ALLAH AFFEDER, GOOGLE AFFETMEZ !

 

ALLAH AFFEDER, GOOGLE AFFETMEZ !

Lost dizisinin yapımcısı J.J. Abrams’ın yapımcılığını yaptığı Türkiye’de cnbc-e televizyonu tarafından yayınlanan Person of Interest dizisinin ikinci sezon finaliniz de izledik. Dizide terörist faaliyetleri önlemek için bir “makine”, dev bir bilgisayar tasarlayan Bay Harold Finch’in bu suç olaylarına müdahale edip insanları kurtarmak istemesi konu ediliyor. Harold Finch’in tasarlayıp, yarattığı “makine” günlük hayatımıza giren her türlü elektronik cihazdan yararlanıyor. Güvenlik ve trafik kameraları, bilgisayarlar, cep telefonları ve diğerleri merkezi bir sisteme sürekli bilgi ve görüntü geçiyor. Cisco teknooji şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su John Chambers, dünyada “cihazlar arası bağlantılarda daha %1’e dahi zor ulaştığımızı” iddia ediyor. Siz bir de geleceği düşünün!

Neyse konuyu dağıtmayalım; Bay Finch dizide, sosyal medyanın ABD’nde nasıl ortaya çıktığından bahsediyor; hatta ileri giderek, kendisinin sosyal medyanın tohumlarını ektiğini belirtiyor. Bay Finch’in şu tespiti hala kulaklarımda çınlıyor: “ben yarattım ama insanlar ne kadar meraklıymış, bütün bilgilerini, resimlerini paylaşmaya…”

Google’in eski CEO’su ve şimdilerde yönetim kurulu baskanı Eric Scmidt dijital ayak izi yüzünden bugünün gençlerinin “olgunluk yaşlarına ulaştıklarında ikinci bir pasaport alarak geçmişlerine veda etmek” zorunda kalacaklarını iddia ediyor. Haksız da sayılmaz, internet üzerinde yarattığımız içeriği, bir an olsun, bir kenara bırakın; dünya üzerinde her dakika 200 milyona yakın elektronik posta mesajı yollanıyor; yüzbinin üzerinde Tweet atılıyor. Her dakika ona yakın yeni Wikipedia makalesi yaratılıyor ve paylaşılıyor. İnternette yarattığınız icerigin siyasi veya ideolojik olup olmaması da önemli degil; tuttuğunuz takımı “coşku” ile desteklemeniz, mezuniyet balosundan sonra yaşananların belgelendiği birkaç fotoğraf veya blogunuza girdiğiniz birkaç not, hatta “gülen surat”; haftasonunuzu nerede, kiminle, nasıl geçirdiğiniz, ve daha neler neler internetteki dijital ayak izinizi oluşturuyor ve her gecen gün ayak iziniz, bir daha silinmeyecek şekjlde derinleşiyor.

Ekranın gerisinde özgüvenimiz “orantısız” olarak artıyor; normal şartlarda insanların yüzüne karşı söylemekten çekineceğimiz, hatta utanacağımız şeyleri misli ile yazmaktan çekinmiyoruz. Sonuc ise ortada….

Daha da endişelendirici olan ise bilinçli aksiyonlarımızla yarattığımız içeriğin bizi ahirete kadar takip etmesi yetmiyormuş gibi, bir de dolaylı olarak “dijital markanızı” etkileyen unsurlar var. Örneğin arama motorlarında isminiz girildiğinde sizinle birlikte kimlerin isimleri, hangi mecralarda “yanyana” çıkıyor, hiç merak edip, baktınız mı? Ya da, sizin yarattığınız içeriği takip eden, kullanan, “içselleştiren” örneğin “like” eden veya “retweet” edenler kimler? “O” hesap verme günü geldiğinde bunların hepsine bakılacak. Başka bir deyisle sizin isteminiz dısında, dolaylı yollarla isminizin yakınlaştırıldığıi kişiler de sizin internet veya dijital markanızı oluşturmaya, parlatmaya katkıda bulunacak.

Kariyer dergisinde yazarken, ister istemez insanın aklı iş gürşmelerine, mülakatlara ve görüşme öncesi ve sonrasında yapılan istihbarat ve referans görüşmelerine gidiyor. Uluslararası araştırmalar gösteriyor ki, her üç iş başvurusundan birisi “online kaynaklardan bulunan bilgilerle” reddediliyor; yani hepimizin sanal dünyadaki, sanal ayakizi yüzünden iş başvurularımız reddediliyor, çoğu kez olanların farkında dahi olmuyoruz. Gene yapılan küresel araştırmalara göre, işe alma kararını verenlerin %78’i mutlaka internet arama motorlarından “potansiyel çalışanlar” ile ilgili detaylı araştırma yapıyorlar. Facebook, Twitter gibi sosyal medya mecralarında iş başvurusu yapanların dijital ayakizlerini araştıranların oranı ise %60’ın üzerinde. Benzer motivasyonlarla işe alma kararları verilirken, karar vericilerin yaklaşık yarısı (%48), adayların kişisel internet sitelerini ve bloglarını da okuyor ve araştırıyor. Özetle yazdıklarınız, gündemle ilgili yorumlarınız, siyasi görüşünüz, tuttuğunuz takım ve “o gece yarısı biten çılgın partideki fotoğraflarınız”, sizi mülakat eden, hatta daha da “acısı” edecek olanların önünde! İlk intibayı ancak bir kez yaratabilirsiniz, derler ya; nasıl başlangıç ama!

Yukarıda da ifade ettiğim gibi, aktif üyesi olduğunuz sosyal medya veya internet platformlarında, kimlerin sizin profilinize baktığı, ya da sizinle birlikte aynı sayfalarda kimi aradığı, takip ettiği sizin sanal markanızı da tesir ediyor. Şu fani dünyada, uhrevi hayat için çalışırken, yaptığınız ya da yapmadığınız herşeyin “muhasebesini” tutmak da sosyal medya ve türevlerine düşüyor! Eskiden işe girerken savcılıkdan “iyi hal” belgesi veya sabıka kaydı alınırdı. Artık ona da gerek kalmadı; daha fazlası bir tuşa basarak, parmaklarınızın ucunda. Belki kanundan kaçıyorsunuz, belki Allah affediyor, ama “ucundan” bir yakalarsa Google’ın affı yok!

Ne diyor yabancılar, “algı gerçektir“; sizin kendinizi nasıl gördüğünüz, hatta nasıl göstermek istediğinizden daha önemlisi sizi “takipçilerinizin” nasıl gördüğü. Bundan sonra yazdığınız her satırda, ilettiğiniz her fotoğrafta, başlattığınız her üyelikte bir kez daha düşünün; zira “büyük ağabey sizi heryerden takip ediyor”!

 

 

No Comments

Post A Comment