BAK BANKACI GELİYOR SELAM VERİYOR……..

 

BAK BANKACI GELİYOR SELAM VERİYOR……..

 

Son yazımıza gelen değişik tepkiler arasından birkaç tanesini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Kanuni rumuzuyla ismini vermeden bize yazan bir okurumuz, “Bankacılık hakkında çok şey bildiğiniz belli. Bence banka şubesine hiç gerek yok. P.T.T. şubeleri bankacılık hizmetini gayet iyi verebilir. Memur, işçi, emekli dul yetim ve yaşlı maaşlarını ödeyebilir, vadeli ve vadesiz Türk ve yabancı para mevduatı açabilir; zirai, ticari ve bireysel kredi verip, kredili mevduat hesabı kullandırıp, yatırım fonu, hisse senedi, tahvil, bono, repo vb. hizmetleri P.T.T.’nin altyapısı kuvvetli teknik desteği, yeterli ve bu konularda tecrübeli personeli sayesinde vereceğine olan inancım sonsuz. Yazılarınızın ve rastgele örnekleme tablolarınızın takipçisiyim. Sizin ve başımızdaki Büyüklerin enteresan fikirlerini dört gözle bekliyorum. Devlet Bankalarının imkanlarını eş ve dostuna peşkeş çekip, üstüne sünger örtüp adını batık kredi koyduktan ve ülkeyi bu hale getirdikten sonra acısını bu devlet bankası personelinden çıkarmaya, IMF’nin kölesi olup işçi ve memuru ezmeye devam eden ve yarın ne olacak diye düşünmekten bunalıma giren bu insanları yönetenlere artık diyecek birşey bulamıyorum. evimi, eşyamı, paramı kaybetmeyi göze alırım ama işimi kaybetmeyi asla.. Umarım aynı fikirdesiniz. Düşünsenize işsiz kaldığınızı… Çok kötü. Ev, eş, eşya, para… iş yoksa bunlar da yok demektir” diye yazmış. Virgülüne dokunmadan sizlerle paylaştığımız bu mesaj aslında bizim aylardır bu köşede işaret etmeye çalıştığımız bir inancımızı güçlendiriyor.

 

SIKINTININ NEDENİ KRİZ DEĞİL !

 

Öncelikle hepimizin bir konuyu çok iyi kavraması ve fikir birliğinde olması lazım. Son iki yıldır baş gösteren şiddetli ekonomik sıkıntıları global kriz, deprem, petrol fiyatları veya yolsuzluklar olduğu için yaşamıyoruz. Bunlar tartışmasız önemli faktörler ancak problemin temelinde Türkiye’yi idare edenlerin gösterdiği yetersiz yönetim ve bizlerin o idarecileri hem yerlerinde tutmamız hem de onların rüyalarında yaşamayı tercih etmemiz yatıyor ! Türkiye özellikle son yirmi yıldır, üretmediği, kazanmadığı bir refah seviyesi ile yaşamanın sıkıntılarını çekiyor !

 

Bu noktada devlet büyüklerimiz “anayasa tenisi” oynamamış olsa da, biz er veya geç krizi yaşayacak ve bu sıkıntıları çekecektik. Kemal Derviş’in dediği gibi de aslında “Türkiye ekonomik krizden çıktı” fakat alışmamız gereken ortama bir türlü adapte olmayıp hala eski günlerin gelmesini hayal ediyoruz.

 

AFYON’DA 36 ADET KAMU BANKASI ŞUBESİ VAR !

 

Kanuni arkadaşımızın görüşlerini paylaşmadığımız ilk nokta kamu bankalarının mevcut yapılanması ve istihdam politikaları dahil olmak üzere sürdürülemez olan “dengesini” devam ettirmeye çalışmak, aynı duvara bir kez daha “toslamak” için gerinmekten başka bir şey değil. Kendisi de bize yazdığı mesajında dört büyük özel sermayeli bankanın toplam 12 şubesi olan Afyon’da, Ziraat Bankası’nın neden 21 ve Halkbank’ın 15 şubesi olduğunun cevabını vermemiş.

 

Konunun ikinci boyutu ise Ziraat Bankası’nın veya Halkbank’ın Afyon’daki şubelerinde acaba hangi hizmetler hangi yoğunlukta veriliyordu ? Bu hizmetler acaba şube sayısı ve/veya personel azaltılarak ya da ATM benzeri kanalların desteğiyle postanelerden gerçekten verilemez mi? Biz verilebileceğini iddia ediyoruz.

 

ZİRAAT BANKASI’NIN MİSYONU

 

Son olarak da bir önceki yazıda değinmediğimiz bir noktanın burada altını çizmek mecburiyeti hissediyoruz. Ziraat Bankası Genel Müdürü Niyazi Erdoğan, aylar önce basına verdiği bir demeçte, bankasının sektörlerin ekonomiye olan katkıları ile orantılı kredilerden pay alacağını belirtmiş. Buna göre Ziraat Bankası kredilerinin %15’ini tarım sektörüne plase ederken, kaynaklarının %60’dan fazlasını bireysel kredilere ayıracakmış. Özel sektörle bireysel kredilerde rekabet etmek üzere Ziraat Bankası’na ihtiyacımız var mı ? Tarımı destekleme misyonunu “yan iş” haline getiren bu kurumun mevcudiyetini neden sorgulamıyoruz ?

