“AÇGÖZLÜLÜK İYİDİR !”

 

 

“AÇGÖZLÜLÜK İYİDİR !”

Geçtiğimiz yıl içinde devam filmi de çekilen Oliver Stone’un efsane filmi Wall Street’de Gordon Gekko’nun ağzından “açgözlülüğün iyi olduğu” savunuluyordu. Kuşkusuz Gekko, sermaye piyasalarında spekülasyon ve hatta manipulasyon yaparak servet kazanan bir nesli temsil ediyordu. Ancak günümüzün konusu, benzer bir açgözlülüğü üst düzey yöneticilerin “ücret taleplerinde” gösterip göstermediği; özellikle son yaşanan küresel krizin müsebbibi olarak görülen dev şirketlerin tepe yöneticilerinin ücretleri başta ABD başkanı Obama olmak üzere herkesin gözüne batıyor.

 

CEO ÜCRETLERİ GERÇEKTEN YÜKSEK Mİ ?

Konu hassas olduğu için, değişik detayları ve boyutları ile incelemek gerekiyor. Öncelikle, durum tespiti yaparak başlarsak; ABD’nde Fortune 500 şirketlerinde görev yapan CEO’ların ücretleri 1980 yılı ile 2006 yılı arasında altı kat artmış, aynı dönemde şirket büyüklükleri de altı kat artmış ! Dengeli bir gelişim olarak gözükse de, yapılan akademik araştırmalar şirket büyüklüğünün her %10 artışının, CEO ücretlerinin de %3 artmasına sebep olduğuna işaret ediyor; dolayısıyla son 30 yılda CEO ücretlerindeki artış, şirket performanslarının üzerinde reel bir değer artışına sebep olmuş. Ancak konuyu bu boyutta değerlendirdiğinizde, son 30 yılda dünyanın ve dinamiklerinin değiştiğini de hatırlamanız gerekiyor. Harvard Üniversitesi profesörlerinden Nitin Nohria, değişik data serileri ile yaptığı analitik çalışmalarda CEO performansının şirket performansının %40’ına karşılık gelebileceğini hesaplıyor.Gene aynı çalışmalarda ise Amerikan S&P 500 endeksinde yeralan şirketlerin “maddi olmayan aktiflerinin” değeri 30 yıl önce şirket değerinin %20’si iken, bugün bu oran şirket değerinin %70’ine ulaşmış durumda. Dolayısıyla şirketin hem performansına büyük etki yapan ve hem de maddi olmayan aktiflerinin içinde yeralan “beşeri sermaye”nin değerinin de aynı dönemde reel olarak değer kazanması pek de şaşırtıcı değil. Ancak Harvard Universitesi akademisyenlerinden ve eski başkan George Bush’un danışmanlığını da yapmış olan Gregory Mankiw’in bahsettiği gibi “yeteneklerin arzı ücret konusunda elastik değil”; başka bir deyişle, “daha yüksek ücretler ödeyerek Jack Welch’lerin sayısını artıramazsınız !”.

 

NE KADAR “VUKUATIN” VAR, O KADAR DEĞERLİSİN !

Dediğim gibi konu hassas; o yüzden farklı perspektifleri gözden kaçırmamak lazım. Örneğin, yukarıda değindiğim “performans” kavramının neye karşılık geldiğini veya ülkeden ülkeye, ya da şirketten şirkete aynı olup olmadığını tartışmak önemli bir açılım yaratabilir. Şirket performansının, ya da CEO’nun şirkete elinin değdiğini gösteren nedir ? Şirketin piyasa değerindeki artış mı, cironun, ya da karın artışı mı ? Yeni ürünler, yeni pazarlar mı ? Ya da CEO’nun yüzünden şirketin medyada daha fazla yer alması mı ? Bu listeye geçtiğimiz haftalarda daha ilginç bir kriter de eklendi; “işten attığınız çalışan sayısı”! ABD’nde Politika Araştırmalar Enstitüsü (IPS)’nün tamamladığı bir araştırma, ABD’nde 2009 yılında en çok işten çıkartma yapan 50 şirketin CEO’sunun ortalama ücretinin, S&P 500 endeksinde yeralan şirketlerin CEO’larının ortalama ücretlerinin %42 üzerinde olduğunu göstermiş. Listede MSD tarafından satın alınan ve 16,000 kişiyi “kapıya koymak” zorunda kalan Schering Plough CEO’su Fred Hassan yaklaşık 50 milyon dolarlık ücret paketi ile en üstte yer alsa da, Hassan’ın kendi koltuğunu da kaybetmesi nedeniyle aldığı büyük tazminatın, gelirini artırdığı söylenebilir. Ancak 8900 kişilik vukuatı ile J&J CEO’su William Weldon, 6400 kişi ile HP eski CEO’su Mark Hurd, 3400 kişi ile Walt Disney CEO’su Robert Iger, 7800 kişi ile IBM CEO’su Samuel Palmisano, 12300 kişi ile AT&T CEO’su Randall Stephenson, 13350 kişi ile Wal-Mart CEO’su Mike Duke en yüksek ücretleri alan CEO’lar olarak ön plana çıkıyorlar. İşten çıkartma gibi stresli ve cesaret isteyen bir süreci bu seviyede yöneten CEO’ların ücretlerini hak ettiklerini iddia edenler olsa da, 20 milyon doların üzerindeki yıllık ücretleri ile ortalama çalışanın 700 katında para kazanan CEO’ların ücretlerindeki mütevazi indirimlerin dahi yüzlerce çalışanın işlerini koruyabileceğini söyleyenler de çıkacaktır.

 

KURUMSAL YÖNETİMİN ZAYIF KARNI

Bu ilginç tartışmanın haklısı veya haksızı yok. Ancak gerçek olan, özellikle ABD’nde sıklıkla, yönetim kurullarının “kifayetsizliğinin” CEO performansı ile ücretleri arasındaki çarpık tabloyu yarattığı. İşte bu yüzden de, son yıllarda yaşanan kurumsal skandallar ve finansal krizin müsebbinin iyi uygulanamayan “kurumsal yönetişim” prensipleri olduğunu da kabul etmemiz şart. Yönetim Kurullarındaki bağımsız üyelerin seçim süreci ve yetkinliklerinin iyileştirilmesi, CEO’lardan her anlamda hesap sorma güdüsünü de güçlendirecek. Bu yaklaşımın alternatifi ise, “taşın altında hakim hissedarın elinin olduğu” merkeziyetçi aile şirketleri yönetimi yaklaşımı. Türkiye’de son dönemde kriz ortamının “teğet geçmesinin” önemli bir kısmı için de aile şirketlerine müteşekkir olmamız lazım. Eğitim ve kurumsal yönetim şart tabi, ama o ayrı !

 

 

No Comments

Post A Comment