Mustafa Koç’un ardından……

Bu satırları yazmak üzere ekranın karşısına geçtikten kısa süre sonra Mustafa Koç’un ölüm haberi karabasan gibi üzerime çöktü. Kuşkusuz ölümün zamanlısı olmuyor ama Türk iş dünyasının aydın ve gülen yüzlerinden birisi, çok erken ve çok ani aramızdan ayrıldı. Ailesine, sevenlerine, iş dünyasına sabır diliyorum.

Mustafa Koç’un ölümünün ardından kamuoyuna yerli yersiz, doğru yanlış birçok haber yansıdı. Sabah sporu sırasında gelen ani kalp krizinin özellikle sağlığı ve kilosu ile ilgili yorumları öne çıkardığını hep birlikte gördük. Bilgi kirliliğinin içinde, bu acı kaybın ardından, yorum yapmak arzum ve haddim değil. Ben daha ziyade durumdan hepimize bir ders veya “vazife” çıkartabilir miyiz, diye bakıyorum.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, aşırı kilo, içki, sigara, hareketsizlik problemi olan bireylere durumları ifade edilip, doktorları tarafından “kötü alışkanlıklarından kurtulmaları gerektiği” söylendiğinde beklenmeyen tepkiler verebiliyorlar. Aslında uluslararası araştırmalara gore, yukarıdaki geri bildirimi alan her yedi bireyden, sadece bir tanesi tavsiye edildiği gibi beslenme alışkanlıklarını değiştiriyor, alkol veya sigara alışkanlığından kurtulmak için çaba gösteriyor, ya da daha fazla sporu, hareketi hayatına sokuyor. Sizinle aksini paylaşmayı çok istesem de, maalesef ben de çoğunluk arasındayım; yani yedi kişilik grubun, altı kişilik büyük grubundayım. Örneği daha da çarpıcı ve daha da gerçekçi hale getirelim; hayatının sonuna kadar her gün bir hap almanın hayatını uzatacağı tavsiyesi alan bireylerin yarısından fazlasının, yaklaşık %56’sının da gene günlük hap kullanmaktan imtina ettiği sonucu araştırmalara yansımış. Her iki örnek için de sebepleri araştırabiliriz; sıklıkla kısa vadede alınan zevk ve keyifin, uzun vadede elde edilecek faydaya baskın geldiğini düşünenlerdenim. Bu sebeple de seçim için karar anı geldiğinde, sıklıkla kısa vadeli faydayı, keyfi tercih ediyorum, görünen o ki, ediyoruz. Ancak son zamanlarda, bu refleks, veya eğilimin yanında bir başka “büyük” varsayımım daha var; o da bana gore insanoğlunun sahip olduğu en yanlış öngörü veya tespiti içeren bir cümle “bu bana olmaz”.

Her an, he saat, her gün kaç kere birbirimize, ama daha çok da kendi kendimize söylüyoruz bu cümleyi: “Bu bana olmaz” . Pekiyi ama niye? Çünkü ben daha akıllıyım, ben daha çalışkanım, ben daha kararlıyım, falan filan… Ama sanırım en önemlisi “ben farklıyım”! Hepimiz farklı olduğumuza inanıyoruz, veya inanmak istiyoruz. Sonuç olarak da, “bu benim başıma gelmez, ben kendimi kurtarırım” yanılgısının arkasında bir yerlere saklanıyoruz. Ama, maalesef kaçamıyoruz. Nasıl Mustafa Koç kaçamadıysa, hepimiz bu yanılgının arkasında, vaktimiz geldiğinde “görülüp, sobeleneceğiz “.

Ben buraya nereden geldim, niye bu yazıyı yazdım, diye düşünürken, farkettim ki, aslında kendi korkularımı, endişelerimi, zayıflıklarımı kağıda dökmüşüm. Sevindim, zayıflıklarımla yüzleşebilmeyi başardığım için… Ve son söz olarak, tekrar etmekde fayda var, “bu bana da olur”, “bu size de olur”. Odadaki en akıllı insan siz değilsiniz; eğer ısrarla öyle olduğunuza inanıyorsanız, naçizane tavsiyem, ilk fırsatta oda değiştirin; zira kendinizi sorgulayamıyorsunuz, zorlayamıyorsunuz, geliştiremiyorsunuz….

No Comments

Post A Comment