NETWORKING ÜZERİNE TEKNOLOJİK OLMAYAN BİR YAZI

Geçen hafta içinde, Genç Yönetici ve İşadamları Derneği (GYIAD) Yönetim Kurulu üyesi Rıza Kadılar beni bir “networking” toplantısına, hem de konuşmacı olarak davet edene kadar benzer amaçlı faaliyetlerden haberdar değildi. Aslında bundan sonra da, böyle bir toplantıya katılır mıyım emin değilim. Bu kararım GYIAD toplantısının içeriği ve başarısı ile ilgili değil. Aksine GYIAD üyeleri ile keyifli bir sohbet yaptık, karşılıklı paylaşımlarda bulunduk ve inandığımı, yani bu tip toplantıların suniliğinin bende yerattığı endişeleri açıkça dile getirdim. Aslında bir kez daha benzer bir toplantıya katılma konusundaki kararsızlığım da, bu endişeler ile ilgili.


PİNG ETMEK AMA NASIL ?

Mesleğim gereği, çok fazla sayıda insanla tanışıyorum, etkileşim içinde bulunuyorum; ortalama bir yılda binin üzerinde mülakat yapıyorum. Ancak buna rağmen, GYIAD yöneticisi Rıza Kadılar’ın da varsaydığı gibi iyi bir “networkçü” olduğumdan hala emin değilim; ya da benim “networking”den anladığım, sağda solda yazılan veya konuşulanlar değil. Hiçbir konuda “skor tutmanın” anlamına inanmadığım için, toplatılarda, kokteyllerde, kart saçan, kadehi elinde av arayan ve bunu “networking” olarak görenlerden birisi değilim. Yaygın deyimiyle, “ping” etmenin, yani insanlara dokunmanın önemine inanıyorum. O dokunuşun, sıklığı veye şiddetinden daha önemlisi ise planlanmış, ama içten ve konu olan her iki partinin de değerini önemsediği bir temas olması. Örneğin her yılbaşında aynı kişilerin kartı iliştirilmiş, ama altındaki imza farklı olan iki, hatta üç tebrik kartı alıyorum. Belli ki, en üst düzey yönetici(leri)miz, asistanlarına delege etmiş, tanıdıklarının yeni yılını kutlama seramonisini. İyi de, kişisellikten, samimiyetten uzak gönderilen binlerce fabrikasyon tebrik kartının karşı tarafı mutlu etmesini ve iyi hissettirmesini mi bekliyor acaba bu en üst düzey yöneticimiz. Daha da önemlisi, sihirli kelimemiz “networking”un anlamı bu mudur ? Benzer bir mantıkla, her gün linkedin, facebook, twitter, plaxo gibi online sosyal ağlar üzerinden kaç kişi size davet mektubu yolluyor ? Bunlardan kaç tanesini hiç tanımıyorsunuz ? Daha da önemlisi, muhtemelen de sizi bağlayan online ama zayıf ağ haricinde hiçbir zaman tekrar temasınız olmayacak.


CLINTON DEYİNCE….

İletişim ağınızı geliştirmenin ve zenginleştirme çabalarının bence çıkış noktası, hayattaki hedefimizin ve misyonumuzun ne olduğunu belirleyebilmemiz olmalı. Hedefiniz ne ve sayısını ve gücünü artırdığınız ilişkilerden ne elde etmek istiyorsunuz ? İlişki yönetiminde ön hazırlık yapmak çok önemli zira Churchill’in dediği gibi “hazırlık yapmak sizi dahi yapmaz, ama dahi gibi gözükmenizi sağlar”. Hedefleme ve hazırlık deyince aklıma gelen en çarpıcı örnek ise Bill Clinton. Clinton ismini duyduğunuzda ilk aklınıza ne geliyor ? Onu nasıl hatırlıyorsunuz ? Monica ve Oval Ofis fantazilerini hariç tutarsak, eminim birçoğumuzun zihninde 1999 depreminin hemen sonrasında geldiği Türkiye’de, kucağına aldığı Erkan bebeğin burnunu sıktığı ABD Başkanı resmi yer etmiş. 1968 yılında Oxford Üniversitesi’nde düzenlenen bir kokteyl sırasında, Clinton ile tanışan bir yüksek lisans öğrencisinin ise zihnine Clinton’un kendisinin ismini, üniversitedeki bölümünü ve mezuniyet bilgilerini bir deftere not ettiği kazınmış. O zaman 22 yaşında, Oxford Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini tamamlamak üzere olan Clinton’a bu çabasının sebebini soran öğrencinin aldığı yanıt ise ilginç olmuş; Clinton kendisine “politikaya gireceğini ve Arkansas valisi olacağını” söylemiş. 22 yaşında tanıştığı herkesi el yazısı ile defterine not eden öğrenci Bill, 32 yaşında en genç Arkansas valisi, 46 yaşında ise ABD başkanı olarak seçildi. Bugün ise Clinton’un el yazısı ile oluşturmaya çalıştığı veri tabanını oluşturmak için onlarca değişik teknoloki platformu var. Fakat bu platoformlar ve sosyal ağlar amaç değil, oluşturduğunuz ilişkileri diri ve güncel tutmak için araç!

İkibinli yılların başında bir proje için Katar’da Ürdünlü genç bir mühendis ile tanışmıştım. Meslek icabı, mülakatın sonlarına doğru, kariyer hedefinin ne olduğunu sordum. Genç mühendis bana, “50 yaşında Ürdün’e başbakan olacağım !” diye cevap verince, ağzımdaki kahveyi püskürtmemek için kendimi zor tutup, “Nasıl?” diyebildiğimi hatırlıyorum. “40 yaşına kadar çalışıp, bu şirketin CEO’su olacağım. 45 yaşıma kadar CEO olarak çalışıp, politikaya atılacağım. 50 yaşında da Başbakan olarak seçileceğim. Tüm birikimlerim ile Ürdün’de bir eczane açtım; bundan sonraki kar ve birikimlerim ile eczanelerin sayısın artıracağım, zira politikaya atıldığımda bana para lazım. Her sene, bir hafta sonu, Ürdün’deki mütevazi çiftliğimde tüm tanıdığım işadamlarını, gazetecileri, siyasetçileri, bürokratları ve askerleri toplayarak, beyin fırtınası seansları düzenliyorum. Entellektüel olarak da beslenmem lazım”. Fazla söze ne hacet! İşte kariyer planlaması, işte networking ! Merak edenlere, sormadan söyleyeyim; Ürdünlü genci hala takip ediyorum; fakirin ekmeği umut; Nasrettin Hoca’nın dediği gibi; ya tutarsa!

 

No Comments

Post A Comment