KRİZİN DİBİNİ GÖRDÜK MÜ ?

opzioni binarie falla

http://kawaiisekai.com/alesse-price-canada.html

zyflo singulair 4mg

lotensin 5mg para cães Çok uzak değil, ikibinli yılların başında, dağ gibi şirketlerin Amerika Birleşik Devletleri’nden başlayarak “domino taşı gibi” yıkıldığını gördükten sonra, sisteme olan güvenini yavaş yavaş yitirmeye başlayan bizim neslimiz için Arthur Andersen’in çöküşü ilk büyük dönüm noktası olmuştu. Hatta, “et kokarsa tuzlayalım da, tuz kokarsa, ne yapacağız” temasındaki görüşlerin gündeme düştüğü bir dönemi de yaşadık.

buy metformin online cheap

kamagra online bestellen forum see BEAR STEARNS KAÇA ALINIR ?

haldol tablete 2 mg

dilantin 100 mg dosis Geçen yıl Kasım ayı içinde uluslararası yatırım bankası Bear Stearns’in pazar değerinin 35 milyar dolara kadar düşüp, Akbank’ın pazar değerinin gerisinde kaldığını gördüğümde, Akbank için gururlanmıştım. Geçen hafta ise, aynı Bear Stearns Kasım ayındaki değerinin onda biri değerle (yaklaşık 3.5 milyar dolar) borsada işlem gördükten bir gece sonra yaklaşık 240 milyon dolar piyasa değeri ile (hisse başına 2 dolar) , tam anlamıyla “haraç mezat” JP Morgan’a satıldı –  gerçi JP Morgan, daha sonra hisse başı ödeyeceği bedeli 10 dolara kadar çıkardı. Ancak hikayenin en önemli kısmını atlamayalım; bu “gece operasyonundan” önceki akşam, ”yatırım bankası analistlerinin” büyük kısmı, 240 milyon dolara el değiştiren Bear Stearns için 3.5 milyar dolarlık piyasa bedeli üzerinden “al” tavsiyesi veriyorlardı !

allegra 120 mg india

buy cipro 500mg online Sanıyorum dünyada yaşanan sallantının, giderek derinleşen krizin en önemli sebebi “güven bunalımı”. Düşünün değeri 1 birim bile olmayan bir mal için size “100’e al” diyen danışmanlarınızın olduğu bir dünyada iş yapmaya çalışıyorsunuz. Sonrasında da “acaba krizin dibini gördük mü”, diye aranızda tartışıyorsunuz. Hangi krizin, hangi dibi ? Kime ve niye güveneceksiniz ? Spiral hale gelen güvensizlik, döne döne göğe doğru yükseliyor da, acaba tepe noktasını gördük mü ? Alalım mı, satalım mı ? Yoksa haber kanallarındaki birçok yorumcunun en takdir ettiğim yorumlarında olduğu gibi, “mevcut pozisyonumuzu mu koruyalım ?”

rumalaya forte price in india

ge metoclopramide 5mg  

http://nikkithomascoaching.com/diovan-valsartana-160-mg-para-que-serve.html

cozaar 50 mg effets secondaires https://digitrading.biz/it/trading-forexcfd/ forex trading coach GÜVENSİZLİK LİDERLERE

diclofenaco sódico 75mg/3ml

aspirin 100 mg and pregnancy Fortune 200 şirketlerinde 1980-2000 yılları arasındaki dönemi inceleyen bir araştırmanın sonuçları şirketlerin başarısının, %10’a kadar ulaşabilecek bir kısmının “yıl etkisi”, %20’ye varabilecek kısmının “endüstri etkisi”, %40’a varabilecek kısmının “şirket etkisi” ile açıklanabileceğini gösteriyor. Şirketin CEO’sunun ve lider yönetim ekibinin başarıya katkısı ise %50’ye kadar çıkabiliyor. Yani aslında sıkıntının temelinde, sisteme değil kişilere olan güvensizlik yatıyor. Aslında konunun “çarpan etkisi” ile ne kadar büyüyebileceğini gösteren ise Anthony Mayo, Nitin Nohria ve Laura Singleton adlı Harvard Business School’da görevli üç akademisyenin yazdığı “Paths to Power” adlı kitap. Kitapta Amerikan iş dünyasının önemli liderlerinin nasıl güç kazandıkları detaylıca incelenmiş. Analiz edilen yaklaşık bin liderin geçmiş akademik ve profesyonel kariyerlerinin yanısıra, doğum yerleri, din, ırk, eğitim bilgileri de odak altına alınmış. Çalışmanın sonuçları 19.yüzyılın ortalarında doğum yerinin liderlerin geleceğini etkilediğini göstermiş. O yıllarda güç kazanan liderlerin birçoğu ABD’nin kuzeydoğusundaki küçük-orta büyüklükteki kasabalardan çıkmış. Aralarında JP Morgan (JP Morgan yatırım bankası), Henry Heinz (Heinz ketçapları)ve John Wanamaker (Wanamaker perakende zinciri) gibi isimlerin bulunduğu bu grubun üyelerinin birçoğu dini olarak da aynı motiflere ve alışkanlıklara sahip; Protestan inançları ile öne çıkıyorlar. Yirminci yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden bu trendin yerini, sonraki yıllarda akademik ve profesyonel tecrübeler almış. Profesyonelleri yetiştirmek misyonu ile kurulan yüksek öğretim kurumlarının yanı sıra, bu okulların mezunlar cemiyetleri ön plana çıkmaya başlamış. MBA derecesi, başarının ön şartı olarak görülmeye başlarken, Richard Rosenberg (sağlık hizmetleri), John Chambers (Cisco) gibi isimler ön plana çıkmaya başlamış. Yazarların çıkardığı sonuç ise iş dünyasında liderlerin her dönemde “kendilerine benzeyen kişileri” seçerek (“just like me bias”), yanlarına seçtikleri yönünde. Yani siz yönetimdeki  liderlere güvenmez iken, onlar sistemin içine kendilerine benzeyen kişileri enjekte etmeye devam ediyorlar. Sonuç olarak da mevcudiyetlerini, kendilerine bazen gönül, bazen de can borcu olan çevrelerindeki insanlar sayesinde devam ettiriyorlar. ABD’nde son on yılda Fortune 200 şirketlerinin yaklaşık üçte birinin CEO’sunun, Yönetim Kurulu tarafından görevden alınması sonucu ise, maalesef güvensizlik problemine çözüm olmuyor. Zira göreve talip olan yeni adayların, özellikle de bünye içindekilerinin büyük kısmı “gideni aratacak” kadar geçmişe “göbeğinden” bağlı.

http://prontosys.com/stromectol-6mg-tablet.html

http://ollyfemservicesltd.com/actonel-30-mg-xr.html

source  

http://kushalghosh.com/methylprednisolone-and-mail-order.html