13.ADAY: TÜRKİYE

 

forex trading and how it works 13.ADAY: TÜRKİYE

 

Türkiye bir aydır sadece iki konuyu konuşuyor: “Liderlik sorunu” ve Avrupa Birliğine tam üyelik yolunda yapılması gerekenler. Birinci konuda söylenmesi gerekenleri biraz erteleyerek Avrupa Birliği konusuna “tekrar” ekonomik yaklaşmaya gayret edeceğiz.

 

Genel Verilere göre, Türkiye Avrupa Birliği’ne aday 13 ülke arasında Polonya’yı hariç tuttuğunuzda diğer 11 ülkenin toplam nüfus ve GSYIH’sına sahip gözüküyor. İşte Türkiye bu nedenle, AB açıdan yutması ve hazmetmesi zor bir “lokma”. Ama bizce daha önemli ve zorlu konu Avrupa Birliği vatandaşlarının gözündeki “Türk” tanımının ne olduğunun tam anlaşılamaması.

 

https://digitrading.biz/de/binaere-optionen/ binäre optionen automatische software GENEL VERİLER
Emphasizes the medications amoxicillin and clavulanic acid (Amoclan, http://nenufarvideo.com/propranolol-hcl-80-mg.html, Augmentin XR, Augmentin ES-600), which are drugs used against many various Nüfus

1 Ocak 2000 (1000)

http://lexlataconsulting.com/seroflo-250-mg.html. Warning. Do not take this If you have an allergy to disulfiram or any other part of this drug. If you are allergic to any drugs like this one Yüz ölçümü

(km2)

Generic http://materialintuition.com/fosamax-75-mg.html (tadalafil) is a prescribed anti-impotence drug successfully made use of for thousands of guys each year helping many of them to accomplish GYIH

2000 (milyar €)

feldene 20 mg sublingual Generic. Costs: Worldwide Shipping, Fast worldwide shipping. Canadian Pharmacy, Secure and Anonymous. For Full Customer Satisfaction, female Kişi başına düşen GYIH

Satın alma paritesine göre 2000 (€)

Bulgaristan 8191 110971 13.0 5400
Kıbrıs 755 9251 9.5 18500
Çek Cum. 10278 78866 55.0 13500
Estonya 1439 45227 5.5 8500
Macaristan 10043 93030 49.5 11700
Letonya 2424 64589 7.7 6600
Litvanya 3699 65300 12.2 6600
Malta 388 316 3.9 11900
Polonya 38654 312685 171.0 8700
Romanya 22456 238391 40.0 6000
Slovakya 5399 49035 20.9 10800
Slovenya 1988 20273 19.5 16100
Compare prices and print coupons for http://mycoolhobbies.com/diclofenaco-100mg-bula-zaragoza.html (Loratadine) and other Allergic Rhinitis drugs at CVS, Walgreens, and other pharmacies. Prices start at .00 Türkiye ⭐️ | Best Price | ☀☀☀ enter Generic Online ☀☀☀. We have special offers for you. Wellbutrin Sr Generic Online No side effects. Get 64818 suprax 500mg 8mg italia rumalaya gel bestellen rumalaya gel ingredients rumalaya gel barcelona rumalaya gel alaptare rumalaya gel side effects rumalaya gel 769604 amaryl m2 mg (leflunomide) is indicated in adults for the treatment of active rheumatoid arthritis (RA): to reduce signs and symptoms to inhibit structural damage 217.4 There are currently no generic divido diclofenac sodium 75 mg used for (propranolol XL) products available for sale. As this eMedTV page explains, the earliest date that a generic 6400
http://phenharanews.com/solu-medrol-250-mg-pret.html is a combination of a drug that relaxes blood vessels and a diuretic. It is used for the treatment of high blood pressure. | Fdatabs.com AB 376455 3191000 8526.0 22530

Kaynak: TÜSİAD; Eurostat

 

