“ARAP BAHARI DEĞİL ARAP UYANIŞI”

 

“ARAP BAHARI DEĞİL ARAP UYANIŞI”

Dünya Ekonomik Forumunun (WEF) gündemimize girmesi için Başbakanın “one minute” çıkışından daha etkili bir firsat herhalde olamazdı. Forumun fikir babası, kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Profesör Klaus Schwab’ın kırk yılı aşkın sürede çekemediği ilgiyi, Başbakanımız Türkiye ve çevre coğrafyalardan “one minute” içinde çekmeyi başardı. Küresel gündemi oluşturan ve yakın takip eden WEF, Arap Baharı’nın ortasında (ya da sonunda!), özel bölge toplantılarından birisini geçen hafta sonunda Ürdün’de Ölü Deniz kıyısında yaptı. Aslında 2003 yılından bu yana, Ürdün’de Kral Abdullah Hüseyin’in himayesinde yapılan altıncı toplantı olsa da, sanıyorum “bölgedeki ekonomik gelişimin ve iş yaratılmasının” ana tema olarak belirlenmesi ilgiyi ve heyecanı daha da artırdı. Forumun amaçlarının başında küresel ajanda içinde yer alan konuların farklı görüşlere sahip kanaat önderleri tarafından tartışılması, ortak akıl oluşturulması ve hatta gündem yaratılması geliyor. Ancak geçen yaz Fas’da yapılan WEF toplantısında, birkaç ay sonra Tunus’dan tetiklenecek Arap Baharı hareketini katılmcılar öngöremediklerini de itiraf ediyorlar; yani dünya WEF için bile hızlı dönüyor!

 

Konferansın sonunda somut aksiyon adımları ortaya koyulamasa da, heyecan, enerji ve tartışılan fikirlere bakıldığında, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Arap Baharı hareketinin bir sonuç değil, başlangıç olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu bağlamda birkaç katılımcının dile getirdiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu ve sömürge yönetiminden çıkışın ardından bölge “üçüncü Arap uyanışını” yaşıyor; başka bir deyişle “güneş yeni doğuyor, gün yeni başlıyor”!

 

WEF Ürdün toplantılarının katılımcı profili çok yaygın olsa da, ortaya çıkan ve yoğun olarak tartışılan temaları birkaç ana başlık içinde toplamak mümkün. İlk ve en çok dile gelen slogan “daha az konuşmak, daha fazla iş yapmak”; rahmetli dedemin söylediği gibi “az laf çok iş”! Hatta Nike’in meşhur “Sadece Yap!” (Just do it!) mottosu da çok sık dile geldi. Gözüken o ki, gerek siyasi olarak, gerekse de ekonomik olarak, Ortadoğu’nun daha fazla beklemeye tahammülü yok. Refah farklılıkları, genç işsizliği, yaşanan siyasi deprem sonrası ülkelerde imar ihtiyacı ekonomik aksiyonu acil kılıyor. Silahlı aksiyonun Tunus, Mısır ve Libya’da sona gelmesi ile birlikte “sadece sandığa oy atmaktan” oluşmayan kapsamlı bir demokratik siyasi reform ihtiyacı da giderek büyüyor. Aslında bu köşede de sık sık dile getirdiğim üzere, harika stratejilerden ve heyecanlı fikirlerden ziyade, artık icraat, uygulama, özetle iş zamanı ! WEF Ürdün toplantılarına katılan en “genç küresel liderlerden” bir tanesi olan girişimci Habib Haddad’ın “daha az lider, daha çok icracı” gerektiği beklentisi de ilginç bir saptama idi. Gerçi Haddad’ın bu saptamayı yaparken, “odanın içinde olduğunu kendisine hatırlatmak” şart olsa da, sadece fikir ve emir veren, yöneten liderlik modelinden, paylaşan ve icracı liderliğe geçiş sadece bölgenin değil, dünyanın önceliği olmak durumunda.

 

Toplantılar sırasında, aksiyona geçme ihtiyacının altı ne kadar çizildiyse, onu tamamlayan ikinci tema ise, yılmadan, inatla “denemeye devam etme” zorunluluğu idi. Sorunların çok boyutlu, çok bilinmeyenli ve çok değişkenli denklemlerle ifade edilmesi, tek atışda hedefi vurabilmeyi de zorlaştırıyor. Bu sebeple de dirayet göstermek, ya da “hacıyatmaz” olmak başarı için şart. Geçtiğimiz günlerde usta yazar Paulo Coelho’nun Twitter’da yazdığı gibi “denemek için izin isteyip, özür dileyeceginize, yanlış yaparsanız özür dileyin”, ama denemeye, yapmaya devam edin !

 

 

No Comments

Post A Comment