AMERİKALILAR BU İŞİ BİLMİYOR!

 

AMERİKALILAR BU İŞİ BİLMİYOR!

Ek vergi kanunu ile gündeme başka bir tartışma da oturdu: “insider trading” ve haksız kazanç şüpheleri. 01-25 Kasım döneminde İMKB tahvil-bono piyasasında günlük ortalama 275 trilyon TRL’lik işlem olmuş. Kasım ayının 2. ve 3. Haftalarında, haftalık ortalama işlem hacmi 300 trilyonun biraz üzerinde iken, verginin açıklandığı 26 Kasım Cuma gününden önceki 4 gün ortalama hacim 250 trilyona daralmış ve son Perşembe günü 165 trilyona kadar düşmüş (Radikal’den Bilal Çetin’in bonoya %5 stopaj gelebilir yazısının da etkisiyle). Kısacası kurum bazında da incelemekte fayda olmakla birlikte, toplam işlem hacimlerinde anormallik yok. Olsa da düşen faizlerle işlem hacminin de artması ve piyasanın hareketlenmesi çok da sürpriz bir gelişme değil. Kuşkusuz benzer bir analiz, yapılabildiği ölçüde, takas değişimleri incelenerek, tezgah üstü (OTC) dealing tarafı için de yapılabilir Ancak her şartta, kurumların “insider trading” yapıp yapmadığına karar vermek, sadece “net satıcı” olmalarından yola çıkılacak kadar kolay değil. “Paraya ihtiyacım vardı, kar realizasyonu yaptım,repo müşterim kaçtı” benzeri açıklamalar bizce son derece geçerli.

 

Aslında bu tartışmanın oturtulmak istendiği platform daha ilginç. 1981 yılında çıkarılmış 2531 sayılı kanuna göre “kamu kurumlarının üst düzey yöneticilerinin, görevlerinden ayrıldıktan sonra, aynı alanda faaliyet gösteren özel sektör firmalarında 3 yıl süreyle faaliyet göstermeleri, danışmanlık, komisyonculuk, temsilcilik yapmaları” yasak. İyi, güzel de hiçbirimiz ne iş yapacak bu adamlar diye düşünmüyoruz. Yıllar boyu özel sektöre göre daha düşük şartlarda çalıştırdığımız ve başarılı olarak kamu kurumlarının en üst düzeylerine yükselme başarısını gösteren bürokratlara, görevlerinden ayrılınca “Olmaz sen en iyi bildiğin işi yapamazsın” diyoruz. “Ne yaparsın bilemem, ister limon sat, ister emekli maaşınla geçin” . Hem de bunu Türkiye’de söylüyoruz. Ortalama üst düzey bürokrat ömrünün son derece kısa olduğu, her siyasi iktidar değişikliğinde tüm kadroların çalkalandığı bir ülkede. Bunu neden yapıyoruz pekiyi ? Efendim, eski çalıştığı kamu kuruluşu ile ilgili bilgileri yeni işyerinde kullanabilir, ya da halen kamuda çalışan arkadaşları ona haksız fayda sağlayacak bilgi ulaştırabilir. Özet olarak ne kamuda en üst düzeye getirdiğimiz kişilerin, ne de onunla çalışan, geleceğin yöneticilerinin “ahlakına” güvenmiyoruz. İyi de o zaman niye kamuda en üst seviyeye getiriyoruz bu “güvenemediğimiz” insanları?

 

Bu satırları yazarken aklımıza, Temmuz ayına kadar ABD Hazinesinin başında bulunan Robert Rubin’in görevinden ayrılır ayrılmaz, içinde Citibank’in de bulunduğu ABD’nin en büyük ticari bankacılık grubu olan Citigroup’un İcra Komitesi başkanı olarak atanması geldi. Geçtiğimiz ay aynı Rubin, bu kez de Ford şirketler grubuna yönetim kurulu üyesi olarak getirildi. Kasım sonunda ise Amerikan Ripplewood grubu tarafından Japonlardan satın alınan LTCB şirketinin yönetim kurulu üyeliği gene Rubin’e önerildi. Daha da ilginci aynı yönetim kurulunda eski FED başkanı Paul Volcker da görev yapıyormuş. Demek ki Amerikalılar bu işi bilmiyor. Koskoca Hazine Başkanının, Merkez Bankası Başkanının kamu vicdanını nasıl rahatsız edeceğini düşünememişler ki adamların özel sektörde de çalışmalarına müsaade etmişler!

 

muraty@gsdholding.com.tr

 

 

No Comments

Post A Comment