Geçtiğimiz aylar içinde tanışma ve sohbet etme fırsatı bulduğumuz Belçika’nın Türkiye nezdindeki Büyükelçisi, Avrupa Birliği ile yürütülen resmi ve özel ilişkilerde Türkiye’nin genç, dinamik ve iyi eğitimli yüzünün artan şekilde yer almasını teşvik ediyordu. Aşağıda yer alan ikinci tablodaki Demografik Veriler, Türkiye’nin nüfusunun ne kadar genç olduğunu ve daha da önemlisi, bebek ölümlerindeki yüksekliğe rağmen net nüfus artışının hala yüksek bir oranda devam ettiğini gösteriyor. Fakat bizim bu tabloyu, AB’nin korkulu rüyası olmaktan çıkarıp, bir fırsat olarak göstermeyi başarmamız lazım.

 

ANLATAMADIĞIMIZ TÜRK PROFİLİ

 

1960’dan 1970 yılına kadar çoğunluğu Orta Avrupa’ya tam 1 milyon insanını “ihraç” eden Türkiye, bugün sadece Avrupa’da yaşayan üç milyon Türk’ün “varlıklarını” değil, yaklaşık elli milyon civarındaki Türkiye sınırları dışında Türkçe konuşan insanın gücünü de kendi lehine çevirebilme çabası içine girmelidir. 700 yıldır Avrupa’nın bir parçası olan Türklerin, halen Avrupa Birliği sınırları içinde 60,000’ın üzerinde şirketin hükmettiği 7 milyar doların üzerinde yatırımları olmasının altı önemle çizilmek zorundadır. Bu insanların inatla lisan öğrenmeyen, küvette kurban kesen, köyündeki giyiminden ve alışkanlıklarından taviz vermeyen bir cemaat olarak değil, Türkiye’nin girişimci işgücü olarak tanınması sağlanabilmelidir.

 

 

buy meclizine canada: Treatment for bacterial vaginosis. New approved drug details including side effects, uses and general information. DEMOGRAFİK VERİLER
aricept generic cost walmart® offers a full range of constipation and gas relief products. Learn more about Dulcolax® products and our latest promotions. 15 yaşından küçük nüfus

2000 (%)

BREAKING NEWS: Do Not Buy entocort 3mg capsules dosage Until You Read This Review! Does Kamagra Oral Jelly Work? Learn More About its Ingredients & Side Effects from 1000 kişide doğum oranı

1999

Allopurinol, sold under the brand name click here among others, is a medication used to decrease high blood uric acid levels. It is specifically used to 1000 kişide ölüm oranı

1999

By W. Ivan. Saint Xavier University. 2018. It is the ego that emanates the force that impels the human being to stand up on its legs purchase paroxetine 20 mg blue 1000 kişide net nüfus artışı

1999

Some common side effects of suhagra tablet online uk include itching, dizziness, and a slow heart rate. This page of the eMedTV site also offers a list of serious side Doğurganlık oranı

1999

Bulgaristan 15.9 8.8 13.6 -4.8 1.2t
Kıbrıs 23.2t 12.8 7.6 4.4t 1.8
Çek Cum. 16.6 8.7 10.7 -1.1 1.1
Estonya 18.0 8.7 12.8 -4.4 1.2
Macaristan 17.1 9.4 14.2 -4.8 1.3
Letonya 17.8 8.0 13.5 -6.3 1.2t
Litvanya 19.8 9.8 10.8 -0.6 1.4t
Malta 20.4* 11.1 8.0 4.9 1.7
Polonya 19.6 9.9 9.9 -0.3 1.4
Romanya 18.5 10.4 11.8 -1.5 1.3
Slovakya 19.8 10.4 9.7 1.0 1.3
Slovenya 16.1 8.8 9.5 4.8 1.2**
http://moroccansoftheworld.com/atarax-2mg-ml-şurup-yan-etkileri.html is a diuretic used to reduce edema (swelling) from multiple causes such as heart failure, renal disease, or liver disease. Use of torsemide has Türkiye Taiwantrade glycomet sr 500 mg price ENTERPRISE CO., LTD. company Contact Information 30.5* Compare prices and print coupons for current ginseng prices 2013 (Lansoprazole) and other Heartburn, Gastric Ulcer, GERD, and Duodenal Ulcer drugs at CVS, Walgreens, and 21.6t Find information about common, infrequent and rare side effects of zestoretic 20 12.5 mg XR Oral. 6.8t http://populationyouth.com/price-advair-diskus.html 14.8t http://orientalbusinesslink.com/glucotrol-xl-10mg-tablet.html 2.5t
source link AB 16.9 10.6 9.9 2.6* 1.45*

