“KAZANMAK HERŞEYİ HALLEDER !”

Kazanmak herşeyi halleder (Winning takes care of everything), spor markası NIKE’in en son reklam kampanyalalarından birisinin sloganı. Daha once “gümüş madalya kazanmıyorsunuz, altın madalyayı kaybediyorsunuz” ya da “ikinci gelerek, kaybedenlerin birincisi oldunuz” benzeri iddialı sloganlarını hatırladığımız NIKE için çok da şaşırtıcı bir slogan değil. Ancak, bu kez,  cümle NIKE’in onbeş yılı aşkın bir zamandır istikrarla desteklediği Amerikalı golfçü Tiger Woods’a ait. Woods, üç buçuk yıl once, 2009 yılında özel hayatında yaşadığı çalkantıların ardından, kendisini sıkıştıran medya mensuplarına hemen her seferinde sadece bu cümleyi sarfetmeyi tercih etti. Söylemesi dile kolay, ancak son üç yıl içinde Woods golfte dünya sıralamasında birincilikten once elli sekizinciliğe kadar düştü, sonrasında ise tekrar birinciliğe yükselmeyi başardı; kuşkusuz bu mücadele sırasında aklında hep o cümle vardı: ”kazanmak herşeyi halleder”, o halde kazanmak zorundayım !

Tiger Woods’un yaşadığı bu zor dönemde onu yanlız bırakmayan az sayıda kişi ve kurum arasında da NIKE vardı. AT&T, Gatorade, Accenture, Gillette, Tag Heuer, General Motors gibi birçok marka, Tiger Woods’un özel hayatındaki çalkantıların kamuoyuna yansımasını takiben reklam ve sponsorluk anlaşmalarını sonlandırırken, NIKE ile birlikte sadece elektronik oyun üreticisi EA Sports ile saat üreticisi Rolex, Woods’a desteğini sürdürdü. NIKE, bisikletçi Lance Armstrong  ile ampute atlet Oscar Pistorious’a göstermediği anlayışı ve sabrı, Woods’a gösterdi ve en zor zamanlarında sponsor desteğini çekmedi. Konunun iletişim boyutu ve NIKE’ın duruşunun doğru ya da yanlış olmasından ziyade, Tiger Woods’un geri dönüş mücadelesini irdelemek istiyorum.  Evlilik dışı ilişkilerinin ve eşini aldatmasının kamuoyu önünde tartışılmaya başladığı 2009 yılı sonundan bugüne geçen dönemde Tiger Woods’un sprotif geri dönüşü incelenmeye değer. Ancak Woods’un bu geri dönüşünü anlayabilmek için, sporcunun kariyerinin en başına gitmek gerekecek.

Tiger Woods’un golfle buluşması, kendisini bildiği ilk yıllara, çocukluk anılarına kadar gidiyor. Daha ilk okul ve ortaokul yıllarında kendi yaş gruplarında turnuvalara katılarak, arka arkaya başarılar elde eden ve rekorlar kıran Woods, 1994 yılında golf bursuyla Stanford Üniversitesi’ne ekonomi eğitimi almak üzere kabul edildi. Hemen hemen eş zamanlı olarak (1993) da, babasının motivasyonu ile tanınmış golf koçu Butch Harmon ile çalışmaya başladı.

Stanford’da iki yıl kaldıktan sonra üniversiteyi yarıda bırakıp, profesyonelliği seçen Tiger Woods’un 1997 yılında başlayan, ödüllerle dolu başarı hikayesi, neredeyse kesintisiz 2009 yılına kadar devam etti. Bu hikayenin benim için en önemli temel taşlarından birisi ise Woods’un profesyonel olduktan sonra kazandığı ilk büyük turnuva Masters Tournament sonrasında koçu Butch Harmon ile yaşadığı anektod. Daha 22 yaşında, birbirinden yetenekli ve tecrübeli golfçülerin “uzak ara” önünde kazandığı turnuvanın ödül töreni gecesinde, Harmon, Tiger Woods’a hiç beklemediği bir geri bildirim veriyor : “Toplara yanlış bir stilde vuruyorsun; bu stille uzun vadede başarılı olmak mümkün değil”. Tekrar ediyorum , kamuoyunun Tiger Woods ismini yeni yeni tanıdığı, rakiplerinin yeteneğini kabul ve takdir ettiği ve o ana kadarki kariyerinin zirve gecesinde koçu Woods’a özetle “olmuyor” diyor. Pekiyi Woods ne yapıyor ? Koçunun tavsiyesini “koşulsuz” dinliyor, kutlamaları yarıda kesiyor, tasını  tarağını  topluyor ve “vuruş çalışmak üzere” Amerika’nın ortasında bir golf alanina giderek, haftalarca tek başına çalışıyor.

Harmon ve Woods’un örneği, aslında çoğumuzun başına gelebilecek kadar yaygın bir durum. “Doğru” işleri, görevleri üstlenmesek de, icrada mükemmellikle ve rakiplerin de hataları, ya da rakiplerin de “yanlış” işlere odaklanması ile “başarılı” olabilmek mümkün. Ancak “kazanan her zaman haklı mıdır” sorusunun cevabından bağımsız olarak, doğru işleri bulmak ve onları “iyi” icra etmek, sürdürülebilir başarının anahtarı. Bu meydan okumayı yapabilmek büyük cesaret istiyor; kazandıklarınız, elde ettiklerinizi, hatta haklarınızı “ortaya koyup” riske edebilmeyi, geriden, “sıfır noktasından” başlamayı gerektiriyor. Ancak bu meydan okumayı yapanlar da, fark yaratıp başarabilenler ve Woods gibi başarıyı sürdürebilenler. Woods 1997 yılındaki bu “farkındalığı” takiben tekrar kendini öğrenmeye, denemeye verdikten sonra 1999 yılından itibaren, uluslararası golf dünyasında girdiği neredeyse tüm turnuvaları kazanıp, dünyanın bir numaralı golfçüsü, en çok kazanan spor insanı gibi bir çok ünvanı istikarlı bir biçimde elinde tutabildi – ta ki özel hayatında fırtınalar kopana kadar.

Woods’un spor hayatındaki geri dönüşünü özel hayatında da tekrarlayıp, tekrarlayamayacağını zaman gösterecek; ancak yaşadıkları ve yaşattıkları ne olursa olsun, gösterdiği çaba ve hayata meydan okumasını kayda değer buluyorum.

No Comments

Post A Comment