 

Hiçbirimiz işimizi kaybetmeyi göze alamayız, ama bir de Kanuni’nin belirttiği gibi elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırken, “zincirin diğer zayıf halkaları” nedeniyle işinizi kaybederseniz neler hissedersiniz ? Kanuni’nin yolsuzluklar için tepkisi ne kadar haklıysa, siyasi rant amacıyla kamu istihdamını işsizlik sigortası haline getirenlere bizlerin de tepki göstermesi o kadar yerinde.

 

BEKÇİ HİKAYESİ

 

Bu satırları yazarken gelen ikinci bir mesaj bizim yazdıklarımız ile Kanuni’nin işaret etiklerini birleştiren bir hikayeyi kapsayınca onu da sizinle paylaşmadan geçemedik: “Memleketin birinde bir gün, ülkenin işsiz bir bölgesinde iktidar milletvekilleri gezerken, kocaman ve terkedilmiş bir hurda yığını deposu tespit etmişler… İçlerinden biri “Bir güvenilir bekçi tutalım da buraya
sahip çıksın, birileri gelip burada birşeyler karıştırmasın, devlet malına ziyan gelmesin” demiş. Böylece milletvekillerinden birinin güvendiği bir tanıdığı BEKÇİ sıfatıyla işe almışlar… Ertesi gün bir diğer milletvekili:”İyi yaptık ama eksik var..”demiş..”Biz bu adama bir iş tanımı vermedik ki, adam ne yapacağını bilsin? Ayrıca iş tanımını verdikten sonra adamı bir de eğitmek lazım..”Diğer vekiller onu haklı bulmuşlar, böylece bekçinin iş tanımını belirleyecek bir PLANLAMA DEPARTMANI kurmuşlar, oraya da bu tanımları rapor edecek bir DOKÜMANTASYON UZMANI ile bir de bekçi için EĞITMEN almışlar ve işi ilgili Müsteşarlığa havale etmişler… Birkaç gün sonra Müsteşar konuyla ilgilenip sormuş: “Peki ama bu bekçiyle iş tanımını yapanlar iyi çalışıyorlar mı, bunu takip edecek biri lazım değil mi? ”
Böylece bekçi ve eğitmenlerini denetleyecek bir KALİTE KONTROL DEPARTMANI
kurulmuş, oraya da bir KALİTE KONTROL SORUMLUSU ile bu adamların ne yapıp ettiğini rapor edecek 2 tane MÜFETTİS atamışlar… Ertesi gün müsteşar yardımcısı demiş ki: “Peki ama bir bekçi ve peşinden bir sürü denetleyici işe aldık, bunların maaşını kafamıza göre mi vereceğiz? Bekçiye ne kadar? Kalite kontrol departmanına, neye göre, ne kadar maaş verilecek? Bunun bir sistemi olmalı..” Böylece müsteşarlık emriyle hemen bir MUHASEBE DEPARTMANI kurulmuş.. Oraya da derhal bir MUHASEBECİ, bir BORDRO MEMURU ve bütün bu insanların ne kadar çalıştığını, işe geliş gidiş saatlerini takip edecek bir DENETLEME UZMANI atamışlar… Ertesi gün müsteşar yardımcısına müsteşar sormuş: “Eveet bir bekçimiz var, bağlı olduğu departmanları da kurduk, iyi güzel de bunlar kendi başına buyruk mu iş yapacaklar? Bunlara artık bir sorumluluğu üstüne alacak müdür lazım değil mi? Tabi müdür aldıktan sonra bunun bir de yardımcısı olması lazım..” Bunun üzerine bekçi ve bağlı bulunduğu departmanlar için 1 MÜDÜR, 1 MÜDÜR YARDIMCISI, bir de bunlara SEKRETER alınmış. Gel zaman git zaman sonra hükümet sıkışmış ve borç istemeye çıkmış. Borçları verecek zengin ülkeler borçlarını geriye almayı garantilemek için hükümete öncelikle bu borçları idare edecek bir teknokrat almalarını söylemiş. Teknokrat alınmış, Bakanlar kurulu toplanmış ve devletin kemer sıkması gereği kararı alınmış. Buna istinaden teknokrata bu işi halletmesi için görev verilmiş. Birkaç gün sonra teknokrat bakanlarla, bakanlar müsteşarlarla, müsteşarlar yardımcılarıyla, yardımcıları müdürlerle görüşmüş. Bu görüşmeler sonucunda bizim bekçinin bağlı olduğu bakanlıkta tartışma çıkmış. Teknokrat, bakana : “ŞU HALE BAKIN.. BÜTÇENİZİN ÇOK ÜZERİNE ÇIKMIŞSINIZ.. BÜTÜN GEREKSİZ HARCAMALARINIZI BELİRLEYİP YARINDAN İTİBAREN KESMEMİZ LAZIM…!!” demiş. Bunun üzerine bakan müsteşarına, müsteşarı yardımcısına, müsteşar yardımcısı departmanlara, departmanlar müdürlerine konuyu iletmiş ve hükümet politikası gereğince devletin küçülmesi gerektiğinden bekçinin tazminatını ödeyerek kovmuşlar……

 

Sanıyoruz Kanuni, yukarıdaki hikayede resmedilen “bekçilerin“ kovulmasına tepki gösteriyor ve tepkisinde de haklı. Ancak bizim işaret etmek istediğimiz ve mercek altına almaya çalıştığımız konu işte bu “bekçileri” olmayan görevlere yerleştirip sonra da IMF istedi diye kovmaya çalışanlar. Biz onlardan hesap sormadığımız sürece “bekçiler”e de ilişmeyelim mi Kanuni ?

No Comments

Post A Comment