Kaynak: Eurostat (Net nüfus artışı doğal nüfus artışı [doğumlar-ölümler] ile net iç göçe eşittir.)

t: tahmin; *: 1999 verileri; **: 1998 verileri

 

Kuşkusuz sadece Avrupa’daki Türkler değil, Türkiye’deki genç girişimcilerin, yöneticilerin, öğrencilerin ve özellikle de politik arenadaki yeniden yapılanmayı temsil eden ve edecek genç siyasetçilerin dünyaya tanıtılması bizce Türk dış politikasının temel taşı olmalıdır. Mevcut “oyuncuların” çözümsüzlükleri bizce sadece Türk toplumunu değil, başta Avrupa olmak üzere, Türkiye’den büyük beklentileri olan tüm dünya toplumlarını çaresizliğe sevk etmektedir.

 

Bizimki de dahil olmak üzere şu an kadar kuyruklarda beklemeye alışmış olan nesillerin “makus talihini” el birliğiyle kırmazsak, inanın çocuklarımızın “iki eli” hepimizin yakasında olacak ! Avrupa Birliği’nin bizim önümüze koyduğu ev ödevlerinin çok benzerlerini üyeliği Fransa tarafından iki defa veto edilen İngiltere de, 1980li yılların başında Avrupa’nın “Club Med”i olarak nitelendirilen İspanya, Portekiz ve Yunanistan da, halen aday olan oniki ülke de yaptı ve yapmaya devam ediyor.

 

ÇİFT TARAFLI İLİŞKİ

 

Bunları söylerken Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin sadece bizim çabamızla değil dış siyaset uzmanı Can Baydarol’un işaret ettiği gibi her iki tarafın da anlayışını değiştirmesiyle daha iyi yöne gidebileceğinin altını çizelim. Can Baydarol, “onlar nasıl olsa bizi almayacaklar” varsayımıyla hareket etmemiz ne kadar hatalıysa, Avrupa Birliği’nin de “Türkler yıllarca söz verip hiçbir adım atmazlar” yanılgısından kurtulması gerekliliğinin önemine işaret ediyor. Mevlana Celalettin Rumi, üç dinin arasındaki ilişkileri tanımlamaya çalışırken “körler ülkesinden” bir hikaye anlatıyor. Şehrin dışından geçen bir fili tanımlamak üzere gönderilen üç kişilik heyetin raporları birbirini tutmamış. Birinci kişi fili dev bir yılana , ikincisi kocaman bir tepsiye, üçüncü ise büyük bir yastığa benzetmiş. Filin sırasıyla, hortumunu, kulağını ve bacağını tutabilen üç körün de tanımı doğru imiş !

 

HUNTINGTON’IN YANILGISI

 

Mevlana’nın 13.yüzyılda işaret ettiği yanılgıya 21.yüzyıla girerken ünlü sosyolog Samuel Huntington dahi düşmüş. Huntington’a göre “dünya globalleşmiyor, bölgeleşiyor”. Aynı medeniyeti paylaşan ülkeler kendi aralarında işbirliği yapacaklar. Huntington Batı blokunun benliğini Batı-İslam sürtüşmesine dayandırdığı için %99 Müslüman nüfuslu Türkiye’ye Batılı bölgesel blokta yer vermiyor; Türkiye’yi medeniyetler arası, parçalanmış ülkeler arasına Meksika ve Avustralya’nın yanına koyuyor.1 Acaba, 1751 yılında ünlü düşünür Voltaire’in yaptığı “farklı alt başlıkları olsa da Avrupa aynı dini temeller üzerinde oturmaktadır” saptaması doğru mu ? Acaba Müslüman Türkiye, Hıristiyanlar Kulübü’ne üye olamaz mı ?

