GÜZEL GÜNLER UZAK DEĞİL !

İşim gereği, Avrupa’nın değişik şehirlerine oldukça sık seyahat ediyorum. Bu seyahatler arasında en sık gittiğim yerlerden birisi de Londra. Uçakla sık seyahat eden, çevremdeki birçok insan gibi ben de aktarmasız uçuşları tercih etmeye çalışıyorum. Bu yüzden de Londra’ya yaptığım seyahatlerin neredeyse tamamında Türk Hava Yolları (THY)’nı kullanıyorum.  


RAKAMLARDA THY

Avrupa Havayolları Birliği’nin* yaptığı periyodik araştırmalar, Türk Hava Yolları’nı tercih eden milyonlar arasında olduğumu gösteriyor. Avrupa Havayolları Birliği (Association of European Airlines), Türk Hava Yolları’nun da dahil olduğu 30’un üzerinde Avrupalı havayolları şirketinden oluşan birliğin adı (www.aea.be). Birlik tarafından periyodik yapılan araştırmalarda da THY’nın, karşılaştırma yapılan birçok kriter açısından oldukça iyi bir performans sergilediğinin altını da çizelim.

Birliğin geçen yılın, ilk dokuz aylık kümüle raporuna göre Avrupa’da 40.7 milyon yolcu ile Lufthansa en çok yolcu taşıyan havayolu olmuş. Air France 38.3 milyon yolcu ile ikinci, British Airways ise 25.5 milyon yolcu sayısıyla üçüncü konumda. Sıralamada Türk Hava Yolları ise 14.3 milyon yolcuyla, 31 havayolu içinde sekizinci sırada yer alıyor. Gene aynı dönemde en yüksek doluluk oranını yakalayan havayolu şirketi ise yüzde 84′le KLM olmuş. KLM’den sonra sadece üç şirketin (Air France, Iberia, Lufthansa) doluluk oranı yüzde 80′in üzerine çıkabilmiş. Türk Hava Yolları’nın doluluk oranı ise yüzde 73.5’de kalmış. Performans kriterlerinde ise, bu yılın üçüncü çeyreği içinde, Londra’ya direkt uçan diğer havayollarından bir diğeri olan British Airways, uçuşlarının sadece %58.8’ini zamanında tamamlayarak, değerlendirmeye katılan 28 havayolu arasında 26. olmuşken, Türk Hava Yolları ise %77’lik bir oranla orta sıralarda (13.lük) yer bulabilmiş. Dolayısıyla hem duygusal, hem de analitik bir seçim yaparak uçaktaki yerimi almış oldum.


LONDRA HEATHROW HAVAALANI

Son seyahatimizde de keyifli ve rahat bir uçuştan sonra, “yüzde yetmişyedilik mutlu kitle” içinde yeralıp, neredeyse vaktinden önce Heathrow Havaalanı’na indim. Kuşkusuz hangi havayolu ile uçtuğunuz kadar, nereye uçtuğunuz da seyahat performansınızı ve mutluluğunuzu etkiliyor. Londra’da indiğimiz Heathrow Havaalanı inşa edildiğinde yılda 45 milyon yolcuya hizmet vermesi planlanmışken, son birkaç yıldır 67 milyon yolcuyu ağırlıyor.

Londra’daki üç büyük havaalanının (Heathrow, Stansted, Gatwick) işletmesini İspanyol Ferrovial’ın iştiraki olan BAA (British Airport Authority) firması yapıyor. Sonuçlar ise BAA açısından çok içaçıcı değil. Geçen yılın ilk dokuz ayına baktığımızda, Gatwick’e inen uçuşların %41.2’si, Heathrow’a inen uçuşların ise %38.9’u, ortalamada yarım saatin üzerinde rötarlı iniş yapmış. Özellikle Heathrow’un kapasitesinin üzerindeki talebe cevap verme mecburiyeti, bu havaalanını en çok kullanan British Airways’in performansını da, yukarıda bahsettiğimiz şekilde olumsuz etkiliyor.

