KEŞKE JACK WELCH TUZLA’YA GİTSEYDİ !

Arabada, eve doğru akşam trafiğinde yavaş yavaş ilerliyorum. Radyoda, rahmetli dedemin tabiriyle “ajans haberleri” var. Spiker, “Tuzla Tersanelerinde bu kaçıncı ölüm” diye haykırırken, aklıma birden, geçtiğimiz ay içinde Istanbul’da canlı izleme şansını bulduğum Jack Welch’in sözleri geldi. İŞTCELL 2008 Liderler Konferansı için Türkiye’ye gelen General Electric firmasinin efsanevi CEO’su Jack Welch, “insan kaynakları bölümleri şirketlerde piknik düzenleme, doğum günlerini hatırlatma amacıyla kurulmamalıdır” demişti. O an salonda Welch’i dinleyen, çevremde oturan birçok şirket yöneticisinin onaylar biçimde başlarını salladıklarını da hatırlıyorum. Pekiyi biz yetenek yönetimini, etkin performans ölçümünü, yetkinlik bazlı değerlendirmeyi, 360 derece referanslamayı konuşurken, çok uzakta değil, Istanbul’un 45-50 kilometre uzağında insanların pisi pisine can vermesini nasıl açıklamak lazım ?  İnsan kaynakları bölümlerinin şirketlerde etkinliğini tartışırken, Tuzla’daki işçilerin ölümlerini de pikniklerle, outdoor eğitimlerle, ya da işçilerin doğum günlerini hatırlayarak önleyebilir miyiz ?

 

HATA KİMDE ?

Welch’in tespiti son derece doğru kuşkusuz, ancak bu tespiti “tavuk-yumurta” karmaşasından çıkartabilmek ne kadar mümkün ? Jack Welch’in eşi ve Istanbul’daki konferasın moderatörü Suzy Welch, “belki de kariyerinin sonunda, emekliliği yaklaşmış yöneticilerin bu role (insan kaynakları) atanması, insan kaynakları fonksiyonunun ismini yıpratıyordur” diye sorduğunda, Welch, yakın zamanda yaşadığı bir örneği paylaşmıştı. Yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bir toplantıda, şirket yöneticilerine, organizasyonlarında CFO’nun yanında İnsan Kaynakları yöneticilerine eş zaman ayırıp ayırmadıklarını sorduğunda, Welch salonun %1’inden daha azının olumlu yanıt verdiğini görmüş. Buradan yola çıkarak, efsanevi CEO, “bu sonucu yaratan, eğer yapılıyorsa  yanlış atamaları yapan aynı şirketlerin CEO’larıdır” deyip, işin içinden çıkmıştı.

 

CEO OLMAK KOLAY DEĞİL

Bu noktada Jack Welch’in toplantısından bir an sıyrılıp, konuyu daha iyi açıklayabilecek analitik verilere başvuralım. Fortune 200 şirketlerinde 1980-2000 yılları arasındaki dönemi inceleyen bir araştırmanın sonuçları şirketlerin başarısının, %10’a kadar ulaşabilecek bir kısmının “yıl etkisi”, %20’ye varabilecek kısmının “endüstri etkisi”, %40’a varabilecek kısmının “şirket etkisi” ile açıklanabileceğini gösteriyor. Şirketin CEO’su ile liderlik ekibinin başarıya katkısı ise %50’ye kadar çıkabiliyor. Çarpıcı sonuçlar değil mi ? Buna rağmen şirket tepe yöneticisinin, bu tabloyu değiştirme misyonu olan insan kaynakları yöneticisine yeterli zamanı vermemesi veya kurmay heyetinde CFO kadar onemli olmadığına inanması son derece ironik. Bu ironiyi ise en iyi gözler önüne seren gene Welch’in verdiği örnek olabilir; “Futbol takımının başarısını artırmak isterseniz, takımla çalışan ve oyucularla içiçe olan koçla mı birlikte olmak istersiniz, yoksa takımın masraflarını tutan muhasebe yöneticisi ile mi ? Kuşkusuz iğneyi CEO’lara batırırken, Nasrettin Hoca’nın dediği gibi, “insan kaynakları yöneticilerinin hiç mi suçu yok” diye de kendisine sormadan geçemiyor insan. “Beni aralarına almıyorlar” diye tepe yönetime serzenişte bulunmak ve “ben stratejik yönetimin parçası değilim” diye hayıflanmak kolay tarafı işin. Herşeyi söyleyebilirsiniz CEO’lara ama, başarıyı yaratacak unsurları gordüklerinde, takip etmediklerini, ya da rasyonel olmayan tüccarlar olduklarını söyleyebilmek bence en ağırı olur. Zira onlar başarıyı elde edemedikleri zaman acımasızca cezalandırılan kesimin başında geliyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz araştırmada, aynı dönemde (1980-2000) Fortune 200 şirketlerinin yaklaşık üçte birinin CEO’sunun, Yönetim Kurulu tarafından, yeterli başarıyı gösteremediği varsayımıyla  görevden alındığı tespit edilmiş. Bu resim içinde, elinizde insan kaynakları yöneticilerinin size katkıda bulunacağına dair en küçük bir umut dahi olsa, üstüne atlamaz mısınız ?


CEVAPSIZ KALAN SORULAR

Küresel tabloyu bir yana  bırakarak, tekrar Tuzla’ya dönelim. Merak ediyorum, işçilerin öldüğü tersanelerin sahibi olan şirketlerin kaçında insan kaynakları yöneticisi istihdam ediliyor ? Eğer varsa, insan kaynakları yöneticileri kaç kez tersanelerin olduğu bölgeye gelip, işçilerin dertlerini dinleyebilyor ? Bugün sizi cevabını bulamadığım sorularla sıktığımı biliyorum, ama ben bu denklemi çözemiyorum. 360 derece geri bildirim yapılan ortamlarda, işçiler kaç derece sıcaklıkta, kazanlarda haşlanmaya devam edebiliyor ? Acaba Jack Welch’i Tuzla’ya götürebilseydik, Türkiye’de birşeyler değişmeye başlar mıydı?

 

No Comments

Post A Comment