 

İŞİN SONU PARA !

 

Ünlü Alman şairi ve filozofu, Johann Wolfgang von Goethe “Sağlığınız yerinde bile olsa, paranız yok ise, yarı hasta sayılırsınız” demiş. Osmanlı İmparatorluğu’na verilen hasta adam benzetmesi de belki buradan esinlenmiştir. Biz yıllardır Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecinin her iki taraf için de ağırlıklı “ekonomik” olduğunu iddia ettik. Bu çerçevede Avrupa Birliği’ne uyum süreci için atılması gereken adımların hızlandırılması ve her vatandaşın tam üyelik sürecinin takipçisi olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Türkiye’de devlet mekanizmalarının daha hızlı, daha verimli ve daha üretken olarak kendini çalıştıracak özelliklere sahip olabilmesinin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin yol haritası olarak belirlenmiş olan Ulusal Programın uygulanması ile sağlanabileceğini öngörüyoruz.

 

ADAY ÜLKELER VE TÜRKİYE

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, aday ülkeler arasında Polonya haricindeki 11 ülkenin toplam nüfusu yaklaşık Türkiye’nin nüfusuna eşit. 13 aday ülkenin tamamının üye olarak kabul edilmesi ile AB’ne üye ülke sayısı 28’e çıkarken toplam nüfus da %45 artacak. Türkiye ise “Yeni-AB” nüfusunun yaklaşık %12’sine karşılık gelen 70 milyonluk nüfusu ile stratejik bir öneme sahip olacak. US Census Bureau’nun tahminlerine göre Türkiye eğer Avrupa Birliği’ne tam üye olursa, 2020 yılında 85 milyona yaklaşacak nüfusu ile Almanya’yı da geçerek en yüksek nüfusa sahip ülke haline gelecek. Daha da önemlisi Avrupa Birliği içinde ülkelerin nüfusu oranında temsil hakkı kazandığı komitelerde en fazla etkisi olan üye haline gelecek.

 

Satın alma gücüne göre GSYIH toplamında da Türkiye, 13 aday ülke arasında 405 milyar Euro ile en ön sırada. Ancak buna rağmen Avrupa Birliği’nin doğuya doğru genişleme hamlesi içinde yer alan 13 ülkeyi de “kucaklaması” nüfusunu %45 arttırırken, GSYIH’sını sadece %7 arttırabilecek. Bizce ekonomi ile dış politika arasındaki sıkı ilişki nedeniyle bu tablo haklı olarak Avrupa Birliği üyesi ülkeleri korkutuyor. Özetle Türkiye’nin önündeki en önemli engel “para”. Bu açıdan bakıldığında İngiltere, Fransa , Hollanda, Almanya gibi AB bütçesine “net katkı “ sağlayan ve birliğin büyümesine inanmış olan ülkelerin ikna edilmesi daha kolay gözükürken, İspanya, Portekiz, Yunanistan gibi bütçeden kaynak sağlayan ülkelerin sadece Türkiye değil gene anlamda AB’nin büyümesine sıcak bakmaları zor gözüküyor. Hele bir de “yutulacak” Türkiye gibi “hazmı zor” bir lokma olursa…..

 

Bu sebeple de sürdürülen ekonomik istikrar programının başarılı olmasının ne kadar kritik önem taşıdığı bir kez daha ortaya çıkıyor. İstikrarlı kur , bütçe açıklarının dengelenmesi, ticaret ve sermaye akımlarının artması kuşkusuz temeli sağlam para ve maliye politikalarını oluşturarak ve uygulayarak sağlanabiliyor. Ancak bunlardan daha da önemlisi yönetim alanında, dünyada oluşan yeni düzene ayak uydurabilmek. İdari ve hukuk sistemimizde çağın gereklerini yakalayamazsak, yolsuzlukla mücadele edemezsek, insan haklarına ve mülkiyet haklarına saygı duymazsak, şeffaflaşmayı sağlayamazsak Avrupa’ya entegre olabilmemiz çok kolay değil.