Diğer taraftan, benzer bir ilişkiyi 2007’nin son çeyreğinde bagaj kaybetme, ya da gecikmeli olarak bagaj teslim etme konusunda da görüyoruz. Uluslararası havacılık konusundaki istatistiklere göre gecikmeli bagajların %85’i 48 saat içinde sahibi olan yolcuya ulaştırılabiliyor. Bu yılın üçüncü çeyreğinde her 1,000 British Airways yolcusundan 30’unun bagajları geç olarak teslim edilebilmiş. Bu istatistik ile BA, değerlendirmeye alınan 25 havayolu arasında 24. sırada yeralmış ve sadece Portekiz Havayollarından daha iyi bir performans sergilemiş. Türk Hava Yolları ise bu değerlendirmede binde 4.8 ile ikinci en iyi performansı sergileyen havayolu olmuş. Dolayısıyla Türk Hava Yolları ile uçsanız dahi, Heathrow’a indiğinizde, tedirginliğinizin devam etmesi pek de yanlış değil.


T5 GELECEK, DERTLER BİTECEK !

Ancak güzel, aydınlık günler çok da uzak değil. Avrupa’nın en pahalı terminali olarak ünlenen T5, 27 Mart’ta Londra Heathrow Havalimanı’nda kullanıma açılacak. British Airways tarafından münhasır olarak kullanılacak terminal, toplam 4.3 milyar sterline (yaklaşık 10 milyar YTL) mal olmuş. British Airways operasyonunun %90’ının yeni terminale geçecek olması, sanıyorum hem onların hem de Heathrow performansını önemli ölçüde artıracak.

İşletmeci BAA’nin “lütfuyla” bagajlarımızı yaklaşık 45 dakika sonra, ama eksiksiz olarak bagaj bandından aldık. Havaalanından çıkıp, Londra şehir merkezine gitmek üzere kendimi bir taksiye attığımda, Yahya Kemal Beyatlı’nın dizelerinde olduğu gibi, “biz bin atlı akınlarda, çocuklar gibi şendik”.


DOKUZ AYDA ”SEÇİLEN” CEO !

Sanıyorum mesleki deformasyon, ne zaman elime yerli-yabancı bir gazete veya dergi alsam, ilk okuduğum bölümlerden biri atama sayfaları oluyor. Küresel ilaç devi GlaxoSmithKline (GSK)’in ilaç bölümünün başkanı olan David Stout’un şirketten Şubat ayı başında ayrılacağı haberine de böyle rastladım. On yılı aşkın bir süredir GSK’da çalışan Stout’un ayrılışında ilk bakışta olağan dışı bir durum gözükmese de, ayrılmasını tetikleyen süreç birçok şirkete ders olabilecek kadar ilginç.

Yaklaşık yetmiş milyar sterlinlik piyasa değerine sahip GSK, geçtiğimiz yıl Ekim ayı içinde şirketin başına 43 yaşındaki üst düzey yönetici Andew Witty’nin atanacağını kamuoyu ile paylaştı. GSK’nin tepe koltuğunu efsanevi CEO Jean-Pierre Garnier (JP)’den devralacak Andrew Witty’yi zorlu bir görev bekliyor. Çiçeği burnunda CEO, satışları önemli ölçüde düşen diyabet ilaçı Avandia’yı yeniden hayata döndürmenin yanı sıra, başlatılmış olan 1.5 milyar sterlinlik maliyet azaltıcı önlem paketinin uygulanması kapsamında yaklaşık yüzbin çalışan arasından beşbininin işine son vermek zorunda da kalacak.

