BİR KULÜPTEN FAZLASI

 

BİR KULÜPTEN FAZLASI

Lionel Messi veya Pep Guardiola dediğimde, futbolla ilgisi olan, olmayan birçok kişinin kulak kabarttığını tahmin ediyorum. Barcelona’nın yıldızı Messi ve eski koçu Pep ile son üç yılda elde ettiği performansın herhangi bir futbol takımı tarafından tekrarlanabilmesi için çok zaman geçecek. Ancak bu başarının ardında, sahadaki performans kadar, Barcelona kulubünün yönetim felsefesi ve getirdiği istikrar da rol oynamış. Esteve Calzada da 2002-2007 yılları arasında Barcelona yönetiminde aldığı görevlerle kulübün felsefesini tüm dünyada yayarak, dünyanın en büyük markalarından biri haline gelmesini sağlayan profesyonel yönetici. Barcelona’nın “More than a club” (bir kulüpten fazlası) olarak konumlandırılan marka ve yönetim felsefesini güçlendiren kişilerin başında gelen Calzada ile geçen hafta Istanbul’da sohbet etme şansını buldum.

 

Esteve Calzada’yı Türkiye’ye getiren, Camp Avea projesi; futbola sponsor olarak destek olmaya devam eden Avea, Barcelona spor kulübüne farklı bir sosyal sorumluluk projesi ile yaklaşmış. Esteve Calzada’nın danışmanlığını da yaptığı Barcelona futbol okulları 9-14 yaş aralığındaki tam 240 çocuğu, Avea’nın desteği ile Istanbul’da iki ayrı kamp döneminde birer hafta eğitmek üzere mutabık kalmışlar. İzmir ve İstanbul’da yapılan elemelerin yanında, fırsat eşitliği de sağlayabilmek için, deprem sonrası yaralarını sarmaya çalışan Van’da da elemeler gerçekleştirilmiş ve yirmiye yakın çocuk seçilerek, kampa davet edilmiş. Futbol kampının ilk dönemi geçen hafta Türkiye Futbol Federasyonu’nun Riva tesislerinde, 5 Barcelona koçunun da katılımıyla tamamlandı.

 

Esteve Calzada, on yıl once kolunun altına aldığı kapsamlı bir iş planı ile Barcelona kulübünün kapısını çaldığında, Unilever ve Reckitt Benckiser gibi hızlı tüketim devlerinde pazarlama alanında çalışmış, geleceği parlak bir profesyonel imiş. Elinde hiçbir veri olmadan hazırladığı iş planı, o kadar beğenilmiş ki, Barcelona kulübünün olmayan pazarlama fonksiyonu ve departmanının sorumluluğu kendisine verilmiş. Calzada’yı dinlerken, “futbol oynamamış”, hatta spor pazarlamasını da bilmeyen bir genç profesyonelin Türkiye’deki herhangi bir futbol kulübünün kapısından içeri girse, alacağı cevabı hayal etmeye çalıştım.

 

Calzada ve ekibinin tasarladığı pazarlama ve konumlandırma çabasının en önemli unsurunu ise kulubün futboldaki stratejisi oluşturuyor. Pazarlama stratejisinin ilk adımı “Barcelona hücum futbolu oynayacak”; 1-0 değil, 5-4 kazanmayı tercih edecek. Bu kararın asıl önemli yansıması ise, 9 yaşından başlayan altyapı ve futbol okullarındaki tüm eğitim ve taktik çalışmalarının da Barcelona A takımının oyun planı ile eşleştirilecek olması. Benzer bir yaklaşımla, televizyonda seyretmeye doyamadığımız futbol takımındaki yıldız oyuncuların sadece teknik olarak yetişmesine değil, en az saha performansı kadar, saha dışı performansına da bakılıyor (Camp Avea projesine destek veren Avea yöneticilerinden, Türkiye’ye projeye hazırlık için gelen Barcelona ekibinin, stad ve antreman sahalarında harcadıkları kadar, belki daha fazla, zamanı sağlık tesislerinde, okullarda harcadığını ve programa katılacak çocukların beslenme alışkanlıklarına, kadar eğildiklerini öğrendim).

 

İkinci belirlenen adım ise Barcelona, kendi yetiştirdiği oyuncuların çoğunlukta olduğu bir kadro ile mücadele edecek; A takımında kendine yer bulamayan oyuncular için ikinci ligdeki B takımı kullanılırken, birçok yıldız adayı satılsa veya kiralansa da, üç yıl boyunca, istendiğinde aynı bedelle Barcelona geri alma opsiyonunu da elinde tutuyor. Calzada’nın pazarlama ve yönetim stratejisini bir başka yazıya saklayacağım.

 

Kısaca paylaşmaya çalıştığım model, “yetenek yönetiminin” en başarılı örneklerinden birisini anlatıyor. Yukarıdan aşağıya belirlenmiş olan stratejinin yaygınlaştırılması, uygulama için gerekli olan yeteneklerin bulunması ve geliştirilmesi ve opsiyon imkanı ile, organizasyon dışında “yeteneklerin oturabileceği bir yedek kulubesinin” kurgulanması. Benzer yaklaşımı, şirketlerde, sivil toplum kuruluşlarında, siyasette veya devlette de uygulamak mümkün. Bu yüzden haftalardır, Türkiye’nin yetenek yönetimi stratejisini tartışmaya açıp, en tepede Yetenek Başkanı’nı atamanın en önemli adım olduğunu iddia ediyoruz. Calzada’ya gore, Barcelona’nın “Yetenek Başkanı” Pep idi, yani en tepedeki yönetici bu politikaya inandığı için kulüp de başarılı oldu. Ancak, altını çizmeliyiz ki, 2006-2009 döneminde, neredeyse hiçbir kupa kaldıramayan Barcelona, gene de yukarıdaki stratejiden ödün vermediği için, sonraki üç yılda 15 kupa kazandı ve aynı sebeple o bir kulüpten fazlası, o bir “dünya devi”!

 

TÜRKİYE’YE YETENEK BAŞKANI ARAMAYA DEVAM EDİYORUZ!

İki haftadır devam ettirdiğimiz “Yetenek Başkanı” tartışmasını gündemde tutmak ve Türkiye’nin Yetenek Başkanını bulmak “Yetenek Ajansı”nı kurmak konusunda gayretlerim, destek ve katkılarınızla, önümüzdeki haftalarda da sürecek.

 

 

 

No Comments

Post A Comment