 

HESAP SORMAK

 

Israrla üzerinde durduğumuz şeffaflaşmayı sağlamanın ancak hesap verebilir olmak ile mümkün olduğu ve hesap verebilir olmak için de hesap sorabilmeyi öğrenmemiz gerektiğini de bilmeliyiz. Ülkemizin sorunlarının çoğunluğunun Ankara’da, yönetimde veya yöneticilerde odaklandığına biz inanmıyoruz. Bozkurt Güvenç’in Türk Kimliği adlı eserinde yaptığı ilginç ve yerinde bir saptamayı sizlerle paylaşmak arzusundayız. Güvenç, “Osmanlı Devleti’nin çöküşünü padişahların deli, çocuk ve hasta olması ile açıklayan dünya görüşünün” sorgulanmamasını eleştirirken, “O nasıl bir toplum ya da devlettir ki yüzyıllar boyunca çocuklar hastalar ve deliler padişah olmakta ve görevde kalabilmektedir” sorusunun sorulmadığına işaret ediyor. Bozkurt Güvenç devam ederek “Böyle bir toplumda padişahın akıllı kalması tesadüf olacaktır” saptamasını yapıyor.

 

Bozkurt Güvenç’in ilginç saptamasını biraz daha düşünmenizi rica ediyoruz. Toplum olarak istediklerimizi ifade etmekte veya beğenmediklerimizi değiştirmeye çalışmakta ne kadar başarılıyız ? Avrupa Birliği kapısında geçen otuz yıla yaklaşan süreyi “kayıp” değil, tecrübe olarak lehimize çevirmeye çalışalım. Henry Ford, “Başarısızlık, yeniden ve daha akıllıca başlama fırsatından başka bir şey değildir” demiş. AB’ne tam üyelik süreci ve Ulusal Programın uygulanmasının Türkiye’nin birçok konuya yeniden ve daha güçlü başlama fırsatı kazanabilmesi olarak görüyoruz

 

HEDEFİMİZ NE ?

 

“Nereye gittiğini bilmiyorsan, nereye vardığın çok da önemli değildir”. Bu ilginç cümle Alice Harikalar Diyarında adlı ünlü romanda devamlı geç kalan tavşanla Alice arasında geçen diyalogdan aklımızda kalmış. Kişilerin ve toplumların hedeflerini, misyonlarını, vizyonlarını ve bunlara ulaşmak üzere ihtiyaç duyacakları stratejileri önceden tayin etmeleri şart. Avrupa Birliği veya IMF istedi diye yılların alışkanlıklarını değiştirmeye çalışmaktansa, toplumun ulaşmak istediği hedeflerin ne olduğunu gene “ortak akıl” yardımıyla tespit etmek ve bunlara ulaşma yolundaki yöntemleri de gene toplumun genel desteğini sağlamış çözümlerde aramak, ülkemizde pek rastlanmayan ancak gelişmiş ülkelerin olağan uygulamaları arasına girmiş süreçler.

 

Yirmi yıl önce yazdığı Rekabetçi Strateji (“Competitive Strategy”) kitabı ile ünlenen Harvard Üniversitesi profesörü Micheal Porter dünyanın gündemine soktuğu doğru “strateji” oluşturma kavramını bir yana koyarak, mantıklı hedefler belirlemenin esas zor aşama olduğunu belirtiyor. Porter işletmeler için bu hedefin tartışılmaz olarak “karlılığın arttırılması” olması gerektiğine de işaret ediyor. Profesöre göre karlılık dışında, işletmelerin koyacağı “en büyük olmak, en hızlı büyümek veya teknoloji lideri olmak” benzeri misyonlar ancak karlılık ile desteklendiği zaman başarıyı getirebilirler. Aksi takdirde, işletmeler, yeni ekonomide de yaşandığı şekilde ister istemez problemlere doğru yöneleceklerdir.