Küresel ilaç devindeki zorlu bayrak devri kadar önemli olan ise, GSK’nin Andrew Witty’nin seçimi öncesinde yürüttüğü dokuz aylık araştırma süreci. Geçtiğimiz yılın başında GSK Yönetim Kurulu, Mayıs 2008’de emekli olacak JP’nin koltuğuna aday olacak üç üst düzey yöneticiye, iç seçim süreci ile ilgili bilgi verdi. Buna göre Avrupa Başkanı Andrew Witty’nin yanısıra, GSK Amerika kıtası sorumluluğunu yürüten Chris Viehbacher ile her iki yöneticinin de ”patronu” olan İlaç Grubu Başkanı David Stout’a kısa vadede olası performanslarını gösterebilecekleri projeler verildi. Her üç yöneticinin projelerdeki performansları da hem Yönetim Kurulu üyeleri tarafından hem de dış danışmanlar tarafından takip edildi. Yaklaşık dokuz aylık değerlendirme sürecinin sonunda ise Andrew Witty’nin CEO koltuğuna 2008 yılı Mayıs ayında atanacağı açıklandı.


ANDREW WITTY KİMDİR ?

Mayıs 2008’de GlaxoSmithKline şirketinin CEO’su olarak atanacak olan Andrew Witty 43 yaşında bir İngiliz. Evli ve iki çocuk babası olan Witty, Nottingham Üniversitesi’nde ekonomi lisans derecesini tamamladıktan hemen sonra 1985 yılında katıldığı Glaxo’da 22 yılda tepe koltuğa ulaşmayı başardı. Witty, kariyeri boyunca Glaxo’da İngiltere dışında Güney Afrika ve Singapur’da da ülke ve bölge yöneticiliği yaptı. CEO olmadan önceki son görevi olan GSK Avrupa Başkanlığı’na da 2003 yılında atandı. Yoğun iş temposuna rağmen özellikle eğitim ve sektörel sivil toplum örgütlerinde de aktif rol alan Andrew Witty tenis oynamanın yanı sıra, her ”Adalı” gibi kriket ve rugby seyretmeyi de seviyor.


İNSANOĞLU HER YERDE AYNI !

Diğer iki ”rakibinden” hem daha genç hem de daha az tecrübeli olan Witty’nin ataması sonrasında GSK Yönetim Kurulu, çetin yarışı ”kaybeden” iki yöneticinin herbirine yaklaşık ikişer milyon sterlin değerinde üç yıllık hisse opsiyon planı ile Yönetim Kurulu üyeliği önerdi. Ancak adaylardan David Stout, duygularına yenilerek GSK’den ayrılma kararı aldı. Viehbacher ise teklifi kabul ederek, murahhas (görevli) üye olarak Yönetim Kurulu’na girdi. Stout’un kendisinden daha genç ve kendisine bağlı çalışan Andrew Witty ile girdiği yarışın sonunda, kendisine sunulan teklife rağmen şirketten ayrılma kararı alması, aslında yetmiş milyar dolarlık bir dünya devinde de duyguların ön plana çıktığını gösteriyor.

Benzer bir durum GSK’nin yeni yönetim merkezinin belirlenmesi sırasında da yaşandı; 2001 yılındaki GlaxoWelcome ile SmithKlineBeecham birleşmesinden bu yana, ABD’nde Philadelphia’daki şirket merkezinden yönetilen GSK, bir İngilizin göreve gelmesiyle birlikte artık Londra yakınlarındaki Brendord’dan yönetilecek. Philadelphia’daki şirket merkezinde çalışan 2800 kişiye, ABD’nde istihdam edilen 25,000 çalışana ve toplam cironun yarısına karşılık gelen on milyar sterlinlik ABD satışına rağmen, Andrew Witty’nin ailesi ile birlikte Londra’da yaşıyor olması, şirketin yönetiminin İngiltere’ye transfer edilmesine yetti. Gerçi bu kararın ardından, GSK tarafından ”ABD’nde artan ilaç sektörüne yönelik regülasyonların birçok ilaç devinin merkezini ABD dışına kaçırabileceği” açıklaması yapılsa da, alınan kararın Witty’nin haklı olarak ailesinden ayrı kalmak istememesi nedeniyle alındığı aşikar.

 

 

No Comments

Post A Comment