerek enflasyonla mücadelede gerekse yabancı yatırımcıları ikna etmede nasıl inandırıcı olabileceğiz ?

 

BREZİLYA TECRÜBESİ

 

Türkiye’nin Perşembe sabaha karşıdan beri uygulamaya geçtiği yeni önlemlerin, 1999’da Brezilya’da, gene IMF destekli uygulanan programla, çevresel şartlar açısından fazla benzerlik taşımadığını görüyoruz. Dalgalı kur sistemine geçiş ve bunu destekleyen para politikaları sayesinde Brezilya, Asya ve Rusya krizlerinin tetiklediği sıkıntılı bir dönemi atlatmayı başarmıştı.

 

EKONOMİK VERİLERDE PARALELLİK

 

Brezilya’nın 1998 ortasında, yani kriz öncesindeki ekonomik verilerine baktığımızda Türkiye ile benzerlikler görebiliyoruz. Örneğin Brezilya’da iç borçların GSYİH’nın %40’ını aştığı ve kısa vadeli olduğunu görüyoruz. Türkiye’de ise kamunun iç borç stoku GSYİH’nın %30’u civarında . Buradaki diğer farklılık enflasyonla mücadele programının içerdiği 2000 yılındaki başarılı Hazine uygulamaları sonucunda iç borcun vade yapısının ortalama 1.5 yıla yaklaşan orta vadeli bir geri ödeme takvimine sahip olması (Ancak bu başarılı borçlanma uygulamalarına rağmen, Osman Altuğ’un da işaret ettiği gibi her nasılsa 21 Şubat tarihinde 5 milyarı aşan, iç borcun yaklaşık %10’u kadar, “blok” bir itfa rakamının oluşmasına müsaade edilmiştir).

 

Brezilya da 1998-99 yıllarında, Türkiye gibi faiz dışı bütçe fazlası yaratırken, GSYİH’sının %5’ini geçen bir cari açık yükü ile karşı karşıya kaldığından dalgalı kur sistemine geçme kararı almıştır (1998 yılında $ 33 milyar). Ülkemizde ise 2000 yılında uygulanan “kur çıpasına” dayalı enflasyonla mücadele programının da etkisiyle ihracat-ithalat dengesi önemli ölçüde bozulmuş ve TCMB’nın güçlü rezerv yapısına rağmen tedirgin edecek boyutlara gelmiştir.

 

GÜÇLÜ FİNANSAL DESTEK

 

Brezilya’da dalgalı kur sistemine Mart 1999’da geçiş sağlandı. Bir yandan da, vakit geçirmeden enflasyonun yıl sonuna kadar “tek haneli rakamlara” düşürüleceği açıklandı. Bu açıklamanın “enflasyon çıpası” olarak algılanması ile de olası bir “panik” önlenmiş oldu. Diğer taraftan “enflasyon hedeflemesine” uyum sağlamak için faizler %39’dan %45’e arttırıldı. Aksi takdirde ekonominin genelinde %30-40 arasında ağırlığa sahip olan ithal ürünlerden dolayı dalgalanmaya bırakılan kurun ilk etapta yaklaşık %70 artması enflasyon hedefini ulaşılamaz hale getirebilirdi. Sıkılaştırılmış mali politikalarla beraber uygulanan bu sıkı para politikası önlemleri de Brezilya’da uygulanan programın başarısını sağlamıştır. Kuşkusuz başta IMF olmak üzere uluslararası finans kurumlarının önemli desteği ile gelen sermaye de bu başarının sağlanmasında önemli rol oynamıştır. 1999’da Brezilya’ya sadece sabit sermaye yatırımları için gelen yabancı kaynak $ 30 milyara ulaşmıştır.

 

BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM !

 

Türkiye’de yaşadıklarımıza geri döndüğümüzde ise Brezilya örneği ile farklılaşan birkaç önemli noktaya işaret etme ihtiyacı duyuyoruz. Öncelikle ekonomimizdeki ithal ürünlerin ağırlığı göz önüne alındığında sayın Başbakan’ın “enflasyon ve bütçe hedeflerini revize etme ihtiyacı duymadıkları” açıklaması fazla “iyi niyetli” kalıyor! Daha somut konulara girdiğimizde ise, öncelikle TCMB’nın sıkı para politikası uygulama konusundaki önemli faiz silahının kullanımının tehlikeli bir boyuta ulaştığını görüyoruz. Bir haftadır %1000-7500 aralığında dalgalanan faizleri bu seviyelerde daha fazla tutmak, ekonominin hasarı imkansız yaralar almasını sürdürecektir. Bilgi Üniversitesi’nden ekonomist Tuna Beklevic’in altını çizdiği gibi bankacılık sektörünün tamamının “kamulaştırılması” tehlikesi maalesef çok uzak gözükmemektedir.

 

HEPİMİZ AÇIK POZİSYON TAŞIYORUZ

 

Diğer taraftan IMF’nin uygulanmasını teşvik ettiği Brezilya benzeri “dalgalı kur” uygulamasının Türkiye’de reel sektöre yaratacağı fayda ise sanıyoruz zararından az olacaktır. Zira Brezilya’da özel sektörün borç stoğu kriz öncesinde sınırlı iken, yapısında da döviz borçların oranı son derece az olduğundan, program ile birlikte yabancı sermaye ile teşvik edilen reel ekonomi kısa dönemde performansını arttırmıştır. Ülkemizde ise sadece finans ve reel kesimin değil ev hanımından, emeklilere kadar tüm ekonomik oyuncuların çeşitli şekillerde “açık pozisyon” taşıdığı unutulmamalıdır. “Patlayacağı” ima edilen ihracat sektörlerinde girdilerde ithalatın payı %50’ye kadar ulaşmaktadır. Dalgalı kur sonrasında ihracat ve sanayicilerin baskı grubu liderlerinin serzenişlerine bu çerçevede kulak verilmesinde fayda vardır.

 

Diğer taraftan Perşembe gününden itibaren borsada yaşanan artışı olumlu göstermek de bizce pek mümkün değildir. Zira bu artışın dolar bazında ucuzlayan hisse senetlerine 1994 devalüasyonu sonrasında olduğu gibi yabancı yatırımcılardan talep geleceğini bekleyen “yerli spekülatörlerden” kaynaklandığına inanmaktayız.

 

“IMF’İN NAMUSU”

 

Sözün özü geçen hafta yapılanların ne Türkiye şartlarına uygun olduğunu ne de mevcut halleriyle yeterli olduğunu düşünüyoruz. Kenan Mortan’ın deyimiyle “hamamın namusunu korumaya çalışan” IMF’in jenerik çözümlerinin bugün kadar arka arkaya iki ülkede sonuç verdiğini de hatırlamıyoruz. Teoman’la açtığımız köşemizi, gene Teoman’la, bizleri ve Türkiye’yi “yönettiklerine inananlara” seslenerek bitiriyoruz:

 

N’olur kendini kandırma

Yoktur üstüne senin güzeli çirkin yapmakta

Suçuysa dünyaya atmakta

Neyin bildin ki değerini

Benimkini bileceksin

Bunu da tabii mahvedeceksin…..

 

İnşallah Teoman da, biz de yanılıyoruzdur !

 

Kaynak: “Monatary Policy During the Transition to a Floating Exchange Rate” by Arminio Fraga, Finance & Development, Mart 2000; pp 16-18.

 

 

No Comments

Post A Comment