 

Micheal Porter’ın tanımlamış olduğu sınırlar çerçevesinde “yeniden yapılandırmaya” aday olduğumuz Türkiye’nin hedefi ne olmalıdır, sorusunu tartışmakta fayda var. Örneğin Hindistan en geç 2010 yılına kadar 80 milyar dolarlık yazılım ihracatına ulaşmayı kendisine hedef belirlemiş. Bu hedefe ulaşmak için eğitimli ve becerikli insan gücü ihtiyacının “kritik” olduğunu da öngörerek stratejilerini eğitim ve bilişimin ekonomideki ağırlığının arttırılması üzerine yoğunlaştırmış. Hindistan üniversitelerinden her yıl 125,000 yazılım mühendisi mezun oluyor. 2000 yılında yazılım ihracatı 6.5 milyar dolara ulaşmış ve bu rakam her sene yaklaşık %50 artıyor.

 

Türkiye için benzer hedefler koyulabilir mi ? Örneğin, 2005 veya 2010 yılının sonuna kadar Avrupa Birliği’nin üyesi olmak bizim hedefimiz midir ? Hindistan bilişim sektöründe, özellikle ABD’nin tedarikçisi veya “call-center”ı olmaya soyunmuşken, Türkiye’nin rekabet gücünü azamiye çıkartabileceği alan hangisidir ? Strateji başarının temel sebebi ise, stratejimizi “rakiplerimizden” farklı olmak üzerinde kurmamızdan daha doğal bir şey olamaz. Belki turizm, belki tarım, belki bilişim, belki üretim ama bizi farklılaştıracak ve bize azami rekabet avantajını sağlayabilecek sektör veya strateji hangisidir ? İşte bütün bu soruların cevaplarını tartışmadan “yeniden yapılanma” misyonu ile yola çıkmayı biz rasyonel bulamıyoruz.

 

Aslında bu noktada Porter daha da ileri giderek “rakiplerinin yaptığının benzeri bir ürünü (bu bir hizmet de olabilir) onlardan daha “iyi” yapmak üzerine plan kurmayı inanılmaz bir küstahlık” olarak değerlendiriyor. Özellikle de Porter’ın bu yorumunun içinde bulunduğumuz dönemde, yani bilgi ve sermayenin sınırlarının olmadığı ve akışın son derece hızlı olduğu bir küresel ekonomide daha da çarpıcı olduğu aşikar.

 

13.ADAY: TÜRKİYE

 

Yaklaşık on yıl önce baskıcı sosyalist rejimlerden kurtulmuş eski Doğu Bloku ülkelerinden çok daha iyi bir altyapıya ve serbest piyasa düzenine sahip Türkiye’nin “Lüksemburg altılısı” (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Polonya, Slovenya ve Kıbrıs) ve “Helsinki altılısı” (Bulgaristan, Latviya, Litvanya, Malta, Slovakya ve Romanya) olarak tanınan 12 aday ülkenin ardından “13. Aday”olarak tanımlanması son derece düşündürücü. Hele Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) “macerasının” 1964’de imzaladığı Ankara Anlaşması ile başladıktan sonra 1973 tarihli Katma Protokol süreciyle devam ettiği ve 6 Mart 1995 Ortaklık Konseyi Kararı’na istinaden 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren Gümrük Birliği sürecine girdiği göz önünde tutulursa. Zira “kuyrukta önümüzde” bulunan 12 aday ülkenin neredeyse tamamı son altı yıl içinde adaylık statüsü kazanmış ülkeler.

 

Karşılaştırmayı kolaylaştırmak için GE’nin efsanevi Başkanı Jack Welch’in bir milyar doların üzerinde yatırım yaptıkları Macaristan’da “bürokrasiden meritokrasi sistemine geçişlerini” kapitalizmin dönüş noktası olarak tanımladığının altını çizmek istiyoruz. Ülkemizde ise piyasa işleyiş prensiplerinin, rekabetin ve altyapının bugün herhangi bir AB üyesi ülkeden farksız olduğunu söyleyebilmek mümkün.

 

Ancak resmin bir de diğer tarafı var. Eski IMF Başkan Yardımcısı Stanley Fischer’in Sofya’da Ulusal ve Dünya Ekonomisi Üniversite’sinde (1990 yılına kadar adı Karl Marx Enstitüsü olan) 1970li yıllarda eğitim gören meslektaşı ekonomist Mark Allen’ın bir anısı “değişmeyen” bir tarafımızı da ele veriyor. O yıllarda Bulgaristan’daki üniversitenin üçüncü katındaki kütüphanesine asansörle çıkılırken, “enerji tasarrufu” amacı ile inişler merdivenlerden yürüyerek yapılırmış. Fischer bu uygulamayı alaya alarak “pekiyi her seferinde asansörü aşağı nasıl indiriyorlardı” sorusunu yöneltiyor. Bizim de aklımıza ülkemizde hala birçok asansörün üzerinde olan “Aşağıya inerken merdivenleri kullanınız” levhaları takılıyor. “Burası Türkiye” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

 

RESMİN DİĞER YANI

 

Dışişleri Bakanı İsmail Cem her fırsatta “Türkiye-AB ilişkilerinin “siyah – beyaz” olarak görülmemesi gerektiğinin” ısrarla altını çiziyor. Cem “AB bir süreçtir ve “AB bizim tek çaremiz” yaklaşımı da yanlıştır” derken “Türkiye’nin ikili ilişkilerinin avantajına” işaret ediyor. Türkiye’nin Avrasya ile Avrupa arasındaki birleştirici rolünü önemseyen Cem “kendi korkularımızdan başka korkacak hiçbir şeyimiz yok” diyor. İşte bu da sanıyoruz resmin diğer tarafı.

 

DEMOGRAFİK FAKTÖRLER

 

Biz Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olması sürecinin birçok faktörden ötürü Avrupa Birliği açısından da büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Öncelikle konuyu Avrupa Birliği’nin kendi iç dinamikleri açısından değerlendirmek gerekiyor. Demografik açıdan bakıldığında yaşlanan Avrupa nüfusunun sosyal refahının ekonomik olarak aktif bireylerin çabaları ile karşılamak her gün daha da zorlaşıyor. Her yıl dünya nüfusuna katılan 80 milyon kişinin %95’i Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkelerden geliyor. Yıllık %1.7 civarındaki nüfus artışı ile genç Türkiye belki de Avrupalı emeklilerin kurtuluş reçetesi olarak öne çıkacak.

 

Türkiye’den daha önce Avrupa Birliği’ne aday olacağı tahmin edilen Doğu Avrupa ülkelerinin, birliğin demografik sıkıntılarını azaltmayacağını da belirtelim. Zira bu ülkeler gerek nüfus olarak sınırlı bir işgücünü getirecek ve gerekse de AB üyesi ülkelere paralel azalan nüfusları ile benzer sıkıntıları kendileri de yaşıyorlar. Bu çerçevede 2010 yılına kadar belki Avrupa Birlği’nin sadece Türkiye’yi değil, “Daytona Grubu” olarak tanımlanan Arnavutluk,Bosna-Hersek, Hırvatistan, Yugoslavya (Sırbistan ve Karadağ) ve Makedeonya’yı da kucaklayacak bir planı tasarlaması şart olacak.

 

DIŞ SİYASET

 

Siyasi açıdan bakıldığında AB’nin Huntington’ın işaret ettiği bölünmeyi önlemek bağlamında da Avrupa’nın sadece Hıristiyan medeniyetin merkezi olmadığını dünyaya gösterebilme fırsatını Türkiye’nin AB üyeliği ile kazanabileceğine inanıyoruz. Ancak ayı medeniyetleri paylaşan toplumların işbirliği yapabileceği tezi dünya düzenini bozacak Batı-İslam kutuplaşmasını ve hatta 11 Eylül olaylarının tekrarı olasılığını dahi arttırabilecektir. Türkiye bu çerçevede AB üyeliği ile önemli bir rol modeli olmaya adaydır. Gene bu kapsamda ABD için vazgeçilmez bir siyasi müttefik olan Türkiye’nin Avrupa Birliği açısından da Türki cumhuriyetler ve diğer bazı üçüncü ülkelerle ayrıcalıklı ilişkiler geliştirme konusunda köprü rol oynayabilecek bir ülke olduğuna işaret etmemiz lazım.

 

EKONOMİ

 

Ekonomik açıdan Türkiye’nin adaylığını değerlendirirken 1981 yılında AB’ne katılan Yunanistan’la eşit kişi başına gelire sahip olan Türkiye’nin (USD $ 2,500) , aradan geçen yirmi yılda yerinde saydığını da görmemiz gerekiyor. Aynı dönemde ekonomik yardımlar ve yabancı sermaye akımları ile refah seviyesini arttıran Yunanistan bugün geldiği USD $ 13,000 seviyelerinden 2010 yılına kadar USD $ 20,000 seviyelerine çıkabilmeyi hedefliyor. Uzun sözün kısası, yapısal problemlerini tamamlamış bir Türkiye’nin AB ülkeleri seviyesinde bir gelir düzeyine ulaşmasını üyelik için beklemek anlamlı olmayacaktır.

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylığındaki bizce en önemli “kozunu” en sona bıraktık. Türkiye ekonomik sıkıntılara ve istikrarsızlığa rağmen, 70 milyonluk ve büyüyen bir ekonomik pazar olmaya devam ediyor. 1980li yılların %5.4’lük   ortalama büyüme oranı 1990lı yıllarda %4.1 seviyesine düşse de, Türkiye dünyanın en büyük 17.ekonomisi olma özelliğini sürdürüyor. Devlet İstatistik Enstitüsü, 2000 yılı sonunda 4.5 milyon adet civarında olan otomobil parkının 2010 yılında 12 milyon adetin üzerine çıkacağını tahmin ediyor. 2005 yılına kadar 1.5 milyon kişi civarında olan internet kullanıcılarının 10 milyona, iki milyon civarındaki bilgisayar parkının 10 milyona, onbeş milyon civarındaki cep telefonu kullanıcısının da otuz milyona yaklaşacağı uluslar arası Merrill Lynch’in tahminleri arasında. Dolayısıyla Türkiye gözönünden ayrılmayacak, vazgeçilmeyecek büyüyen bir pazar.

 

SONUÇ

 

Bundan otuz yıl önce Birleşmiş Milletler kürsüsünden SSCB’nin kapitalist Batı düzenini “gömeceğini” haykırmakla yetinmeyip, ayakkabısını çıkartarak ülkelerin temsilcilerinin kafalarına fırlatan Nikita Kruşçev’in oğlunun bugün ABD vatandaşı olarak Brown Üniversitesi’nde “Rus Tarihi” dersi verdiğini görünce “köşeli” pozisyonların değişen ve gelişen dünyada ne kadar gereksiz ve korunması zor olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için yürümekte olduğu yol ve gerçekleştirmesi gereken reformları Avrupa Birliği’nin “kötü niyetinden” dolayı dayattığı yaptırımlar değil de Türkiye’yi daha istikrarlı, daha güçlü ve güvenilir bir ülke haline getirecek reformlar olarak görmemiz gerekiyor. Özetle elimizdeki yol haritası tehditleri değil fırsatları işaret ediyor. Benzer çerçevede, üzerine düşenleri yapma gayretinde olan Türkiye’nin Avrupa Birliği tarafından desteklenmesi ve tam üyelik yolunda ilerlemesi, siyasi ve ekonomik olarak Avrupa Birliği’ne sadece fayda ve güç sağlayacaktır.

 

 

1 Dr.Kemal Derviş’in 05.03.1997 tarihinde 5.Ahmet Dallı Bankacılık Ödülleri Töreninde sunmuş olduğu “Globalleşme ve bölgeleşme Üzerine Uluslararası ve Türkiye’li Bir Bakış” konulu konuşmasının metni

 

 

 

No Comments

Post A Comment